Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Enes TARIM


İSLAMİ YÖNETİM ve TEMEL ESASLAR

Enes Tarım'ın "yeni" yazısı...


Hazreti peygamberin hayatta iken uyguladığı özgürlükçü tavrı bugünün İslam dünyasında göremiyoruz maalesef… 

Dayatmacı ve olmazsa olmazcı fasit bir daire içerisinde yüzyıllardır dolanıp duruyoruz. 

Şia’nın naslara dayandırdığı imamet teorisi ve Sünniliğin de yönetimin Kureyş’e ait olduğu tezi arasında gidip geliyoruz...

Oysa tarihi ne Şia yazdı ne de Sünniler…

Kim güçlü ise hangi kabilenin savaşçısı çoksa o halife oldu. 

Halife öldüğünde de yerine varsa oğlu geçti; yoksa da başka bir yakını... 

Hülasa nebinin vefatının ardından bin beş yüz yıl geçmesine rağmen İslam dünyasında bugün bile İslami bir siyasal sistemin nasıllığı konusu hala kafa karıştırmaya devam ediyor... 

 

***

 

Batı dünyasının İslam’a olan olumsuz algısının bir benzeri İslam dünyasında batıya karşı var. 

Ve sanırım ikisi de biri birini besliyor.

Müslümanlarda batı medeniyetine aynıfobik yaklaşıyor. 

Öyle ki batıya en küçük meyil ve öykünüş bile bir akaid sorunu mesabesinde değerlendiriliyor.

Oysa her iki medeniyet arasında siyasal yönetim felsefesi anlamında derin benzerlikler var. 

Allah resulü, vahiy olmayan konularda ashabıyla istişare edişi ve çoğunluğun fikrine saygı duyardı.

Farklı düşündüğü konularda bile çoğunluğun fikrine uyardı. 

O Uhud’da kendisi gibi düşünmeyen bazı sahabenin “düşmanı şehrin dışında karşılama” fikrine tereddütsüz uymuştu.

Ve hayatı boyunca önemli birçok kararı ashabıyla istişare edip tek tek insanların desteklerini onaylarını alarak hareket etti. 

Ne istişare ne de biat esnasında hiç kimseyi hiçbir şekilde baskı altına almadı ve zorlamadı. 

Onun zamanında insanlar iman edip etmeme konusunda hür olduğu gibi, iman ettikten sonra da alınan kararlara katılma ve o kararların sonuçlarına uyma konusunda tamamen serbestti.

Nitekim alınan kararlara mazeretsiz uymayıp savaşa katılmayan ya da yarı yoldan dönenlere bir süre konuşmama gibi bir tavır almanın dışında hiçbir müeyyide uygulamadı. 

“Hicret sonrası ilk icraatlarından biri Medine’deki tüm çevrelerin üzerinde mutabık oldukları bir sözleşme yaparak bu sözleşmeyi, adalet, eşitlik ve özgürlük temeline dayandırmak olmuştu. 

“O Medine ahalisine şu soruyu sormuştu: “Siz bizimle barış ve eşitlik temelinde yaşamayı mı, yoksa düşman bilip savaşmayı mı seçiyorsunuz?

Bu soru Müslümanların başkaları üzerinde baskı veya egemenlik kurma niyetlerinin olmayışının delilidir. Zira İslam inancının temeli insanların birbirlerinin ancak eşiti, paydaşı ve kardeşi olabileceğini emreder; egemeni değil... “ (1) 

Bundan şunu anlamalıyız ki, doğru ve yanlış belli olduktan sonra insanın yanlışı seçme özgürlüğü de vardır ve bunu kimse engelleyemez... 

Buna Allah’a inanıp inanmamak konusu da dâhil.

“Gerçek şu ki biz insanı bir sıvı karışımından yarattık. Özgür iradeleri ile yapacakları şeyler ortaya çıksın diye; kendisini iştir ve görür kıldık. Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör…”  (İnsan, 2-3)

 

***

 

İnsanların doğuştan edindiği, yaratıcının doğuştan verip sonradan alınamaz ve devredilemez haklar vardır. 

Genel olarak doğada bulunan, özelde ise insan fıtratında yaratıcının takdir ettiği doğal bir düzendir. 

Ve bu doğal hukuktur. 

Buna göre insan hak ve özgürlükleri, doğal/ilahi hukuktan kaynaklanan, hiçbir şekilde sonradan alınamaz ve devredilemez haklardır.

Kur’an bu konuda yeterince açıklayıcıdır:“ O halde sen Allah’ı birleyen olarak yüzünü dosdoğru bu dine çevir; Allah’ın fıtratına (sünnetine, tabiat kanununa). İnsanları ona göre yarattığı o fıtrat kanununa. Allah’ın tabiat kanununda hiçbir değişiklik olmaz! İşte dosdoğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmiyor…” (Rum, 30)

“Şüphesiz Biz insanı en güzel tabiatta yarattık…” (Tin, 4)

O halde her insanın yanlışı seçme hakkı vardır diyebiliriz: 

“Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?” (Yunus, 99)

 

***

 

Allah resulünün uygulamaları çok açık ve nettir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; kamusal alan o toplumda yaşayanların tümüne ait ortak bir alandır ve o alanla ilgili söz söyleme hakkı eşit şekilde herkese ait olmalıdır.

Burada belki hakkında nas olan konularda Müslümanların tavrının ne olacağı sorusu önem kazansa da şüphesiz toplumun çoğunluğunun onay vermediği; zorlama ve icbarla alınan hiç bir karar meşru değildir. 

Bunun harici, bir hak gaspıdır…

Bir kişinin, bir kabilenin veya bir zümrenin, topluma rağmen toplumu yönetmeye kalkışması, hem hukuk, hem ahlak ve hem de İslami açıdan gayri meşrudur.

Zira herkes özgür olarak doğduğu gibi, siyasal olarak da eşit hak ve statüye sahiptir. 

İmamet ya da hilafet dediğimiz yönetim liderliği bizzat Kuran tarafından emredilen ya da Allah resulünce önerilen bir idare şekli değildir.

İslam, insanı insanın emrine vermez; bilakis, insanı insanın emaneti görür. 

İnsanlar arasında hiyerarşiyi değil, eşitliği öngörür. 

Ortak problemlerin istişareyle çözülmesini emreder. 

Sorunun tarafı olan hiç kimseyi istişare sürecinin dışında tutmaz. 

Yönetimde rızayı (biat) esas alır. 

Hz. Peygamberin önemli birçok kararın arifesinde, ashabıyla istişare etmesi ve bunun 1500 yıl önce krallar ve melikler döneminde uygulaması çok değerlidir.

O insanların tek tek biatlarını aldı, rızayı gözetti, Müslümanlar dışındaki tüm diğer unsurlarla toplumsal her konuyu istişare etti ve onlarla beraber çok hukuklu bir yapıyı esas aldı. ( Medine Vesikası) .

Vefatı sonrası halifenin belirlenme şekli, ilgili tüm kesimlerin katılımıyla yapılmış olmasa da o gün için toplumun ileri gelen söz sahiplerinin mutabakatının alınmış olması önemlidir. 

Sonrası ise (ilk dört halife sonrası) tamamen bir yırtıcı krallar devridir.

Seçim ve şuradan tekrar bir cahiliyeye geri dönüş, tekrardan bir krallıklar çağına yöneliş, bir hilafetten saltanata evriliştir.

Ve hiçbir şekilde İslami sayılabilecek bir seçim ya da yönetim şekli değildir...

“Onlar, Rablerinin çağrısına uyarlar ve namazı dosdoğru kılarlar. İşlerini birbirlerine danışarak yaparlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayırda harcarlar…” (Şura, 38)

Selam ve dua ile…

 

Notlar:

(1) Demokrasi İslam ve Ötesi, Hüseyin Sarıgül, s. 12.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR