Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nezir ERGENÇ


İHTİLAF MI İHANET Mİ

Nezir ERGENÇ'in yazısı;


 

 

İlk olan hep değerlidir, doğrudur hatta kutsaldır; öyle kabul edilir. Dokunulmaz, eleştirilmez, muhalif olunmaz ve dahi karşıtlık olabilecek hiçbir harekette bulunulmaz. Bunlardan biri veya bir kaçı olduğunda ilk olanı savunanlar sonrakini ihanetle suçlamayı bir gereklilik olarak görürler. Bölücülük, fitne ve benzeri sıfatlar peşisıra gelir sonradan.

 

Mesela; Şia’ya göre- istisnaları olsa da, geneli böyle düşünür- peygamber sonrası ilk Ali (r.a.) olması gerektiği için ona muhalif olanlar ve iktidarına engel olanlar “hain”dirler. İslam dünyası o gün bu gündür iki parça olarak yaşamaktadır.

 

Sünni kelama göre- yine istisnaları vardır- Mu’tezile ayrılıkçıdır, rafizidir; zira ana gövdeye/ sunniliğe muhalif olmuştur.

 

Bu husus sadece İslam dünyası için geçerli değildir. Aynısıyla bütün felsefe, inanç ve dinlerde de mevcuttur. BUDHA küçük bir köylü kız çocuğunun ikram ettiği sütlacı yediği için Brahman rahipleri onu hain/ mürted addedip kovmuşlardı.

Yahudiler İsa Mesih’i aynı ihanetle suçlayıp ölüme mahkûm etmişlerdir.

 

Katolikler, protestanları Hristiyanlığa ihanet etmekle suçlayınca otuz yıl süren bir savaşa imza attılar.

 

Her devrim kendisine muhalif olanı ihanetle suçlayıp susturma veya yok etme stratejini gözetmiştir. Fravun, Nemrut, Muaviye, Yezid, Fatih, Hitler, Mossoloni, Lenin, Mao, M. Kamal ve benzeri diktatör yöneticiler- bu arada bütün liderlerin diktatör olduğu gibi bir gerçekliği vurgulamak isterim. Ayrıca diktatörlük kötü bir durum da değildir; liderliğin doğasında vardır - kendilerine muhalif olan herkesi ihanetle suçlamış ve gereğini de yapmaktan geri kalmamışlardır.

 

Bu mesele o kadar kıvrak bir yapıya sahiptir ki mezhep, parti, cemaat, vakıf, dernek hatta mahalle camisi, mahalle kahvehenesine kadar uzanan bir genişlikte dans edebiliyor.

Hal böyle olunca “ilk” olana muhalifet edenler, onlardan ayrılanlar en başta ihanet ve bölücülükle yaftalanmayı göze almak durumunda kalıyorlar. İ’tizal edenlerin -haklı veya haksız fark etmez- savunmaları hiçbir zaman kabule şayan veya hafifletici sebep olarak görülmez. Sonuç; doğal olarak çatışma, karşılıklı suçlamalarla biteviye sürer gider.

 

İttihat ve Terakki Abdulhamit taraflarınca hain idiler; Mustafa Kamal İstanbul hükümetince hain ilan dildi. Kazım Karbekir ve arkdaşları M. Kemal’e göre hain idiler ve öylece suçlandılar. Ecevit İnönü'ye göre hain; Tansu Çiller, Demil’e göre hain; T. Erdoğan Erbakan ve Saadetçilere göre hain; T. Erdoğana göre A. Gül ve diğerleri davaya ihanet edenler… belli ki bu böyle sürüp gidecek.

 

Halbuki; İslam inancımız Peygamber hariç her insanın sözünün kabul veya terk edilebileceğini, insanların doğru kabul ettikleri fikir, inanç veya birlikte başladıkları yodaşlarıyla sonradan ayırlığa düşülebileceğini ve bunun da kötü, çirkin ve suçlamaya sebep teşkil etmeyeceğini deklere eder. Talebe hocasına, üye cemaatine, müntesip mezhebine, delege partisine, vatandaş devletine, evlat ebeveynine itiraz edebilir, muhalif olabilir, olabilmelidir.

 

İki yerde mutlak itaat zorunlu görülmüştür ehlince: Mürid, şeyhine tabidir itiraz edemez, bir de asker komutanına.

 

Ben ise muhalefeti, ayrılığı doğal bir hak, insani bir tercih ve kişinin iradesinin sahibi olduğunun bir kanıtı olarak görürüm.

Muhalefetin, ayrılığın sebepleri, usulleri ve sonrasındaki davranışları, duruş ve yaklaşımları tamamiyle ahlaki bir çerçevede cereyan eder ve tümüyle sahibini bağlar

 



YAZARLAR