Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


İslam Devrimi ve Şiddet/Silah Sorunu (4)

...toplumsal siyasi mücadelelerde illegal mekanik örgütlülük üzerinden silah ve şiddet kullanmak kaçınılmaz olarak araçsallaştırmayı beraberinde getirirken, diğer yandan illegalitenin dayattığı koşulların davranışsal çözülmelerin ve çürümenin önüne asla g


Toplumsal değişimin, temelde hangi dinamikler üzerinden şekillendiğine dair, dünya tarihi önemli deneyimlere sahiptir. İbn-i Haldun´un bedevilik-medenilik metaforu bu değişimi, yoksunluk/zor yaşam koşulları-refah ve konformizmin getirdiği rehavet/atalet üzerinden açıklarken, Karl Marks sermaye-emek çelişkisinin kaçınılmaz çatışması olan sömürüye karşı proleter mücadele üzerinden sosyalist devrimler, yoluyla açıklar. Arnolt Tombe, tarihi kahramanlar yapar derken savaşların değişimleri tetikleyen önemli bir dinamik olduğundan bahseder.  

Tüm toplumsal değişim kuramlarını iki temel strateji üzerinden şekillendiği söylenebilir. İlki tümevarım diye tanımlanabilecek tabandan tepeye veya aşağıdan yukarıya doğru gerçekleşen değişim, ikincisi ise tümdengelim diye tanımlanabilecek yukarıdan aşağıya değişim. Fransız devrimi, Bolşevik ve Çin devrimleri aşağıdan yukarıya bir değişimi ifade ederken, askeri darbeler, sömürgeci işgaller ise yukarıdan aşağıya değişimlere örnek verilebilir.

İslami devrim fikrinin temelinde; İran İslam devrimi vardır. 1979´da meydana gelen İslam devrimi, tüm dünyada ve İslam coğrafyalarında büyük bir ilgi ve heyecan uyandırdı. Marksistler açısından din merkezli dinamiklerle meydana gelen bu devrimi açıklamak mümkün değildi. Bir bakıma Marksist merkezli tüm ideolojik program ve teorilerin iflası anlamına geliyordu bu devrim.

İslam devrimi diğer tüm devrim hareketlerinde olduğu gibi aşağıdan yukarıya bir toplumsal değişim ile gerçekleşmişti. Temel sloganı çift kutuplu dünya düzenine karşı İslami bir alternatif ortaya koymaktı. Bu durum diğer tüm halkı Müslüman ülkelerde olduğu gibi Türkiye içinde bir rol model olarak görüldü. Bu bağlamda davet ve tebliğ çalışmaları ile tüm toplum İslami olamayan sisteme karşı bilinçlendirilecek ve örgütlendirilecek ve bu kitlesel başkaldırı gerçekleşecek olan bir İslam devrimi ile yeni İslami bir yönetim kurulacaktı.

İslam devrimi tevhidi İslami yapılarda niceliksel düzeyleri farklı olsa da devrimci düşünce ortak paydasının oluşumunu beraberinde getirdi. Örgütlenmelerin gençlik yapılanmalarında İslami devrim heyecanı önemli bir motivasyon oluşturuyordu. Dinlenen devrim marşları, giyilen yeşil parkalar forum olarak sol örgütlenmelerdeki davranış kalıp ve görselliğini aynı ruhla taşınmasını beraberinde getiriyordu. Özellikle sol örgütlenmelerde daha geniş bir toplumsal tabanı olan Alevi/Solcu gençlerin İslami dönüşümlerinde de çok etkili olmuştu, İslam devrimi.

Bu motivasyonu kıran ilk önemli gelişme Hama katliamında İran´ın sesiz kalan tavrı oldu. İslam devrimini sahiplenme, mezhepler üstü bir ortak payda üzerinden gerçekleşirken, Hama olayı bu ortak paydayı mezhepsel polarizasyon ikliminde ilk yaranın alınmasını beraberinde getirdi.

İran-Irak savaşı üzerinden yaşanılan devrimin küresel kuşatılmışlığının sıcaklığı devrime olan duygusal sahiplenmenin uzun yıllar korunmasını da beraberinde getirdi. Savaşın sona ermesi ve devrimin lideri olan İmam Humeyni´nin vefatı sonrası İran´ın politik duruşunda meydana gelen mezhepsel ve etnik içe kapanma devrimin duygusal heyecanının küllenmesini ve beraberinde yeni sorgulamaları getirdi.

Türkiye özelinde, tevhidi İslami mücadele de İslam devrimi hedefi ortak bir strateji iken, taktiksel boyutta kimi farklar vardı. Bu bağlamda kimi yapılanmalar silahı ve şiddeti dışlayan ıslahatçı ve tedrici bir program uygularken, özellikle PKK´nın silahlı mücadele sürdürdüğü ve kendisi dışında kimseye yaşam hakkı tanımadığı yerlerde silahı ve şiddeti dışlamak pratikte hiçte kolay değildi.

Derin devlet unsurlarının da PKK ile mücadelede kullanışlı bir dinamik olarak fark ettiği bu durum çeşitli ajitasyonlar ve provokasyonlar sonrasında Hizbullah-PKK çatışmasını kaçınılmaz kıldı. Bu bölgede bulunan diğer yapıların kendi aralarındaki basiretsiz rekabetleri ile beraber birkaç yıl gibi kısa bir süre içinde hem İslami gruplar arasında ve hem de PKK ile telafisi imkânsız kayıpların olduğu şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu süreci başlı başına ayrıca incelemek gerekir. Beykoz operasyonu ile liderlik düzeyinde kadroların infazının yapıldığı hareket bir sürü faili meçhul ve yargısız infazı hala yanıtlanmayı bekleyen sorularla ardında bıraktı.

Eş zamanlı olarak metropollerde siyasi suikastler, soygun ve silahlı operasyonları gerçekleştiren İslami hareket ise silahlı mücadeleyi bir ideolojik propaganda aracı olarak seçmişti. Hala mensuplarının cezaevlerinde olduğu, yurt dışında kaçak bulunduğu yapılanma da ardında İslami mücadele adına onarılması çok zor bir imaj bıraktı.

Tüm bu yaşanan deneyimler gösterdi ki toplumsal siyasi mücadelelerde illegal mekanik örgütlülük üzerinden silah ve şiddet kullanmak kaçınılmaz olarak araçsallaştırmayı beraberinde getirirken, diğer yandan illegalitenin dayattığı koşulların davranışsal çözülmelerin ve çürümenin önüne asla geçilemediği gerçekliği olmuştur.

 



YAZARLAR