Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


İslami Çalışmalarda Özgünlük ve Özgürlük Bağlamında Eğitim Sorunsalı

Sadece İslami bilgileri olan kişilerin eğitimci olması yeterli görülmemelidir. Sistemin denetlenmesi ve sürekli geliştirilmesine yönelik çabala ortaya konulmalıdır. Başarılı örnekler incelenmeli ve uygulamalarda örnek alınmalıdır. Eğitime tabi tutulan gen


01. 10. 2018 Pazartesi

Zaman zaman ortaöğretim ve üniversite öğrenimleri sürecinde İslami çalışmalar yapan çevrelerde beraber olmuş gençlerle çeşitli ortamlarda paylaşımlarımız oluyor. Birçoğunun üniversite sonrası çok ağır eleştirilerle yaşadıkları ortamlardan şikâyetçi olduklarını gözlemledim. Kendilerine emek vermiş, çeşitli imkânlar sunmuş ve bunu İslami sorumlulukları gereği yerine getirmiş çevrelere kendi yetiştirdikleri(!) gençlerden, öğrencilerden gelen ve nefrete varan bu durumun nedenleri üzerinde kafa yormak gerekmektedir.

 Bu gençlerden birisi İslami düşünce alanında önemli okumalar yapmış mühendislik mezunu bir kardeşimizdi. İslami çalışma ve etkinliklerde duyarlı olmasına, kendini bilinçli ve aktif bir Müslüman genç olarak tanımlamasına rağmen düzenli bir şekilde namaz kılmadığını ancak fırsat bulursa Cuma namazlarını kaçırmamaya çalıştığını söylediğinde çok şaşırmış ve üzülmüştüm. Bunun nedeni olarak öğrencilik yıllarında yaşadığı, namazla ilgili kaldığı öğrenci yurdundaki uygulamalardı. Namazdan duygusal ve psikolojik olarak koptuğunu ve durumu düzeltmek için mücadele ettiğini, namazın öneminin farkında olduğunu vurgulayarak ifade etti. Yaşadığı bir olayın etkisinden hâlâ kurtulamadığını da anlattı.

 Epilepsi olan bir arkadaşlarının, sabah namazına kaldırmak için gelen ve ?kalk ailen geldi´ diye yalan söyleyen görevli hocaya aniden saldırdığını, tekme ve yumruklarla hocayı öldüresiye dövdüğünü, hocayı epilepsi hastası arkadaşının elinden zorla kurtarabildiklerini anlatırken o anları yeniden yaşar gibiydi. Buna benzer uygulamalar nedeni ile özellikle sabah namazlarına kalkan arkadaşlarının, Yasin suresi gibi uzunca surelerin okunduğu namazlarda nefret ve öfkeyle ağızlarından hakaretler ve küfürler döküldüğünün acı hatıralarının bu duruma neden olduğunu ifade etti.

Ramazan aylarında birçok arkadaşının oruçlu göründüğü halde gerçekte oruç tutmadıklarını, yurt binası dışındaki zamanlarda namaz dahi kılmadıklarını anlatırken, kişiliklerine işleyen bu ikiyüzlü/riyakârlık dolu yaşamın müsebbibi olarak içinde bulundukları cemaatlerin hikmet, merhamet ve ferasetten yoksun uygulamalarını gösteriyordu.

Anlamsız yasaklarla, kurallarla, baskı, tehdit ve zorlamalara dayanan, sorgulama ve eleştiriye tamamen kapalı, bilinç, ikna, güzel davranış, şefkat ve merhamete dayalı empati ve rehberlikten uzak uygulamalarla psikolojik sorunları olan bireyler yetiştirmekten öte sonuçlar elde edilemeyeceğinin göstergesi niteliğindeydi yaşananlar.

Yakın geçmişte yaşanan ve kamuoyuna yansıyan öğrenci yurtlarındaki taciz vakaları karşısında ?kol kırılır yen içinde kalır´ mantığı ile reflekseler ortaya koymak, bir komplo ve provokasyon vakası gibi görüp savunma geliştirmek İslami cemaat ve yapılardaki çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğine yönelik gittikçe kronikleşen sorunların daha da patolojik hale gelmesine neden olmaktır.

Genel olarak kendi eğitimcilerini ve hocalarını yine kendi eğitim sistemleri içinde başarı göstermiş kişilerden seçerek süreçlerini devam ettiren bu tür yapılanmalarda, eğitimcilerin çoğunun eğitim alanlarında bir yeterliliğe sahip olmadığı görülür. Çocuk gelişimi, ergenlik, sosyal iletişim ve ilişki yönetimi vb alanlarda yeterli bir formasyona sahip olmayan hocaların ayrıca etkili bir denetleme, hesap verme ve uyguladıkları programların verimliliği ve başarısını ölçme gibi mekanizmalarında olmadığı bu yapılarda ilişkilerin temelinde itaat ve sadakat kültürü olduğu bilinen bir gerçek.

Bu tür yapıların yurtlarında kalan öğrencilerin büyük bir bölümünün yoksul aile çocuklarından olmaları sorunun derinleşmesini de beraberinde getiren diğer bir boyutu oluşturmaktadır. Yaşadıklarını paylaşabilecekleri bir aile sahiplenmesinden yoksun olan bu çocuklar çoğu zaman ?eti senin kemiği benim´ anlayışı ile adeta aileleri tarafından terk edilmiş bir duygu hali ile yaşadıkları sorunlar karşısında tek başına mücadele vermek durumunda kalırlar. Ya tamamen sinmiş bir kişilik olarak sürece teslim olurular ya da sürekli sorun çıkaran bir kişilik olarak horlanıp dışlanırlar.

Hoca ve yönetici konumunda olan kişilerin de aynı süreçlerden geçen kişilikler olduğu düşünülürse, bu sistemden özgüveni olan, gelişimini sağlıklı tamamlamış, İslami bilinci eleştirel aklın süzgecinden geçirecek bir imana, tüm duygu ve tutkularının farkındalığına sahip olduğunu söyleyebilir miyiz?..  Bu nitelikli yapılardan, iman etmenin içsel bir terbiye ve ahlakla inşasına dönüştürmeyi yaşamsal gerçekliğin sürecinde kendine bir hedef olarak belirlemiş ve bunu salih amellerle, iyiliği emir, kötülükten men şiarı ile sağlayabileceğinin basiretinde kişiliklerin çıkabilmesi mümkün değildir?

Eğitimde yasak, baskı ve zorlamalarla davranış değişiklikleri oluşturmanın mümkün olmadığını hem peygamberimizin güzle örnekliğinde ve hem de eğitim sistemi ile ilgili tüm kuram ve öğretilerde ortak bir payda olduğunun altını çizmek gerekir. Çocukluk yıllarını peygamberimizin yanında geçirmiş olan Enes bin Malik, peygamberin her hangi bir nedenle veya bir hata ve yanılış yapıldığı durumda kendisine asla öfkelenmediğini, ceza vermediğini, şiddet uygulamadığını rivayet etmiştir? Kendisine bir şeyin daha güzel ve doğru yapılmasını bizzat göstererek, tarif ederek, çok nazik ve şefkatli bir şekilde öğrettiğini bizlere aktarmıştır.

Gelişim çağında olan çocukların güzel bir davranışı veya istenilen bir bilgiyi en iyi öğretmenin yolunun sevgi, yumuşak söz ve davranış ve en önemlisi ise örnek bir ahlak ve kişilik ile oluşabileceğinin altını çizmek gerekir.

Çocuğun öğrenmesinin, eğitilmesinin en büyük motivasyonu sevgi ve güvendir. Bu duyguları almamış bir çocuğa öğretmeninin bir şey aktarması mümkün olamaz. Öyle bir şefkat, merhamet, sevgi ve güvenle çocuklar kuşatılmalı ki, verilen bir ceza bile onun gelişimine ve olgunlaşmasına katkı sunacak bir ?şefkat tokadına´ dönüşmelidir.

MEB´in eğitim politikalarının oluşturduğu İslami eğitim boşluğunun oluşturduğu arayışlara bir yanıt olarak ortaya çıkan Kur´an Kursu, hafızlık eğitimleri, medrese programları ve örgün eğitimle eş zamanlı yürütülen yurt ve cemaatlerdeki eğitimler, davet ve tebliğ çalışmaları bağlamında önemli bir işlev görmesi, buralarda yaşanan sorunların tartışılmasını engellememelidir.

İslami eğitim çalışmaları içinde bulunan yapılanmaların bireylere yönelik etkinlik ve programlarında üst düzey bir hassasiyet ve özen gösterilmelidir. Bu bağlamda bakıldığında başta geleneksel yapı ve cemaatler olmak üzere önemli yetersizliklerin olduğunun altını çizmek gerekir. Kot pantolon, kısa kol gömlek ve tişört giyilmesini, televizyon, akıllı telefon, internet, futbol, oyun ve eğlence yasağı gibi meşru(helal) olan birçok şeyin cemaat adına bir nevi haram ve yasak kılınması, nafilelerin farz gibi uygulanması, takke, sarık cübbe zorunluluğu? İstişare etmeme, öneri, görüş ve değerlendirmeye öğrencileri katmama,  güler yüzden, şaka ve espriden yoksun sürekli sert ve öfkeli konuşma üslubu gibi uygulamalar ciddiyet ve disiplinli eğitim ölçüsü olamaz?

Bu tür eğitim süreçlerini uygulayan yapılar, yaşamın gerçekliğinden, vasat olandan uzak, kendi içine kapanan entegrist, marjinal yapılar olmaktan kendilerini kurtarmazlar. Bu tür yapılanmalar, topluma yön veren, dünya çapında başarıları olan, insanlığa İslam dininin diriltici iklimini, evrensel mesajını, bir medeniyet inşası bağlamında taşıyacak önderler, düşünce adamları, sanatçılar ve herhangi bir alanda etkili üst düzey kişiler ve kadrolar çıkaramazlar.

Tüm İslami yapı ve cemaatlerin eğitim çalışmaları ve programlarını yeniden masaya yatırmaları ve konu derinlikli çalıştaylarla yeniden ele alınmalıdır. Özellikle iki alanda çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Birincisi bu süreçlerden geçmiş gençler üzerinde alan çalışmaları yapılmalı, bilimsel anketler ve saha çalışmaları üzerinden yaşanan sorunlar görünür kılınarak raporlaştırılmalıdır. Bu raporlar özellikle eğitim psikolojisi uzmanları tarafından değerlendirilmeli ve çözümler geliştirilmelidir. İkinci boyutta bu kurum ve çalışmalarda görev yapan yönetici ve hocaların yetiştirilmesine yönelik proje ve programlar geliştirilmelidir. Sadece İslami bilgileri olan kişilerin eğitimci olması yeterli görülmemelidir. Sistemin denetlenmesi ve sürekli geliştirilmesine yönelik çabala ortaya konulmalıdır. Başarılı örnekler incelenmeli ve uygulamalarda örnek alınmalıdır. Eğitime tabi tutulan gençlerin, cemaate itaat ve sadakatinden çok ?özgün ve özgür İslami kişilikler´ olmalarına yönelik duyarlılıklar merkeze alınmalıdır.

 Unutmayalım ki, bir kişinin hidayetine vesile olmak nasıl yeryüzü ve içindekilerden daha hayırlı ise tersine İslami çalışma davet ve tebliğ adına-hatalı tutum ve davranışlarla- bir kişinin İslam´dan uzaklaşmasına neden olmakta yeryüzünün ifsadına katkı sunmak kadar vahim bir sonuçlar doğurur. 



YAZARLAR