Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


İSLAMCILIK YOK MU OLDU?

Aziz Darıcı'nın yazısı;


 

İslamcılık bir yeryüzü medeniyeti olma idealinin taşıyıcılığını yitirmiş midir?

Vaziyete bakarsak bu soruya olumlu yaklaşmak pek mümkün görünmemektedir. Uhrevi idealler yerini dünyevi ideallere bırakmış durumdadır. Batı emperyalizmine karşı başlatılan asil duruş, kaypak zeminde sallanmaktadır. İslami hareketi Kur’an ve tevhid eksenli bir mücadeleyle başlatan, zulme rıza göstermeyen, bu sebeple Batı emperyalizminin kırmızı listesinde yer alan C. Efgani, H. el-Benna, S. Kutub, A. Şeriati gibi sembol isimler; 80’li ve 90’lı yılların paradigmasında takılı bırakıldılar. Çünkü onların özgün ve cesaretli çalışmalarının bugünkü İslamcılar için bile birer risk doğurduğu mesajları verilmektedir.

Elbette 100 yıllık zaman diliminde çok şey oldu. Birçok şey değişimin baskısı altında ya yok oldu ya da değişmek zorunda kaldı. İslamcılık tarih sahnesinde yerini aldığı zaman diliminde, çöken İslam uygarlığın tekrardan dirilişine niyet ederek; tüm Müslümanları sömürgeye karşı mücadeleye çağırmaktaydı. Maksat hâsıl olmayınca, İslam coğrafyasında oluşan fotoğraftaki manzara içleri burktukça, Müslüman toplumunu bilinçlendirme çalışmaları adı altında davet-tebliğ ve irşad faaliyetleri başlatıldı. Batı egemenliğine ciddi eleştiriler yapılarak Müslüman halkın tarihsel bilincine hitap edilirken; koymuş oldukları hedefler için “Yeryüzü medeniyeti olma idealinin taşıyıcılığını” yapacak kadroları inşa etme derdindelerdi. İslamcılar kısa vadede kendi egemen güçleri tarafından tehdit olarak görülmediler ama uzun vadede Batı emperyalistleri için büyük birer tehdittiler. Çünkü eylem planları bizzat Batı medeniyetinin can damarlarını kurutmaya yönelikti. O yüzden Batı, tehdidin boyutunu fark ettiği anda ya yandaşlarının eliyle ya da bizzat devreye girerek oluşan tehdidi ya oluşum veya gelişim aşamalarında akıbete uğrattı. İslamcılığın beyin takımları, sürgün-hapis-öldürme şıklarından birisiyle muhakkak tanıştırıldı. Bu şıklardan biriyle tanışmayanların akıbetini siz okurlara bırakıyorum.

İslamcılık kavramı elbette tartışmaya açıktır. Yeni tanımlamalara veya reddiyelere hazır da olmalıdır.  Gelen ve gelinen noktada İslamcılığın temsilcilerinin elbette ciddi hataları ve kusurları vardı. Toplumun bazen kalbine, bazen diline, bazen aklına, bazen de arif’liğine yabancı kaldılar. Toplumu tasarımlamak idealleri bazen toplumun hassas damarlarını incitti, bazen de kanattı. Durum acildi fakat toplum aceleye gelmedi. Sosyolojik olarak hazır olmayan, zamana yayılması gereken, sabır ve sükûnetle karşılanması gereken zamanlarda “Bu toplum ıslah olmaz” dili devreye girdi. Bu dil yüzünden hemen araya “kara kediler”in girmesi gecikmedi. Gelenek ile gelenekselcilik ayrımı, Kur'an ve Sünnet yaklaşımı, irfan ve hikmet kavramları, kulluk ve ibadet bilinci, kâfir ve Müslüman ayrımı, mücadele ve cihad dili, modernite (batı) yaklaşımı, hak ve batıl paradigması gibi konu ve kavramlar; tekâmüle ermeden, ilmi yetkinlik sorunu çözülmeden, ehliyet ve liyakat bariyeri aşılmadan, samimiyet ve tecrübe testi sosyolojik olarak gerçekleşmeden, modernitenin (Batı aklının)  yapı sökümü yapılmadan, Hz. Peygamberin getirdiği şeriatı uygulama planları yapılmadan, kendilerince haklı sebeplerden “Allah’ın nurunu tamamlayacaktır” ayetini hemencecik devreye soktular. Allah’ın, Hz. Peygamberin, Kur’an’ın yani İslam’ın bunu iman edenlere vadettiği doğrudur fakat İslamcıların vakit konusunda acele ettikleri de doğrudur.

Tıpkı Hz. Peygambere hitaben; “Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma”(1)  hissiyatı yaşıyorlardı. Ya da “(Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kahredeceksin!”(2) hassasiyeti özümsemişlerdi. Ama gelinen nokta samimi niyeti ortaya çıkarmadı. Sonuç geçmiş-şimdiki İslamcılar için farklı oldu.

Peki, İslamcılık neden krize girdi?

1- Tekâmüle ermesi gerekirdi, buna iç ve dış sebepler izin vermedi

2- Toplum ile arasındaki mesafeyi kısaltması gerekirdi, bu henüz gerçekleşmedi

3- Kur’an ve Sünnet toplumu genellikle sözel ve bilişsel olarak anlatıldı fakat pratikleşme oluşturulamadı

4- Toplumların sosyolojik ve psikolojik durumları tahlil edilmeden, hemen değişim safhalarına geçildi

5- Kullanılan dil ve üslup yerelde iş görürken; evrensel bir çağrıya dönüştürülemedi

6- C. Efgani, H. el-Benna, S. Kutub, A. Şeriati gibi sembol şahsiyetler tüketildi fakat onların paradigmasını taşıyacak kimse çıkarılamadı. İlimde yetkin entelektüel, aydın ve âlim sorunu baş gösterdi.

7- Zamanın gerçekliğine karşı İslamcılar  “fikirsel kriz” yaşamakta

8- İş görenler, işi-fikri -idealleri taşıyanlara tercih edildi. Farklılıklar yapı içinde değerlendirilemedi.

8- 28 Şubat sonrasında iktidardan taraf olmanın sonucunda önlerine bir anda gelen, kendini onun üzerinden tanımladıkları “sistem”le tanıştılar, pekte yadırgamadılar. Değişim ve dönüşüm idealleri farklı mecralara kaydı.

10-  Hayallerini sisteme akıttılar. Fiziksel değişimdeki başarıyı, özsel değişime geçiremediler

11- Genç neslin çağrılarına, yönelişlerine ciddi bakmadılar, gelen eleştirileri gelenekselci bir dille savuşturdular.

12- Hak-hukuk-adalet çağırılarını bazılarını maslahata, bazılarını kendi haklarına vurarak geri çevirdiler

13- Dünya nimetlerinin tadına vardılar. Mücadele verdikleri alanda makam ve mevki sahibi oldular. Dolayısıyla kiminle mücadele edeceğiz konusu muallakta kaldı.

14- Hareketin ruhu olan mücadele salt ahlaki boyuta indirgenince, bu iş üzerinde dirsek çürüten yapılarla aynı pozisyona geldiler. Bunun sonucunda İslamcılığın asıl vizyonu örselendi.

15- Sisteme muhaliflik mi? Muhalefet mi? Taraf mı?  Olunacak sorusu aklı ve zihinleri kurcalamakta, gönülleri araf’ta bırakmaktadır.

16- Ciddi bir modernite eleştirisi, Batı aklının yapı sökümü yapılmadığından; modernizmin ve kapitalizmin hayatlarına müdahil olmalarına engel olamadılar.

17- Dini hassasiyeti kaybedildiği, ahlaki yozlaşmanın yaşandığı, insani değerlerden kopulduğu, zulmün baş gösterdiği toplumlarda;  adalet ve özgürlük çağrılarının, hak ve hukuk taleplerinin, sessiz çığlığın öncülüğünü alamadılar. “Yani küresel modernite koşullarında İslamcılık'ın yeniden nasıl formüle edilebileceği ve hangi temellerden hareketle yeryüzünü kuşatmış Batı egemenliğinin kritiğinin yapılabileceği ve kültürlerarası bloklaşma değil de kültürlerarası kaynaşma koşullarında İslam'ın farklı kültürlere ne sunulabileceğinin hesabını yapamadı İslamcılık. Ve eleştiri içeriye döndü."(3) İslamcılığı krize sokan başka nedenler ebette vardır. Onları da eklemeyi, hatırlatmayı unutmuş değiliz. Lakin söz çok, oysa yazı kısa olmalı..!

İslamcılığın 28 Şubat öncesinde "Biz bir medeniyet kuracağız!" adlı bir söylemi vardı. Bu artık ütopya halini almaktadır. O zaman İslamcılık yok mu oldu?

Eğer Allah insanların durumuna bakıp hemen hüküm vermiş olsaydı, kıyamet çoktan kopmuş olurdu. İnsan hem umudun hem de umutsuzluğun adresidir. Bazen dinlenme-tefekkür-kızma-şaşırma zamanlarından geçiyoruzdur. Musa gibi levhaları atmış, Yunus gibi beldesini-halkını terk etmiş, İsa gibi Rabb’ine sığınmış, İbrahim gibi düşünceye dalmış, Yusuf gibi zindanı tercih etmiş, Muhammed gibi örtüsüne bürünmüş olabiliriz. Bize düşen yolda olmak, davaya sahip çıkmak, İslami değerleri insanlığın gündemine tekrardan taşımaktır. İslamcılık (ben İslami Hareket diyorum); insanlığın beklediği “İslami Medeniyet” hayalinin ürünüdür. Biraz yorulmuş, biraz tökezlemiş, biraz tefekküre çekilmiş olabilir. Zannımca da belki arınmayı beklemektedir. Kendini dava adamları, İslamcı diye geçinenlerin elinde belki yok olmak istemediğinden; Ashâb-ı Kehf gibi mağaraya sığınmış olabilir. Belki de Allah’ın tekrardan diriltme gününü beklemektedir.

NOT: Bu süre zarfında okumak, tefekkür etmek, ciddi tahliller yapmak elzemdir. Atasoy Müftüoğlu, Abdülaziz Tantik, Yusuf Yavuzyılmaz, Ümit Aktaş, Gürgün Karaman, Abdulbaki Çağatay gibi güncel konulara değinen yazarları gündeme alabiliriz. Başka yazarlar yok mu? Elbette çok değerli yazarlarımız var. Biraz daha bu konulara kafa yordukları, takip ettiğim ve de vefa gereği bir selam için adlarını andım.  Vesselam…         

1- En’âm Suresi 35. Ayet

2- Şu’arâ Suresi 3. Ayet

3- Esat ARSLAN-Jeopolitik Derinlik



YAZARLAR