Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


İNSANLIĞA FAYDALI OLMAK

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


Kur’an'ın temel isteklerinden biriside İnsanlığa faydalı olmaktır. İnsanlığa faydalı olmanın ise iki görünümü vardır:

1. İnfak:  Başkalarını da düşünmek

2. İsar:  Önce başkalarını düşünmek

İnfak, İslam dairesine girmek isteyen herkeste bulunması gereken bir özelliği ifade eder.                                

O halde, en azından başkalarını düşünüp onlara yardımcı olmak niyeti taşımayan insan, Faydalı insan olma yeterliliğine sahip değildir denebilir. İnfak, vahyin en temel kavramlarından biridir. İnfak kelimesi; ne-fe-ka kökünden türemiştir. Lügat olarak, tükenmek, azalmak anlamlarına gelir. İnfak; malı veya benzeri ihtiyaç maddelerini hayır yolunda harcamak, tüketmek anlamındadır. Allah yolunda harcamaya infak denir. Kur'an, yaklaşık 45 yerde doğrudan türevleriyle birlikte 73 yerde infak kavramına dikkat çeker.                                                             

Sana, kimlere infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İyilik umarak yapacağınız harcama, anne babanıza, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya/bitirilemeyen hayır işlerine aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu bilir.” (bakara, 215)                                                                     

İnfakın farz olanı Zekâtın iki anlamı vardır. Birincisi artmak ve çoğalmak ikincisi arınmak Dolayısıyla verme ahlaki insani hem arındıran hem de malının çoğalmasına ve bereketlenmesine vesile olandır. Zekât veren kişi, malinin bereketini bu dünyada bereket olarak görür ve öte dünyada ona mükâfat olarak geleceğinden aslında infak ettiği şeyi misliyle kazanmış olur.                                                                                                                                                              

İkiyüzlü olan kimselere münafık denir. Dolayısıyla infak, iki yüzü olan bir verme çeşididir. Nasıl ki münafık Allah için yapıyor gibi görunmesine mükabil aslinda kendi menfaatine yapar, infak ise kaybettiriyor gibi olsada hakikatte kazandıran bir özelliğe sahiptir.                                                                                                                                                                    

İnfak sadece para ile değil fayda veren her şeyle ilgilidir. Yetimin karnini doyurmak la birlikte onunla dertleşmek ve başını okşamak da infaktır. İnfak, insanı maddiyatın şımarıklığından yani mütref olmaktan alıkoyan ilahi bir yaptırımdır.                                                                                  

Mülk Allaha aittir. Bundan dolayıdır ki mülkün Allaha şahid kılınması gerekir. Buna böyle inanması gerektiği halde aksini yapan ve mal yığan kişide nifak ahlaki oluşur. İnfak ile nifak dil bilim olarak ayni kökten gelmesine rağmen mana olarak zıtlık arz ederler. Onun için atalarımız İnfak nifakın ilacı derler. Kur’anın hedeflerinden biri insanda mülk bilincini inşa etmesidir. Kur’an sıkça yerin ve göğün ve her ikisi arasındakilerin Allaha ait olduğunu ifade eder. İnsanın en büyük mücadelesi kendisiyle olanıdır. Kendi nefsini terbiye etmek için aralıksız çaba harcayan, nefsini ilah edinmeyen biri gerçek mümindir. İnsan kendinde olmayanı başkasına veremez. Heybemizde bolca sevgi, saygı ve sabır, biriktirmeliyiz. İnsan servetini gönlüne koymadıysa infak edebilir, ama servetini gönlüne koymuşsa, putlaştırmışsa infak edemez kurban etmenin hikmetini anlamadan kendince yaşamaya devam eder.                                                                         

İnsana faydalı olmanın ikinci ve daha gelişmiş bir aşaması olan îsar ise, kendi nefsinden önce başkalarını düşünmek, kendi dertlerinden evvel insanlığın acılarını duymak şeklinde belirir. Kur'an bize gösteriyor ki, peygamberlerin özelliklerinin başında da îsar ahlakı gelmektedir.         

İsâr Arapça mastar bir kelime olup sözlükte 'bir nesneyi ihtiyar eylemek', tercih etmek, seçmek, yeğlemek, bir şeyi diğerinden üstün tutmak, öne geçirmek, ikramda bulunmak, malını cömertçe vermek gibi anlamlara gelir. Kur’an-ı Kerîm'de fiil kipi olarak beş surede zikredilmektedir. Bu surelerin dördü Mekke döneminde, biri de Medine döneminde inmiştir.

Îsâr kelimesini Cürcânî : "Yarar sağlama ve zararı def etme hususunda insanın başkasını kendisinden önde tutmasıdır ki bu, kardeşlikte son noktadır" şeklinde tarif etmiştir. Buna göre îsâr bir fedakârlıktır. Îsâr, "Başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerinden önde tutmaktır."                                                                                                                                                                  

İbni-Arabî ise îsârı şöyle tarif eder: "Îsâr, insanın ahiret mutluluğunu elde etmek amacıyla başkalarını dünya mutluluk ve hazlarında kendine tercih etmesidir. Bu tutum kuvvetli iman, sağlam sevgi ve meşakkatlere karşı sabırlı olmaktan ileri gelir."                                                                 

Evvâh ise îsarın bir aşamasını teşkil eder. Ragıp el isfahani müfredatta Evvâh, teevvühü çok olandır der teevvühü tarif eder "Hüzne delâlet eden bütün kelime ve seslere teevvüh, denir.  O halde, evvâh olan kişi; gamı, kederi, ıstırabı çok olduğundan sık sık hüznünü dile getiren ifadelerle belirginleşir. Bu hüzün ve kederin, peygamberlerde kişisel menfaat ve endişelerden değil, başkalarının mutluluğunu düşünmekten kaynaklandığını, Kuran bize bildiriyor, Evvâhlığın özellikleri içinde en önemli yer ıstıraptan şikâyet etmemek ve insanlara küserek hizmeti aksatmamaktır.                                                                                                                                         

Kur'an, ileri derecedeki fedakârlığı îsar kelimesiyle ifade etmektedir. Tasvir-i Ahlâk adlı eserinde Ahmet Rıfat,  îsarı, "Dünyevî ve uhrevî ihtiyaçlarda diğer insanları kendine tercih etmektir" diye tanımlıyor ki, buda Kur’an’ın ruhuna uygundur. îsarın belirgin özelliği, insanın, kendi nefsini ikinci plana iterek insanlığın problemlerine eğilmesi, bu problemlerin çözümü için gerektiğinde kendini feda etmesidir. îsar, makbul ve Memduh’tur ama meşrut (şart)  değildir. İsar gösterenler olmasa da insanlık kurtulabilir.                                                                                       

îsâr bir fedakârlık ve cömertliktir. Cömertliği ifade eden kerem, cûd, sehâ, ihsan gibi başka kelimeler de vardır. Fakat îsâr cömertliğin en üst derecesidir. Cömertlik olmadan îsâr da olmaz.



YAZARLAR