Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan DEVECİ


İslam’ın Özgürlük Anlayışı ve Adem-Şeytan Kıssası…

Yazarımız Ramazan Deveci'nin "yeni" yazısı...


"Devletin dini Adalettir. Dinin devleti de özgürlüktür. Adalet yoksa devlet dinsiz, özgürlük yoksa din devletsizdir." İmam Ali’ye ait olduğu söylenen böyle bir söz paylaşılıyor sosyal medya hesaplarında. Ancak yaptığım araştırmalarda “Devletin dini adalettir” kısmına kaynaklarda rastladım ancak sözün devamının kaynağını bulamadım.

Doğrusu İmam Ali’nin adalet ve özgürlük konusundaki hassasiyetini düşündüğümüzde, İmam Ali’nin söyleyebileceği bir söz duruyor karşımızda.  Anlam itibari ile İmam Ali söylememiş olsa da doğru bir söz.

İmam Ali’nin devletin dinin adalet, olduğu vurgusu, bir devleti Allah’ın rızasına uygun kılan değerin adalet olduğudur. Yoksa adaleti esas almadıktan sonra o devletin dini ya da, seküler bir devlet olmasının önemi yoktur.

İmam Ali’nin devlet anlayışında adalet her şeyden önce gelmiş, yönetim anlayışı olarak adaletten zerre miktarı şaşmamayı esas almıştır. Adalet bakanı sayın Abdulhamit Gül’ün “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” sözünün pratiğini uygulamıştır İmam Ali. O iç karışıklıktan dolayı Sünni dünyanın yeterince incelemediği beş yıla yakın süren hilafeti boyunca yönetim anlayışında güvenlik değil, adalet merkezli bir siyaset ortaya koymuştur. Üstelikte güvenlik zafiyetinin en yoğun olarak yaşandığı bir dönemde bunu yapmıştır.  O, Beyt’ül-malın imkânlarını tüm Müslümanlara eşit bir şekilde dağıtmış, Hz. Osman’ın yakınlarını gözeten siyasetini hiçbir zaman uygulamadığı gibi, Hilafeti sağlamlaşana kadar kimi güçlü insanlara devlet imkanlarını peşkeş çekme teklifini “ben hilafetimi adaletsizlik üzerine bina edemem diyerek” ret etmiştir. O “adalet gerçekleşsin de, isterse kıyamet kopsun” sözünü yaşamış, gerçektende ondan sonra kıyamet kopmuş İslami hilafet Muaviye eli ile Emevi saltanatına dönüşmüştür.

İmam Ali’nin hilafetinin birinci özelliği adaletse ikinci özelliği özgürlüktür. O Kendisine biat etmeyenleri biate zorlamamış, Abdullah b. Ömer örneğinde olduğu gibi sadece devlete isyan etmeyeceğine dair söz almıştır. Kendisini tekfir eden haricilere silaha sarılmadıkları sürece fikirlerinden dolayı hiçbir cezai işlem uygulamadığı gibi daha önce beytülmaldan aldıkları maaşlarına da dokunmamıştır.

‘Dinin devletinin özgürlük’ olması ifadesi ile bir dinin insanların düşüncelerine, inançlarına sağladığı özgürlüğe vurgu yapmaktadır. Çünkü Allah kullarının özgür bir şekilde, kendi inançlarını ve yaşam biçimlerini seçmelerini, adaletin hakim olduğu bir ortamda yaşamalarını istemektedir. Allah’a karşı sorumluluklarının farkında olan insanlara düşen, Allah’ın kullarına bu imkanı sağlamaya çalışmaktır. Kuran’ın açık ifadesi ile dinde zorlama yoktur. (Bakara- 256)

Kuran’da Adem kıssasının İslam’ın özgürlük anlayışını anlamak için önemli olduğunu düşünüyorum. Adem kıssasını doğru anlamadan Kuran’ın özgürlük anlayışı anlaşılamaz.

Onun için öncelikle öneminden dolayı Kuran’da birçok yerde tekrar tekrar anlatılan Adem kıssasını Araf suresinden okuyalım…

“Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, ‘Adem için saygı ile eğilin’ dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. Allah, ‘Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?’ dedi. (O da) "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın" dedi. Allah, ‘Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın’ dedi.

Şeytan dedi ki: ‘(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver’ Allah da, ‘Sen süre verilenlerdensin’ dedi.

Şeytan dedi ki: ‘(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.’ 

Allah dedi ki: ‘Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum’." (A’raf  11- 18)

Adem- Şeytan kıssası Kuran’da başka yerlerde de anlatılır. Ben önceleri bana basit gelen bu kıssanın niye Kuran’da bu kadar tekrar edildiğine hayret ederdim doğrusu bana çokta anlamlı gelmezdi. Kıssayı okudukça Adem- Şeytan kıssasının asıl mesajının İslam’ın  özgürlük anlayışı olduğunu düşünmeye başladım. Söz konusu ayetlerde şeytanın insanları saptırmak için Allah’tan izin istemesine ve Allah’ında şeytana bu izni vermesine dikkat çekmek istiyorum. Dikkat ederseniz insanları saptıracağım diyen şeytana Allah kullarını saptırması için izin veriyor.

Bir tarafta İnsanları saptırmak için izin isteyen şeytana izin veren bir Allah diğer tarafta ise Allah adına Allah’ın dinini korumak için Allah’ın kullarının dini farklı yorumlamasına izin vermeyen Müslümanlar… Bu Müslümanlara sormak istiyorum siz Adem- Şeytan kıssasını hiç okumuyor musunuz?

Müslümanların bu durumunu gördükten sonra Rabbim Adem- Şeytan kıssasını Kuran’da sık sık hatırlatmasının hikmeti Müslümanlara İslam’ın özgürlük anlayışını özümsetmekmiş diye düşünmeye başladım.

Ne yazık ki Kuran’ın sıkça vurgulamasına rağmen İslam’ın özgürlük anlayışını doğru anlayamadığımız için insanları düşüncelerinden dolayı mahkum edebiliyor, mürtet diye öldürebiliyoruz. Kuran’ı farklı yorumlayan insanları sapık kafir diye tekfir edebiliyoruz. Bir yerde inkar yoksa tevil varsa tekfir söz konusu olamaz.

Bugün Müslümanların ne yazık ki çoğu, Ehl-i Sünnet adına Ehl-i beyt adına kendileri gibi düşünmeyen Müslümanlara “Şöyle düşünüyorsun. Bu konuda böyle söylüyorsun. Efendim bu soruya şöyle cevap verdin. Şu Hadisi reddettin sen sapıttın İslam’a zarar verdin bunları konuşturmamak lazım, bunları çalıştırmamak lazım”  gibi hezeyanlarla Allah adına hüküm vererek, farklı düşüncelere hayat ve ifade hakkı tanımak istemiyorlar.

Yukarıdaki ayetler gösteriyor ki söz konusu sapıklıksa bile insanların sapıtma hakkı var. Bu sapıklıklarından dolayı da yarın hesap gününde hesap soracak olan alemlerin rabbi olan Allah’tır. Bize düşen ise insanlara hakaret  etmeden güzelce uyarmak, sözün doğrusunu güzelini söylemek, sözün doğrusuna güzeline uymaktır.

Ancak bugün İslam’ın özgürlük anlayışını özümseyemediğimiz için, içinde yaşadığımı coğrafyada bir bakıyorsunuz, bir İslamcı yazar farklı düşüncelerinden dolayı kitap fuarına sokulmuyor, hatta sokulmamakla kalmıyor darp ediliyor, bu durumu haber alan bazı İslamcılar bu adam fazla bile konuştu dayağı hak etti diyebiliyorlar.  Bir başka yerde, bir İslamcı cemaatin liderinin farklı düşüncelerinden dolayı Allah rızası için konferansı engelleniyor. Yine bir başka ilahiyatçı düşüncelerinden dolayı sosyal medyada cemaatlerin linçine uğrayıp görevinden istifa etmek zorunda kalabiliyor.

Peki tüm bunları kim yapıyor? Solcular mı, ateistler mi, Kemalistler mi? hayır, Müslüman olduğunu söyleyenler güya İslami cemaat iddiasındaki yapılar yapıyor.

Bu Müslümanlar geçmişte İslam’ın ne kadar özgürlükçü bir din olduğunu anlatıyorlardı. Ne oldu sizin özgürlükçü din anlayışınıza. Yoksa özgürlükler size lazım olduğunda mı özgürlükçü idiniz. Bugün güç ve iktidar sahibi olunca özgürlük anlayışınız değişti mi?

Özgürlük anlayışımızı Kuran ayetleri ile yeniden test etmenin zamanı geldi de geçiyor bile benden söylemesi….

 



YAZARLAR