Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


İNSANI İSRAF ETMEK

Musab Aydın'ın yeni yazısı;


 

Her ne kadar insanlar tarafından ayıplansa da, israf toplumsal yaşamımızda fazlasıyla görülmekte. Oysa bütün dini öğretilerde olduğu gibi İslam’da da israfa dair emir ve yasaklar ilk sıralarda yer almaktadır. İnsanoğlu için dünya nimeti olarak sunulan yiyeceklerin israf edilmemesine, özellikle de ekmek hususunda dikkat edilmesine yönelik süreklilik arz eden bir değerler manzumesi var. Bir parça ekmek elimizden yere düşecek olsa telaşa kapılırız. Hemen yerden alır temizler ve üç kez öper başımıza koyduktan sonra yüksek bir yere bırakırız. Çocukluğumuzda aile sofralarında da büyüklerin tek uyarı konusu belki de yemek ve ekmek israfıyla ilgili oluyordu. Nimetlerin israfına yönelik birçok kitaplar yazılmıştır. Bu bağlamda konferansların, dini vaazların konusu olmuştur çoğu zaman. İsrafa dair yazılan kitaplar, yapılan konferanslar ve vaazlarda nedense yeme-içme ile sınırlı kalıyor. Adeta israf edilen tek şey yiyeceklermiş gibi. Az da olsa zaman israfına değinen ulu(!) hocalarımız olsa da, ne hikmetse insan israfının vahametini hiç anlatmadılar, anlatmazlar.

“Her istediğini yemek israftandır.” demiş Allah Resulü. Burada bize verilmiş bir ölçü olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Sadece kendi benliğimiz için el attığımız her şeye daha bir dikkat etmemiz lazım. Zira israf hayatımızın her alanında güçlü bir şekilde var olmaya devam ediyor. Yeme-içme ve giyim-kuşam gibi alanlarda öne çıkmış olsa da zamanın doğru kullanılmaması da israf olarak görülmelidir. Eğitimde doğru ilim, beden ve sıhhatini bilinçli kullanmak, dahası yaşamı dünyaya endeksli kılmak da önemli ölçüde israf olarak görülmelidir. Ancak en çok kaygılandıranı ise insan israfıdır.

 

İnsanoğlu egosuna teslim olunca, üzerinde hiçbir hasletin ve değerin kalmadığını görüyoruz. Yaşamı olduğundan fazla önemseyenler, amaçlarına hizmet edecek şekilde önce yakınında duran insanları kullanmaya, israf etmeye başlarlar. İsrafa yönelen insan daha çok yaşadığı aşağılık duygusunu bastırmak veya itibar satın almak için maddi olanaklarını kullanmasıyla görülüyor. Bununla beraber toplumsal yaşamda, zayıfa karşı güç kullanmaya başvurmalarıyla da bilinirler. Oysa israfı; insanın insanla, tabiatla ve eşya ile ilişkisinde haddi aşması olarak tarif etmek daha uygun düşmektedir. "Allah’ın emirleri dışına taşan her şey, israftır." demiş eskiler. Aslında yapılan her israfın hedefinde insan vardır. Yerli yerince kullanılmayan her değer bir insana veya insan toplumuna karşı zarar olarak görülmektedir. Ama en acımasızı insanın insanı direk hedef almasıdır. İnsanın insanı heder etmesi, heba etmesi yani israf etmesidir.  

Geldiğimiz noktada, insan kazanmak yerine onu kullanarak israf edilmesi revaçta. Tıpkı tek kullanımlık kâğıt mendil gibi, işini gör ve at. Eskiler, “para insanın elinin kiridir” demişler. Çünkü insan en kıymetli varlık olarak yaratılmıştı. İnsan olmanın yolu biraz da insanı “Ahsen-i takvim” olarak görmek ve ona kıymet vermek değil miydi? İnsan saygın görülmeli ve bütün eşyanın kendisine hizmet etmesi dışında bir değeri olmamalıydı. Oysa çağımızda değer yargıları değişti, para kutsal değerlerin başında yer alınca “elin kiri” olmak insana düştü. Artık kaprislerini ve egolarını tatmin etmek için insanı israf etmek sıradanlaştı. Hayatlarında yer alan ve onun için her fedakârlığa hazır olan insanları harcamayı, israf etmeyi mubah saymak bir yaşam biçimi oldu. 

Her toplumda insan kıymetliydi elbette. Lakin İslami camiada insanın değerine dair önemli vurgular olduğunu hepimiz biliyoruz. Mahzun yürekleri, çaresiz gönülleri, daralmış sineleri ferahlatmak ibadet görülüyordu. Seksenli yıllarda, bizim mahalle, insana verdiği önemle ilgi odağı olmaya başlamıştı. Dava yolunda yoldaş, yaşam kavgasında sırdaş, zor zamanlarda derttaş idik, her şeye iyi gelen bir ilaç gibiydik. Güç, siyaset ve ekonomi ile bizim mahalleye de uğrayınca, beraberinde insan israf etme hastalığını da getirmiş oldu.  Sözüne itibar edilenler  “İtibarda israf yoktur” cümlesini kurmaya başlayınca belki de onların da kastını aşan bir şekilde gelişti olaylar. “Dostum, dava kardeşim” dediklerimizin yolun daha başında insan harcamaya başlamalarını seyrettik, yeni vizyona girmiş bir film gibi. Önceleri “geçer bunlar, yeniyiz henüz tecrübeli değiliz” demiştik. Lakin böyle olmadığını zaman ilerledikçe öğrendik. Yolumuzun doğru olması, güzel olması yetmiyordu. Yol arkadaşlığımız da iyi olmalıydı. Kişiliği oturmuş, düzgün bir karaktere sahip ve insana değer vermeyi bilmeliydik.  Fakat yükselmek için insan harcamayı mubah görenlerin ruh haline bakıldığında kendilerine verilmesi gereken değer koşulsuz olmalıydı. Çünkü onlar her alanda yaptıklarıyla örnek alınması gerektiğine inanıyorlardı.

İnsan kalmayı beceremeyenler, insan harcamayı şiar haline getirdiler. Beni anlayamıyorsun diyerek hayatlarında yer alan insanları birer birer israf etmeye başladılar. Dava kardeşliği, iş arkadaşlığı, komşuluk ve nihayet akrabaya yönelmiş oldu insan israfı. Ben insan harcayan biri miyim?” diye düşünmeyen, kendini sorgulamayan insanlar olduk maalesef. Unutmayalım ki, insan harcamak, hastalıklı bir ruh halidir. Tedavisi ise gerçek anlamda bir nefis tezkiyesi ile mümkündür.

Eskiden, çocuklar israf edilmesin diye becerisine göre bir okul veya mizacına uygun mesleğe yönlendirilirdi. Zamanı geldiğinde büyüklerin sohbetlerine dâhil edilerek hayata hazırlanmalarına zemin hazırlanırdı. Hayatın her aşamasında asla yalnız bırakılma korkuları olmazdı, böylece bencil yetişmelerine de olanak bulamazlardı. Şimdilerde aile bireyleri üzerinden başladı insan israfı. Ebeveynleri tarafından şişirilmiş egoları ile kayıtsız şartsız sevilmeyi bekliyor insanlar. Her işlerinde takdir edilmeyi istiyorlar, yanlış olup olmadığına bakılmaksızın. Bu beklentiyi karşılamayan ebeveynlerin tutumu sorgulanıyor. Nasihat dinlemek ise zaten literatürde yeri kalmamış gibi. Aile kalmanın şartı genç kuşakları onaylamaktan geçiyor. Yaptıklarını sorgulamak yerine kayıtsız şartsız bir onay ile arkalarında durmaları iyi ebeveyn olmanın tek yolu gibi düşünüyorlar. “Kararlarıma kimseyi karıştırmam, anne baba bile olsa kimse için tercihimi değiştirmem” en çok duymaya başladığımız cümleler oldu. Bazen “Özgürlüğüme kimseyi karıştırmam, önemli olan benim, sen de kim oluyorsun?” türünden, ilahlık iddiasını andıran diyaloglara şahit oluyor kulaklarımız.

“İnsan, her şeyin ölçüsüdür” demiş bir garip derviş. Allah Resul’ü “İnsanın en hayırlısı insana yararlı olandır.” buyurmuş. Bu sebeple, insan gönül kırıklığına, ayrılığa, vefasızlığa, yol açmamalı, yakınında ki insanların bütün hayal kırıklıklarına derman olmalı… Allah’ın elçisi, bedevî bir topluluktan medenî bir toplum inşa ederek, insan merkezli bir medeniyet miras bırakmış oldu. Şimdi medeniyet nutukları atanlar ve medenî oldukları savıyla boy gösterenler bu medeniyetin çok gerisinde kalarak, anbean irtifa kaybediyorlar. Bu yüzden doğru bir rehberliğe ihtiyacımız var. Bizi en iyi tanıyan yüce Allah doğru yolu ve rehberi ayetiyle gösteriyor bize. And olsun ki sizin için, Allah’ı ve Ahiret Günü’nü uman ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah Resûl’ünde güzel bir örneklik vardır.” (33/Ahzâb, 21)        



YAZARLAR