Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


İNSAN: ZAMAN ve MEKÂN

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


Zaman avucumuzun içinden akıp gitmektedir. Ruhumuzun savrulduğu çöller, Kerbelâ'nın susuzluğunu andırmaktadır. Zeynep'in feryatları, mazlumların gözyaşları hüznümüzü daha da artırmaktadır. Mahzun ve masum yüzlerin içine düştükleri bu durum dayanılacak gibi değil... Lakin; zaman akıp gitmektedir ve selamını bile bizden esirgemektedir.

Artık yaşadığımız çağ, içinde bunduğumuz zaman yüzümüze bakmamaktadır. Çağrılarımıza kulaklarını tıkamaktadır. Tabiri caizse bizlere sırtını dönmüştür. Çünkü zamanın kıymetini bilemeden, hakkını vermeden bir ömrü tüketmekte; helal-haram, iyi-kötü, doğru-yanlış demeden yaptıklarımızı hanemize kâr olarak saymaktayız.

Biz zamanla varolmuşuz ancak zamanla tükeneceğiz. Lakin asıl olan zaman içinde yok olmak değil; zaman içinde varolmak, zamanın içinden yeniden dirilmektir. "Asr'a andolsun" diyen Rabbimiz, bizim için kurtuluş reçetesini yine zamanla bize sunmaktadır. Aynı zamanda bize zaman tanımaktadır. Bu zaman ki; Necip Fazıl Kısakürek'in diliyle:

Bir bak, zaman ve mekan, nasıl kuşatılmışız;

Belli ki, en tepeden en dibe atılmışız...

Mısralarında dile gelen halimizi ve ahvalimizi bize aktarmakta, bizim yaşadığımız gerçekliği yine bizim yüzümüze vurmaktadır.

Mekân; aslında “oluşun meydana geldiği yer” demektir. Kelimenin köküne baktığımızda “saygın bir yere sahip olmak” manalarına gelen "yer kaplamak" şeklinde anlaşılır. Yaratılmışlığın gereği ve de zorunluluğu olarak zamana ve mekâna konuk olmuşuz. Saygın bir yerde, saygın ve şeref sahibi bir varlık olarak başköşeye kurulmuşuz. Varlık alemi bize saygı selamını göndermektedir. Bizim bulunduğumuz konumu çok yüceltmekte, ilahi buyruk gereği emrimize amade olmuş bir şekilde; kendi zamanları içinde varoluşsal kaderlerine doğru yürümektedirler.

Bu yürüyüşte aksayan insan; daha doğrusu bu yürüyüşte havlu atan insan, zaman ve mekânın gerisinde kalmaktadır. Bu yüzden hayatı anlamamakta, kendi varlığının bilincinden uzaklaşmaktadır. Bu yüzden kendine, varlığa, hayata, zamana ve mekâna bir garip bakmaktadır. Bu değerlere şerefli bir misafir gibi bakmak yerine; bir zorba gibi tavırlar takınmaktadır. İşlediği cürümlerden çıkan kötülük zulmün etki alanını çoğaltmakta, yeryüzünün hayat damarlarını tıkamaktadır. Nefessiz kalan, can damarları kesilen hayat artık değer üretmekten uzaklaşmaktadır.

Başta kendi hayatı, yaşadığı doğası, havası, suyu... Misafir olduğu zaman ve mekan... Artık bu misafirin kendisinden feragat edeceği zamanı beklemektedir.

Modern toplumlara özgü rasyonel zaman mekân algısı, ilerleme anlayışı, neden sonuç ilişkisi üzerine kurulu dramatik-trajedik bir hikaye olarak bizlere okutmaktadır. Oysa maddi anlamda ilerliyoruz, zamansal olarak takvim yapraklarını kopartıyoruz, bilim ve teknoloji çağı diye övünüyoruz... Ama gel görki zaman ve mekâna konuk olan insan; şerefini-izzetini-saygınlığını varlık aleminde genel olarak kaybetmiş durumdadır. Çıkmış olduğu Nirvana'sında ruhunu geride bırakmanın acısını çekmektedir. Tüm değerlerine yabancılaşan, insanın evrensel değerlerini hiçe sayan bir anlayışın çıktığı zirve aslında bir düşüşün de başlangıcıdır. Belki de insanın ruhuyla tekrardan buluşması için bir düşüşü yaşaması gerektirmektedir.

Zamanı ve mekânı anlamlı kılan bizim yürüyüşümüzün neye tekabül ettiğidir. Hakikat yürüyüşü size zamanda ve mekânda olmanın doyumsuz keyfini ve huzurunu verecektir. Her erdemli davranış sizin zaman ve mekân içinde göstermiş olduğunuz asli duruşunuzun ve asıl duruşunuzun resmini fotoğraflayacaktır. Bir zamanlar bu fotoğraflara baktığımızda ise yüzümüzün güleceği, içimizin sevinçle dolacağı zamana merhaba demek duasıyla... Vesselam.



YAZARLAR