Mustafa GÜL


İNSANLIĞIN BAŞ BELASI IRKÇILIK

Yazarımız Mustafa GÜL'ÜN 'YENİ' YAZISI...


Irkını, kavmini, kabilesini üstün görüp, diğerini aşağı görme, kötü bir hastalık. Hastalık diyorum da bazıları için gurur meselesi.

 Bu hastalık insanın varoluşuyla başlamış.

Yahudi teolojisinde, İsrailoğulları seçilmiş bir ırk olarak görülür. Dinlerine bile başka ırktan birini kabul etmezler.

Araplarda ırkçılığın adı asabiyettir. Cahiliye döneminde bu asabiyet unsuru aynı ırktan olmalarına rağmen kabileler arasındaki kavgaların, geçimsizliklerin en büyük sebebiydi. Hz. Muhammed (a.s.)ın elçiliğine inanmama sebeplerinden biri de “neden bizim kabileden değil?” anlayışıydı.

Emevi ve Abbasilerin kuruluşunda ve kavgalarında hâkim zihniyet, yine kabilecilikti.

Yakın zamana kadar zenciler, Amerika’da insan bile sayılmıyordu.

Fransız İhtilaliyle getirilen ulusçuluk zihniyeti, ırkçılığı iyice körükledi. Faşizmin yayılmasıyla, Hitler Almanya’sında milyonlarca Yahudi yakıldı, yok edildi. Bugün Filistin topraklarını işgal eden Siyonistler, Hitlerin zulmünden çok daha kahpecesini Müslümanlara uyguluyor.

Ulusçuluk temeli üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ne kadar inkâr ederse etsin, ırkçı söylemlerle yıllarca övündü. “Damarlarındaki asil kan” muhafazakârın da, liberalin de, kapitalistin de, sosyalistin de gururunu okşadı.

İnsan, damarlarındaki asil kanla, mensup olduğun ırkla nasıl övünebilir? Kendini diğerinden daha üstün görebilir? Türk, Kürt, Arap, Acem, Ermeni veya Rus olarak dünyaya gelmekte insanın bir dahli var mı? 

 

 

Ne diyor Kur’an:

“Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye kavimler, kabileler haline getirdik. Haberiniz olsun ki, Allah katında en üstün olanınız, takvada üstün olanınızdır.” (Hucurat,49/13)

Bütün kâinatın yaratıcısı sesleniyor, Ey insanlar! Ey Türkler, Kürtler, İngilizler, Yahudiler, Çinliler, Araplar, Acemler!... Beni dinleyin. Ben sizi birbirinizle didişesiniz, kendinizi daha üstün görüp diğerlerini küçümseyesiniz diye kavimlere, kabilelere ayırmadım. Zaten hepiniz bir erkek ve bir kadından çoğaldınız. Ayrı renklerde ve ırklarda oluşunuzun tek sebebi, birbirinizle tanışmanız, iletişimde kolaylık sağlamanız içindir.

Sekiz milyar insan aynı renk ve aynı ırktan olduğunda iletişimdeki kaos ve kargaşayı düşünebiliyor musunuz? 30 kişilik bir sınıfta, aynı adı taşıyan beş öğrencinin bile tanınması aylar sürüyor. Bir de hepsinin isminin aynı olduğunu düşünün.

 Bizim tanışmamızı ve iletişimimizi kolaylaştırmak için, Rabbim insanoğlunu onlarca ırka, binlerce kabileye ayırmış. Arap Bekir, Acem Rüstem, Azeri Ali, Türkoğlu Veysel, Kürdoğlu Abdullah… gibi. Fakat bu farklı yaratılış, toplumların yakınlaşması, kaynaşması, tanışmasında bir güzellik bir rahatlık sağlaması gerekirken, düşmanlığa dönüşmüş. Her kavim kendini diğerinden üstün görmeye başlamış.

İşte bu durumda da hemen bir uyarı gelmiş: “Allah katında üstün olanınız, Takvada üstün olanınızdır.” Yani kim sorumluluk bilinciyle hareket eder; güzel işler yapar; adalete, hakka, hukuka riayet eder; mazlumun, yoksulun, zayıfın yanında olur; kötülükten, çirkinlikten kaçınır; yakınlarının, komşularının yardımına koşar, işte odur Allah’ın yanında üstün olan.

Rasulullah, Veda Hutbesinde yüz binlere şöyle seslenmişti:

“Ey insanlar! Sizin Rabbiniz birdir. Babanız da birdir, o da Âdem’dir. Haberiniz olsun ki takva dışında hiçbir Arab’ın, Arap olmayana, hiçbir Arap olmayanın da bir Arab’a; hiçbir siyahinin beyaza, hiçbir beyazın da siyaha karşı bir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz ki İlahi huzurda en değerliniz en muttaki (takva sahibi) olanınızdır.”

İnsanlığın en güzel örneği, son Nebi, sadece tavsiyede bulunmamış, bu söylediklerini bizzat uygulamış. Rengi siyah mı, beyaz mı veya hangi kabileden olduğuna bakmadan işi ehline teslim etmiş. İçinde Ebu Bekir ve Ömer’in de bulunduğu Bizans’a gidecek ordunun komutanlığına, itirazlara aldırmadan Yemenli Zeyd b. Harise ve Habeşli Ümmü Eymen’in 20 yaşlarındaki oğulları siyahi Üsâme’yi atamış. Bu tavrını her sahada göstermiş. Bugün ehliyet ve liyakatın sadece lafını yapıyoruz. Uygulama da eş-dost, akraba en ön sırada.

(SPOT CÜMLE): Kimse doğuştan getirdiği rengi, ırkı, kaşı ve gözünü üstünlük sebebi sayamaz. Yapıp ettikleridir onu değerli kılan. Ahiret yurdunu da övündüğü soyu-sopu, ırkıyla değil, salih amelleriyle kazanacak.

“Ahiret yurdu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve fesat çıkarmayan takva sahiplerinindir.” (Kasas,28/83)

“İman edip salih amel işleyenlere gelince, şu kesin ki güzel bir eylem ortaya koyanın emeği asla ziyan olmayacaktır.” (Kehf,18/30)

Kaynak: Özgün İrade Dergisi 2019 Ekim Sayısı



YAZARLAR