Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


İMAN VE HUZUR

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak  Allah'ı anmakla huzur bulur. (Rad 13/28) 

İman kişiyi söylediği sözde doğrulamak, tasdik etmek anlamına gelir, inanmak şeklinde de tabir olunmaktadır. İmanda esas olan, bir şeyi gönül huzuruyla kabul etmek, benimsemektir. İman kelimesinin şu anlamları da vardır: Güvenmek, gönülden boyun eğmek, iman etmek, İslâm’ı kabul etmek. Bu sözle, tasdik eden kişi yalanlanmaktan emin olur, ya da başkasını yalanlanmaktan emin kılar. İman, kişinin emin olması, korkmaması, iç huzura sahip olması anlamlarını ifade ettiği gibi, bir kimseye güvence vermek, onu emniyet ve güvene ulaştırmak anlamlarına da gelmektedir.                                                                

İman öncelikle kişinin ruh sağlığını tehdit eden olumsuzluklara karşı çıkar. Günlük hayatın sıkıntı, çile, endişe, kaygı, korku, çile, endişe, kaygı, korku, ıstırap ve hayal kırıklıkları karşısında mümine dayanma gücü ve teselli verir, çözülüp dağılmasını, ümitsizliğe düşmesini engeller, ümit, güven ve emniyet aşılar. İman yokluğa, şüphe ve anlamsızlığa karşı direnme cesareti verdiği gibi, öfke, haset, azgınlık, kibir, şiddet gibi olumsuz ve yıkıcı düşünce ve duyguların sergilenmesine izin vermez ve bunların kontrol altına alınmasına, terbiye edilmesine yardımcı olur. Bireyin dengeli ve sağlıklı bir kişilik yapısı kazanmasını teşvik eder.                                                

İnsanlar, İnandık demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. (Ankebut 29/2-3)                                                                                                          

İman, hâl ve davranışlara da yansımalıdır. Zira iman, inanan insanda fikri ve ameli tecrübenin sonucu olarak bir bağlılık ve teslimiyet ahlakı oluşmasını sağlar. Teslimiyet ahlakı, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyi de içeren ahlaki bir taahhüttür. İman eden insan sadece Allah’a değil, bütün dinî değerlere saygı, teslimiyet ve bağlılık gösterir. Mümin davranışlarını bu teslimiyet ahlakının içerdiği ilkelere göre belirler ve bir sınır dâhilinde hareket eder. Bu ahlakın en güzel örneği, hiç şüphesiz örnekliği çağlar üstü olan Peygamberimiz (sav) dir, Muhammedü’l Emindi, yani Güvenilir di.                                                                                                                        

Kur’an-ı Kerim’de İman (güven) ve açlık kavramları arasında çok yakın bir ilişki ağı vardır. Açlık ve güven birbirinin zıttı iki kavramdır. Maddi ve manevi açıdan yoksulluğun arttığı toplumlarda güven ortamı ciddi sorunlar yaşamaya başlar. Rabbimiz kitabı Mübin’de şöyle buyuruyor.  “Öyleyse sizi açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in(Kâbe’nin) Rabbine kulluk ediniz.” (Kureyş, 106/3-4)                        

Maddi durumu iyi olan Müslümanlar, toplum içerisinde maddi durumu zayıf olan kimselerin haklarını gözetmekle yükümlüdürler. Zengin ile yoksul arasındaki kardeşlik ancak bu sorumluluklar yerine getirildiği zaman geliştirilebilir.                                                                                                

İslam, kurtuluştur. Allah’ın güven, huzur ve esenlik mesajını tüm insanlara ulaştırmak ve yeryüzünde barışı üstün kılmak için mücadele içinde olmaktır. Hayatımızı huzurlu ve mutlu yaşamanın sırrı güvendir. Güvenin olmadığı yerde korku ve endişe vardır. Güven emniyettir karşındakine zarar vermemektir. İnsanların korku veya kaygı anında çektikleri derin iç sıkıntısı insanlar arasındaki mesafenin daraldığı yerdir, Hayata karşı kaygılar arttığında çekilen acılar ruhumuzu inceltir ve tahriş eder. Hassas ve yıpranmış bir insan olarak başkasına yaklaşmak,  dokunmak, iletişim kurmaya çalışmak ne zor, Kime değse canı yanar insanın.            

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden doğan kazançların tümünden vazgeçin. (Bakara 2/278)                                                                                     

Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur. (Bakara 2/279)

İman, tercihte bulunan insanın emniyet (güven) içerisinde yaşama İsteğidir. Mü’min olan insan öncelikle kendisine karşı güvenilir ve zararsız olmalıdır. Zalim kavramı hep başkalarına zulmeden olarak anlaşılmaktadır. Oysa insanın kendi fıtratına uymayan davranışlarda bulunması da zalimliktir. İnsan nasıl kendisi zarara uğramayı arzu etmiyorsa başkaları da zarara uğramaktan hoşlanmayacaktır. İman eden bir insanın kendisi ve başkalarına zarar vermemesi Kur'an'da emredilmiştir. Bakara 2/278-279 ayetlerinde faizden kazanılan paranın alınmaması istenerek haksızlıktan ve zulümden kaçınılması ifade edilmiştir. Haksızlıkların ortadan kalkabilmesi için herkes iyi ve dürüst olmalıdır. 

İnanmada insana bir zorlama yoktur. İman ederek tercihte bulunduktan sonra artık İman bir değerler dizisidir ve bu değerleri insan korumak mecburiyetindedir.   

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu /insanı Allah`tan uzaklaştıran her şeyi inkâr edip Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara 2/256)          

İman bir inkılâptır, değişimdir. Değerler dünyasını; isteyerek tercih ettiği yöne çevirmektir. İmanda istek ve özgürlük insanın düşünce inkılabını gerçekleştirmesi açısından önemlidir.  

Kur’an’daki iman ve mü’min kavramlarının hakkıyla anlaşılması halinde birey ve toplum açısından birçok problemin ortadan kalkacağı, huzur ve güven ortamının oluşacağı unutulmamalıdır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 



YAZARLAR