Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


İNDİRİLMİŞ VE UYDURULMUŞ DİN KAVRAMSALLAŞTIRMASI VE SÜNNET TARTIŞMASI

Yazarımız Yusuf YAVUZYILMAZ'IN "YENİ" YAZISI...


Türkiye’de yaşanan tartışmalar entelektüel zeminden uzaklaşarak sıradanlaşıyor. Benzer şekilde Kuran - Sünnet bağlantısı konusunda yaşanan tartışmalar da, asıl menşeinden uzaklaşarak iyice sığlaştı. Konu birinin tercihi ile diğerinin yok sayılmasına dönüştü. Kuran ve Sünnet arasındaki ilişkiler, Kuran ve Sünnet bütünlüğü içinde düşünülmeden çözümlenemez. Sünnet, Kur’an’ın tarihteki somut yürüyüşüdür. Bu konuyu tartışırken şu gerçeği unutmamak gerekir: Uydurma hadisler inkar edilemez bir gerçekliktir. Ancak buradan yola çıkarak İslam’ın ikinci kaynağı olan Sünnet tümüyle şüpheli hale getirilip devre dışı bırakmak doğru bir yaklaşım değildir. Bir önemli konu da Sünneti savunurken her tür hadis malzemesini savunmak durumunda kalmaktır. Bu yaklaşımdan da uzak durmak gerekir. Sahih Sünnet en doğru içtihattır. İçtihat olmadan dinin hayatla bağlantısı kurulamaz. Sünnet, Kur'an'ın hayata tatbikidir; soyut emirlerin tarihsel süreçte somutlaşmasıdır, örneklendirilmesidir.

Kur’an –Sünnet tartışmasında Hadis alimlerine de hakaret boyutuna varan ifadelerle saldırılmaktadır. Oysa, Buhari ve Müslim, İslam açısından son derece değerli bir faaliyet yapmıştır. Kendi bilgi donanım ve kriterlerine göre hadis malzemesi içinden bir seçki yapmışlardır.  Onların da birer insan olduğunu yanılabileceklerini kabul etmek gerekir. Ama bu durum devasa çabalarına gölge düşürmez.

Bir Müslüman bazı konularda hatalı düşünceler ileri sürebilir, bazı davranışları yanlış olabilir. İslam dışında kalan her ideolojik yaklaşıma alabildiğince sempatik davranan bu kitlenin kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları “uydurulan din” kavramsallaştırması altında aşağılamak kabul edilemez. Aslında dini asıl kaynaklarına döndürmek ve hurafelerden arındırmak amacındaki kavramsallaştırma, insanları haksız yere suçlamaya dönük bir işlev yüklenmiş durumundadır. Ne yazık ki, indirilmiş ve uydurulmuş din kavramsallaştırması, insanları birbirinden ayıran, kavga ettiren ve suçlayan bir tutuma yol açmıştır. Bu yaklaşımın tarihteki en iyi örneği Haricilerdir. Hariciler kafirlere dokunmuyor, ancak kendinden farklı düşünen diğer dindarları katletmekten çekinmiyorlardı.

Kendi yorumunu hakiki din yerine koyarak farklı düşünen herkesi uydurulan din tanımlaması altına sokmak Hariciliğin, Haşhaşiliğin çağdaş versiyonudur.

Müslümanların en büyük sorunu, dünyanın egemen güçlerinin onları sevmemesi değil, birbirlerini sevmemeleridir. Hariciler, Ehl-i kitap diyerek Hıristiyanlara dokunmuyor, ama kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları kaybetmekten çekinmiyordu. Günümüz de çoğu Müslüman İslam düşmanı güçlere tek bir söz etmezken "uydurulan din" kavramsallaştırması ile sadece kendisi gibi düşünmeyen dindarları hedef almaktadır. Üstelik bu kavramsallaştırma ile Müslümanların tarihi, birikimi yok sayılmaktadır. Bir anlamda Müslümanlar tarihsiz bırakılmaktadır.

Burada asıl sorun, "uydurulan din" kavramsallaştırması reddetmek konusunda bir endişe değil, sorun  "uydurma din" diye kavramsallaştırılıp tanımlanan şeyin gerçek bir tanımlama olup olmadığı meselesidir. Çünkü İslam tarihi başından beri sapkın din anlayışlarına karşı mücadele edenlerle doludur. Ancak neyin sapkın neyin gerçek olduğu doğru analiz edilmesi gereken bir konudur.

Burada itiraz edilmesi gereken farklı bir nokta var. Kişiler kendisinden farklı düşünen herkesi bu kavram üzerinden tekfir ediyor ve gerçek dinin sadece kendisinin inandığını din olduğunu iddia ediyor. Bu kuşkusuz Hariciliğin çağdaş versiyonudur ve sorunun asıl kaynağıdır.

Bir ayeti alıp kendi düşüncelerine hizmet edecek şekilde yorumlamak, dinin araçsallaştırılmasında en etkili yöntemdir. Ayetleri referans verirken çok dikkatli olmak, nüzul sebebini, tarihle buluştuğu koşulları ve diğer ayetlerle ilişkisini incelemek gerekir. Tekil ayetlerden Kuran bütünlüğüne aykırı yorumlar üretilebilir. Hariciler, "Hüküm Allah'ındır' ayetinde yola çıkarak, Hz. Ali ve taraftarlarının kafir olduğu ve katledilmeleri gerektiği sonucunu çıkarmışlardı.

Kendisi gibi düşünmeyen, kendi politik tavrından farklı davranan, dini ve siyasal konuları kendinden farklı yorumlayan herkesi uydurulan din mensubu saymak kadar bir düzeysizlik, bir ahlak zaafı olabilir mi? Ne yazık ki, bu kavramsallaştırma amacını aşarak insanların birbirini suçladığı bir silaha dönüşmüştür.

Unutmamak gerekir ki, hadis kritiği Müslümanların tarih ilmine en büyük katkı yaptıkları alandır. Gelen haberin metin tenkiti ve haberi verenlerin güvenilirliği tartışması tarihsel açıdan büyük bir öneme sahiptir.

Buhari’nin hadis külliyatını toplamadan önce insanlar nasıl davranıyorlardı sorusu anlamlı bir soru değildir. Buhari'nin hadis toplanmasından önce insanlar Hz. Peygamber den gelen yazıya geçirilmemiş, Kur’anı somut uygulayan bir örnekliğe tanıklık eden rivayetler üzerinden İslami yaşardı. Bunların yazıya geçirilmeden önce hiç yoktular da bunları Buhari icat edip uydurmuş değildir. Kur’an – Sünnet bağlantısı tartışılırken ilmi metodolojiye uyulmaması da ayrı bir sorun. Ayrıca tarih ilmi böyledir önce olay yaşanır sonra yazı ya geçirilir. Tersi mümkün mü?  Buhari bir insandır ve topladığı malzemeye uydurma hadis karışması da mümkündür. Buradan hareketle hadisi yok saymak, Aristo fizik konusunda yanılmıştır gerekçesiyle fiziği yok saymak gibidir.

Oryantalizmin en büyük karşı propagandasının Sünnet üzerine şüphe düşürmek olduğunu da unutmamak gerekir. Yaşanan tartışmaların yarar sağlamak yerine Sünnet üzerinde daha çok şüphe yarattığı açıktır.

Uydurma hadisler vardır diye Sünneti tümden devre dışı bırakmak sorunlu bir davranış olduğu gibi, hadis olarak nakledilen her ifadeyi gerçek kabul etmekte sorunlu bir davranıştır.



YAZARLAR