Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


İSLAM SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE

Aziz Darıcı'nın yeni yazısı;


 

İbn Haldûn medeniyetleri canlı bir organizmaya benzetmiştir. Her medeniyetin bir doğuşunun olduğunu, sonrasında gelişim ve büyüme aşmasına girdiğini, sonunda ise çözülme-yokoluşa geçtiğini belirtir. İnsan için devletin, toplumsallaşmanın sonucu olarak görmektedir. Bu ise insanın tek başına anlamsızlığı üzerinden, yapamayacağı üzerinden; zorunlu olarak diğer insanlarla bir arada yaşamaya götürdüğüne vurgu yapar. Tabii olarak beraber yaşamda kendiliğinden beraberinde belli kuralları ve sınırlamaları içeren bir yapı oluşturmaktadır. Bunun adı ise devlettir. Bu devletin özeliklerinden bahsederken;  o devletin kuvvet unsurlarını üç adet unsur ile özetler:

1- Maddi unsur: Devletin sahip olduğu maddi unsurların ve gelişmiş seviyesine karşılık gelmektedir. Günümüzde ekonomik güç ile kastedilen, maddi unsurların devlet eliyle ülkeye kazandırılan ekonomik kapasiteyi ifade etmektedir. Keza İbn Haldûn, malı da devletin direği saymaktadır.

2- Ahlaki unsur: O toplumun sahip olduğu ve ilişki içerisinde bulunduğu manevi atmosferi ifade etmektedir. Bir toplumu bir arada tutan manevi(ki bu kendisi için dindir) değerlerin insanlar tarafından hayatta görünür olmasını, insanlar tarafından sahiplenmesini ifade etmektedir. Onun için ahlak, devletin dinamiklerinden esaslı bir unsurdur.

3- Asabi(milli) unsur: Ona göre asabiyetin varlığı devleti, karşılıklı sıcak ilişkilerin ve hamasetin üstün geldiği, birbirleriyle kaynaşan ve birbirleriyle kenetlenen topluluk temeli üzerinde ayakta durur hale getirmesidir. Bu sayede ortaya çıkan gücün toplumu ve devleti ayakta tuttuğunu, tehlikeleri ve kötülükleri bertaraf ettiğini belirtir. Bu unsurun asabiyetçilikten farklı bir tanımla olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

4- Adalet unsur: Toplumu bir arada tutan, devleti ayakta tutan en önemli unsur olarak sunmaktadır.  Devletin halka bakış açısını belirleyen, devletin topluma karşı tavır ve davranışlarını ölçen mizandır.

İbn Haldûn; bu unsurların değer yetimini yaşaması yani bozulmasını genelde medeniyetin, özelde devletin çöküşü olarak not düşmektedir. Sosyolojinin kurucusu olarak bilinen İbn Haldûn'un bu tespitleri toplumlar-devletler için hala doğruluğu ve geçerliliğini korumaktadır.

Toplumları-devletleri ayakta tutan veya çöküşe götüren sebepleri yukarıdaki tespitleri unutmadan bir kaç madde daha ekleyebiliriz.

1- Fikri unsur: Toplumların-devletlerin kendisini tanımladığı ve hangi kaynaktan beslendiğini ifade eden fikriyatıdır. Kurucu felsefe dediğimiz şeye tekabül etmektedir. Bizim için önemli olan hakikatle olan bağıdır. Bu bağ ne kadar kuvvetliyse devlette, toplumda o kadar güçlü olmaktadır. Bu bağın zayıflığı toplumların-devletlerin varolma iddiasını anlamsızlaştırmaktadır. Bir toplum ne kadar çok fikre-bilgiye değer verirse orada insanın kalitesi-niteliği-değeri artmaktadır. Buda toplumun geleceği için sağlam zemin demektir.

2- Evrensel unsur: İnsanın özü iyidir. O yüzden insanoğlu temiz fıtratı hep kendi üzerinde barındırır. İşte oluşturulan yapının evrenselliği bu temiz fıtratı nasıl ortaya çıkaracağıyla ilgilidir. Sınırların belirgin olması, yapıların bu sınırlarda kendini ifade etmesi gerektiği anlaşılmamalıdır. Asıl olan insani-imani-vicdani olan değerleri sınırlar ötesine taşımaktır. Toplumları-devletleri varolma iddiasını haklı kılan gerçek iddia burada saklıdır.

3- Özgürlük unsuru: Bir yapıya "evet" demek sonsuz bir teminatı değil; ilkesel ve değersel bir iyi niyet göstergesidir. Tüm insanlığın ortak paydası hak-hukuk-adalet üçgeninde dönmektedir. Bu korunduğu sürece, insan kendisini ifade ettiği sürece, insana saygı kaybedilmediği sürece, insanın soru sormasına fırsat verildiği ve insanın eleştirileri önemsendiği müddetçe, insanın kendini gerçekleştirmesi için fırsat verildiği müddetçe beraber yaşamın, beraber hareket etmenin tadı çıkacaktır. İşte o zaman toplum yapısı daha sağlam temellere oturtulacaktır.

4- Vicdani unsur: Ahlaki yapıdan bağımsız değildir. Din insanda bir vicdan oluşturmak istemektedir. Olayların ve davranışların yargılanacağı yer orasıdır. Köreltilen, yönlendirilen, susturulan vicdan; toplumların geleceğini karartmakta, toplumda huzursuzluğa ve güvensizliğe itmekte ve Allah’tan gelen toplumsal rahmetin önüne geçmektedir.

5- Hikmet ve İrfani unsur: Hikmet unsuru bir toplumun bilgiyle ve düşünceyle ilişkisinin sağlamlığını ifade etmektedir. Devlet için bu unsur bilgi ve teknolojidir. İnsanın kendisi için sahip olduğu bilginin-düşüncenin hakikatle olan uyumluluğudur. İrfani unsur ise toplumun manevi gücüdür. Yani İslam'ın hayata yansımasıdır. İslam, sadece itikadi değil aynı zamanda sosyal bir dindir, İslam'ın sosyal nizamı dinin bir parçasıdır. İslâm dini inanç esaslarına ve ibadete verdiği önemin yanı sıra; kanunlara ve insanlar arasındaki sosyal ilişkilere ve pratik hayata da ihtimam göstermiştir. Kısaca irfani unsur, Allah ile olan kulluk ilişkisinde kendisini göstermektedir. 

Özetle; önce toplum ibtidaî merhaleden (düzelme ve toparlanmadan) olgunlaşma ve kavrayış merhalesine, sonra kökleşme aşamasına, en sonunda da açılım ve yayılma merhalesine intikal etmesi sosyal hayatın her alanında dinamik bir ahenk içerisinde seyretmesi bilimsel ve yaşamsal bir zorunluluk arz etmiştir. Ve bütün bu aktiviteler İslâm dininin doğuşunda saklı olan dinamiklere dayanmaktadır.(1) Bu dinamikleri harekete geçiren asıl ve asil unsur(İslam) olmadan gelecek inşa edilemez. Bir toplum veya devlet tahayyül edilemez. Vesselam.

NOT: Bu değerlendirme Samiye Mustafa Haşşab'ın İslam Sosyolojisi kitabından yararlanarak yazılmıştır.

 1- Kaynak: Samiye Mustafa Haşşab, İslam Sosyolojisi; çeviri: Prof. Dr. Ali Çoşkun ve Nebile Özmen, Çamlıca Yayınları 2015

 



YAZARLAR