Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ahmet TAŞ


İNCİTİCİ , SUÇLAYICI DİL KİME YARIYOR

Yazarımız Ahmet Taş'ın "yeni" yazısı...


İnsanoğlunun fıtratında olan, ama doğruda olmayan özelliklerinden biri de kendini öne alıp farklı olanı suçlamak, yok saymak, dışlamak ve hayat hakkı tanımak istememektir.

Halbuki insan sosyal bir varlık olup başkaları ile birlikte ve onlara ihtiyaç duyarak yaşamak donanımında yaratılmıştır.

Aile hayatı, kabile hayatı, mahalle, köy, kasaba ve sonuçta millet ve milletler dünyada yaşayan insan, toplumun küçükten büyüğe bölümleridir ve tamamı da farklı şekillerde birbirine ihtiyaç duyarlar.

Zaten bizim mensubu olduğumuz yüce dinimiz İslam da insanların tamamının Hz.i Adem ve Hz. Havva'nın çocukları olduğunu ve yüce Allah'ın tanışsınlar, görüşsünler diye onları kabilelere ayırdığını söyler. Tanışmak ve görüşmek için, yok etmek, öldürmek, ortadan kaldırmak için değil.

İnsan fıtratı dinin emirlerinden ayrı kaldığında hakimiyeti marifeti kendinde görmek güç zehirlenmesine kapılma kendi gibi düşünmeyen yaşamayan anlamayanlara karşı düşmanlık besleme kıskanma onlara hayat hakkı tanımamayı da ortaya çıkarır.

Yavuz Sultan Selim Han'a ithaf edilen bir söz vardır “Dünya bir hükümdara çok, 2 hükümdara azdır.” Kıskanma, yok sayma ve diğer bencil anlayışlar birlikte ve hoşgörü ortamında yaşamayı ortadan kaldırır. Toplum ve devlet hayatında anarşi, terör, kavga yaygınlaşır; sonunda insan, toplum ve devlet hayatı zarar görür; birlik beraberlik kardeşlik ruhu ortadan kalkar.

Türkiye'mizde 1970-1980 arası yaşanan ve 5 binden fazla gencimizin hayatının baharında kara toprağa girmesine sebep olan anarşi, terör ve kardeş kavgasının önemli sebebi siyasilerin sert, kutuplaştırıcı, kuşatmadan uzak söylemleri ve onların hakaret, suçlayıcı, ayırıcı hain, satılmış, komünist ve faşist gibi hitapları taraftarlar arasında aynı köyde, kasabada, ailede olmalarına rağmen kavga ve dövüşe sebep oluyordu. Bunun sonunda okullarda, mahallelerde, şehirlerde gençler birbirlerini öldürüyor, aynı milletin fertleri birbirlerini katili oluyordu.

Günümüzün siyasetçilerinin büyük kısmı 12 Eylül 1980 darbesini hazırlayan o karanlık günleri unutmuş gibi sanki. O zaman 5000 gencimiz kardeş kavgasına kurban edilmemiş gibi. Yaşanan o acı günleri ve 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasında milletin tamamı ile meydanlarda ve yeni kapı meydanında birlikte olmamışlar gibi rakiplerini hain, sahtekar, sözde Cumhurbaşkanı, sözde genel başkan veya genel ahlaka ve inancımızda hiç de kabul görmeyen hakaret içereni incitici sözlerle itham ederek suçluyorlar, hiç de iyi etmiyorlar. Zira tabanda o lider veya siyasetçilerin taraftarı ve tabanı olan insanlarda beraber yaşadığı belki de aynı aile içinde olan farklı partilerdeki insanlara karşı itham edici, suçlayıcı, yok sayacı, itham ve yaklaşımlar da bulunmaya başlıyorlar.

Hem biz tüm ülkemizi temsil edeceğiz kuşatacağız, kuşatıyoruz iddiasında bulunup ardından rakip siyasilere toplum din ve hukuka uymayan hain, provakatör, terörist veya diğer tabirleri kullanmak siyasilerimize yakışmadığı gibi toplumda ayrışma ya düşmanlığa, birlikte yaşama ve millet olma duygularının zarar görmesine sebep oluyor.

Öyle ise siyasilerimizin son günlerdeki söylem ve hitaplarına bir çekidüzen vermeleri toplum indinde kavganın, dövüşün, hakaretin, suçlamanın, azarlamanın kendilerine kar değil zarar getirdiğini, milletin ve millet hayatında zarar görmesine sebep olduklarını anlamaları gerekiyor. Unutmayalım yumuşak ve tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, kardeşlik ve birlikteliğe sebep olur..

Kaynak: Her taraf



YAZARLAR