Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan KAYAN


İnsanlığın Vicdan Arayışı

Yazarımız Ramazan Kayan'ın Özgün İrade Dergisi 2020 Temmuz (195.) Sayısında yayımlanan yazısı


Modern zamanlarda insani yanımız günbegün eriyor… Çoraklaşan yürekler, tutsak edilen zihinler, sürgün edilen değerler hayatı yaşanmaz kılıyor…

Küresel kötülüğe maşeri vicdan tepki vermiyor…

Vicdan kaybı insanın en derin krizi…

Vicdan yitimi büyük mazlumiyet ve mahrumiyetlerin habercisi…

Vicdan sükût etmişse, artık her türlü ahlaksızlığa alışmak durumundasınız…

Dünyanın bağrına acıların ekildiği şu günlerde vicdanları uyarmak ve örgütlemekten başka çıkış yolu da gözükmüyor…

Vicdanlara ambargo uygulayan, merhameti bloke eden bir dünyaya söyleyecek bir sözümüz olmalı…

İstatistiki bilgiler dünyada insan sayısındaki artışı haber verirken, gözden kaçan bir gerçek var… İnsanlığın eksilmesi…

Evet, insanlar çoğalırken, insanlık azalıyor…

Vücudun varlığına, vicdanın yokluğuna tanıklık ediyoruz…

İnsanoğlunun vahamet ve vahşeti de böylece başlıyor…

Yasalar, yasaklar, yaptırımlar, yargılar insanın yalnızlığını arttırıyor…

Kapital, kalkınma, kâr, kazanç insanı krizden, kaostan, kâbustan kurtarmıyor… Çünkü kalpsiz bir dünyanın kıskacında kıvranıyoruz…

İnsanlık vicdan sınavında sendeliyor…

Mazlum coğrafyaların acısı vicdanlarımızda ne kadar yankı buluyor?

Son bir yılda sadece Akdeniz’de boğulan mülteci sayısı beş bini buluyor…

Geçen yıl İtalya’da sınır dışı edilen çocuk mülteci iki bin civarında…

Arakan’a kör ve sağır kesilen bir dünyada hangi vicdandan bahsedebiliriz?

Vicdan tatilde…

İnsanlar haksızca öldürülürken, toplu ölümleri kanıksadık…

Peki, insanlık nerede?

İnsanın onuru, haysiyeti, itibarı nasıl bu kadar ucuzlayabilir?

Bu acı gerçeği en son George Floyd seslendirdi:

‘’Nefes alamıyorum!’’

Yeryüzü kötülerin elinde yaşanmaz hale geldi; kirlendi, karardı, kokuştu, kan gölüne, ateş topuna dönüştü…

Kalbini ve vicdanını yitiren insanın korku, kaygı ve kuşkusu daha bir derinleşiyor…

Nefessiz, soluksuz, sessiz, sözsüz yaşamların nesneleri haline geldik…

Hadi birçok insan aç, sakat, yoksul, yurtsuz, yuvasız kalıyor… Bari bizler vicdansız kalmayalım… “İyi ki vicdanımız var” diyebilelim…

Vicdanın bittiği yerde vahşet başını alıp gider…

Vicdan vurgun yediyse yeryüzü viran demektir…

Afrika’da kıtlığın, açlığın asıl sebebi küresel ölçekteki aç gözlülük ve vicdansızlıktır…

İnsan vicdanı kadar insandır…

Hakikatin mihengi, varlığın nirengi noktası ve toplumların ahengi, vicdana yüklüdür…

Sanma ki her beden kalıbının içindeki insandır, insanı farklı kılan vicdandır…

‘Vicdan azabımız’ yoksa azalan insanlığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor… ‘Vicdan azabımız’ yoksa iç kontrol sistemimiz işlemez hale gelmiş demektir…

Karanlık ilişkilerin, gizli işlerin en şaşmaz şahidi vicdandır…

Şayet öldürmemişsek vicdan iyi bir yargıçtır…

Müsaade edelim, vicdanımız bizi rahatsız etsin… O zaman göreceğiz, zor zamanlarda koruyucu bir melek gibi devreye giriverir…

Vicdandan ödün vermek, kötüyü ödüllendirmek demektir…

Bugün cüzdan-vicdan ikileminde maalesef vicdan mağlup…

Para konuşuyor, vicdan susuyor…

Hipokrat yemini mesleki hıyaneti önlemeye yetmiyor.

Adliye saraylarında vicdan sızlatan kararlar bitmiyor…

İnsafsız infaz memurları ‘Ali kıran baş kesen’ kesiliyor…

Pazar müşterisi sağılacak inek muamelesi görüyor…

Müteahhit, taşeron firma, taş kesilen kalplere uyarı fayda etmiyor…

Genetiği ile oynanmış gıdalar ve topyekûn raf terörü… İlaç sektörü… Kürtaj… Medya linçi… Yargısız infazlar… Haysiyet cellatları… Nasıl bir kurumsal ve küresel vicdansızlıkla karşı karşıya olduğumuzun göstergeleri…

Müşteri memnuniyetini esas alan fetvacı hocalar!.. Size de vicdan lazım… Ama biz ruhsatı bulsak da yine de vicdanımıza danışalım…

Efendimiz (sav) “Bizi aldatan (tüm vicdansızlar) bizden değildir.” diye buyursa da bugün güven vermiyoruz… Çünkü adalet ve ahlak önceliğimiz değil…

Meselemiz vicdancılık yapmak değil, yeryüzünün vicdanı olabilmek… Sadece vicdanımızı rahatlatacak birtakım seremonilerde bulunmak değil, yüreğimizi insanlığa açmaktır…

Tabii ki, vicdan istismarcılarına fırsat vermeden bir vicdan ayaklanmasını hedeflemeliyiz…

Belki de şu kokuşmuş dünyada yeni bir Hılfu’l-Fudul bizleri bekliyor…

Peki, hangi vicdan?

Vahyin terbiyesinden geçmiş bir vicdan… Azığını imandan alan bir vicdan…

Parolamız tevhid ise, vicdan pusulamız şaşmaz…

Ve Kur’an’da bir vicdan çağrısı:

“Diri diri gömülen kız çocuğunun hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman.” (Tekvir, 8-9)

Yeryüzü vicdanını ve yüreğini arıyor…

Pasif bir duygusallıktan öte aktif ve aksiyoner bir vicdan lazım…

Bireysel vicdan da yeterli değil… Toplumsal, maşeri vicdanın isyanı bekleniyor…

Vicdan sükût etmişse her türlü kötülüğü normal görmeye başlarsınız… Vicdanı bozulan, insanlığını da kaybettiğini bilsin…

Bundan sonrası dilsiz şeytanlaşma süreci demektir…

Vahye yabancılaşan nesiller; vecdini, vicdanını, verasını kaybetti…

İnsanlığın yeniden dirilişi ancak iman, vicdan ve mizanla mümkündür…



YAZARLAR