Nevzat KAYA


İnsanlığı Bekleyen En Büyük Tehlike?

Nevzat KAYA; O halde insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike nedir ya da insanlığı bekleyen en büyük bela nedir diye sorsam, acaba kim ne cevap verir?


 

Size önemli bir şey ifade etmek istiyorum. Gerçi söyleyeceğim söz bir çok kişi için pek de önemli görülmeyebilir. Fakat unutmamak gerekir ki, bir gerçeğin velevki insanların tümünün ilgi alanına girmemesi ya da önemsiz görülmesi, o hakikatin olmadığı ya da önem arz etmediği anlamına gelmiyor. Belki insanlar kendilerini kandırıyorlar veyahut da bir gaflet içindedirler. İşin aslı da zaten böyledir.İnsanlığı Bekleyen En Büyük Tehlike?

O halde insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike nedir ya da insanlığı bekleyen en büyük bela nedir diye sorsam, acaba kim ne cevap verir?

Kıtlık mı?
Açlık mı?
Savaş mı?
Faşizm, Kapitalizm, Kominizm mi?
Küresel ısınma mı?
Nükleer tehlike mi?
Doğal afetler mi?
Doğal hayatın bozulması mı?
Küresel işsizlik mi?
Zengin ve fakir arasında gitgide derinleşen uçurum mu?

Elbette bunların hepsi birer büyük sorundur ve aynı zamanda da dünyayı halihazırda saran tehlikelerdir.

Fakat bunlardan daha büyüğü hatta bunlarla kıyaslanmayacak kadar dehşet verici olanı nedir biliyor musunuz?

CEHENNEM'dir.

Evet, Cehennem insanlığı bekleyen en büyük felaket, en büyük musibet ve en büyük beladır.

Peki bu hakikat kimin gündeminde?

Kim ne kadar bunu düşünüyor ya da bunun bilincinde?

Maalesef günümüz seküler hayat anlayışı mümessilleri, bu hakikatin üstünü örtmek için türlü planlar yapan bir çalışmanın içinde duruyorlar.

Ne var ne yok herşey bu gerçeği unutturmak, anımsatmamak üzerine kurgulanmış gibi duruyor. İş hayatımızdan tutun da, hayatın hareketliliği içinde nefes nefese kalmış koşturmacalardan kim ne kadar bu bilinçle yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyor varın siz hesap edin.

Neredeyse bir vefat haberi almadan ya da bir yakınımız vefat etmeden kimsenin bunu hatırladığı/anımsadığı yok.

Kendimizi kandırıyoruz. Gerçek gündemleri rafa kaldırıp, yapay ve geçici gündemleri ana eksene koyuyoruz.

Bu yazıyı yazma süresinde hatta ve hatta siz bu yazıyı okuma süresinde bile dünyada binlerce insan öldü ve yine binlercesi de hayata yeni doğdu.

Bir çarkın döngüsü istikametindeymiş gibi, bir saniye bile durmadan ölen ve doğanların oluşturduğu bu çarktan kaç kişi haberdar acaba?

Oysa ki gelmiş geçmiş tüm peygamberler ve Allah katında insanların en hayırlıları hep bu hakikatten bahsetmişlerdir ve bizi bu eksenden alıkoyacak her türlü saptırıcı sebeplerden de önemle insanlığı uyarmışlardır.

Fakat gelgelelim ki insanoğlu bunu gerçekleşmesi uzak bir ihtimal ya da uzun bir yol olarak görüyor. Bu yüzden de peşin ve yakın olanı tercih eden bir hayatı önceliyor.

Bu yüzden ilahi kitap ısrarla bu hakikatin üzerinde duruyor ve adeta bize "sakın ha" dercesine vurgulu tonlarla uyarıda bulunuyor.

Hakikat ki, Ehli Müslim olanlar bu hakikatin bilincinde olduğu dönemlerde Asr-ı Saadet yaşamışlardır ve sonrasında da dünyaya mizan ve nizam ile ahlak ve adalet taşımışlardır.

Ne zamanki bu ahlaki duruş ve duyuş ile bilinç ve bilgi yitirilmeye başlandı, saadet dolu hayatımız bir bedbahtlığa, bir hüzne dönüşmüş oldu.

Sıkıntılı dönemler içindeyiz. Büyük sancılarla kıvranıyoruz. Rotasını kaybetmiş, ışığını yitirmiş, karanlığa düşmüş bir topluluk olduk.

Peki tüm bunları aşma imkanımız yok mu? Ya da tam tersi şöyle soracak olursak, bu handikapları aşma imkanımız var mı?

Elbette var. Evvela kendi potansiyelimizin farkında olarak İslam ahlakını bihakkın yaşamalıyız. Çünkü kalıcı ve sorun giderici bir medeniyet ancak ahlakla kaim olabilir. İnsanlığın derdine gerçek manada çözüm üretecek, inananı ve inanmayanı rahata ve huzura kavuşturacak yegane şey ahlaktır. Müslümanlar yeniden bir medeniyet inşa edeceklerse -ki bu bir zorunluluktur- bu medeniyetin seküler olmayan bir bilgi ve ahlak ile şekillenmesi gerekmektedir.

Evet, 21. yüzyılda biz müslümanlar kaybettiklerimizi tekrar kazanmak istiyorsak, yapacağımız ilk iş İslam ahlakını gereği üzere yaşamaya çalışmak olmalıdır. Şayet bunu yapamayacaksak dünyalık bir takım kazanımlara sahip olmak ne bize ne de insanlığın içinde bulunduğu sorunlara çözüm olmaz.

Müslümanların İslam ahlakına gerçek manada bürünüp, bunu hayatın tüm alanlarına yayması, insanlığı adaletle, huzurla ve barışla buluşturması, sadece bizim için bir rahmet değil, aynı zamanda tüm insanlığın selameti açısından bir fırsat olacaktır.

İşte ancak o zaman bizi bekleyen en büyük tehlike olan Cehennem'e karşı Allah'a ümit besleyebiliriz. Aksi halde inanın işimiz zordur.  



YAZARLAR