Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necip CENGİL


İFSAD KAVRAMI ÜZERİNDEN BİR GEZİNTİ

YAZARIMIZ NECİP CENGİL'İN 'YENİ' YAZISI...


Hayata ahenk veren, yaratılanlar arasında var olan birliği bozmak, sosyal alandaki huzuru yok etmek, bozgunculuk, fesat ve karışıklık çıkarmak 

“Fesad” kelimesi, lugatta “fsd” kökünden masdar olarak bozulmak, çürümek sağduyudan sapmak vb. anlamlarına gelmektedir.  Bir şeyin salah halinin bozulması ondan istifade imkânının kalmaması demektir. İsim olarak ise, zulüm çalkantı, düzensizlik; kuraklık, karmaşa, karışıklık, kargaşa ve bozgunculuğu ifâde için hep “fitne ve fesad” tâbiri kullanılmıştır.

Salâh’ın zıddı olan ‘fesad’, fıtrî dengenin bozularak toplumun değer yargılarının yok edildiği, nefis, beden, ruh, çevre ve sosyal ilişkilerle ilgili istikametin, adâletin ve doğruluğun dışına çıkıldığı, akabinde zulüm ve çalkantının hâkim olduğu durumlar için kullanılır.

Kitabın iman üzerinde duran ayetlerinden (mesela Bakara suresinde) sonra, inanmış gibi yapanların bir özelliği olarak bu konuya değinilmiştir. İfsad üzerinde durulurken, bunun “…mış gibi davrananların” orijinal ifadesiyle “münafıkların” bir özelliği olarak dile getirilmiştir.

Münafık, müfsid ifadeleri birbirine kopmaz şekilde bağlıdır.

“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler… İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.”

İnanmış gibi yapmak, fesadı besleyen bir ruh hali oluşturur. Bu ruh hali fıtri dengenin bozulmasının beslediği bir sonuçtur. Fıtri dengenin bozulması oluşan ve zamanla büyüyen boşlukların neticesi olabilir. Etkilenme ve birbirini üretme silsilesi ile büyüyen, yanlış eğitimin getirisi olabilir. Yalan söylemeyi, oyunlarla ötekini zayıflatıp ezmeyi ve nasıl olursa olsun baskın olmayı diri tutan bir anlayışın getirisi olabilir. Akıl ifsadının sonucunda üretilen türedi kutsalların saldırganlaştırdığı, kirlettiği bir kimlik olabilir. Neticede dengesi yitirilen bir fıtrat olumsuzlukları, ifsadı, anarşiyi ve terörü tetikleyecektir.

Fesadın bir anlamı da, gücü ele geçirince bozgunculuk yapmak, ekini/ekonomiyi ve nesli bozmaktır. “İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helâk etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” Bu yönüyle de üzerinde tefekkür edilmesi gerekir. Bir yerde gücü ele geçirenler, yetki sahibi olanlar, gücü ve yetkiyi kötüye kullandıklarında bir ifsad ortaya çıkar. Bulundukları yeri alt üst ederler. Kendilerine güvenenlerin güvenini istismar ederler. Görevi kötüye kullanmak bir ifsad eylemidir. Görevi kötüye kullanan kim olursa olsun, kendisini hangi inanç veya ideolojiye göre tanımlarsa tanımlasın, böyledir.

Bu tür konuları ele alırken, kavramlara itikadi pencerede bakılınca, bazı şeyleri görmek, izah getirmek zorlaşıyor. Zorluk bu tür kötü halleri yalnızca “Müslüman olmayanların” bir özelliğiymiş gibi algılamaktan doğuyor. Bir kişi Müslüman olduğunu söyleyince artık ifsad etmez, anarşiye yol açmaz gibi düşünülüyor. Oysa ifsad, anarşi, terör birer insanlık sorunudur. Her kişi, insan olarak, ilahi sorumluluğunu göz ardı ettiğinde, bu şartlanma ile yetiştiğinde veya yetiştirildiğinde, sahip olduğu şartlanmışlık haliyle sosyal karışıklığı, anarşiyi, terörü besleyebilir. Zira kendisinin zihinsel beslenme şekli de kolaylıkla fesada yol açabilecek vasıflara sahiptir. Mesele kişiye insanlık eğitimi verirken onun iyi yönünü besleyecek zenginlikte olmasıyla tedavi edilebilir. Şartlanmışlığı arttıracak bir eğitimle yetişen kişi, kendisine bir sorumluluk verildiğinde, onu elinde daha çok tutmak için fesad yollarını deneyecektir. Kolay yalan söyleyebilecek, ötekini devre dışı bırakmak için her yolu deneyecek, inanca ait değerli kavramları ötekine saldırıda, ona daha öldürücü darbeler vurmak için kullanabilecektir.

Fesad yüklü bir zihin sağlıklı yolları takip edemeyeceği için, öncelikle Allah’ı unutacak, hatta inandığını söylediği Allah’ın, hayatındaki yerini giderek azaltacak ve Allah’ın kendisinde var ettiği iyi yönleri işletmeyecektir. Kötüyü besleyen ihtirasıyla hareket edecek, fert olarak kul hakkını gasp etmekte beis görmeyecek, iftiradan çekinmeyecek, can ve malın dokunulmazlıklarına riayet etmeyecektir. Fert ve idareci olarak Adaleti hiçe sayacak, kendisine teslim edilen emaneti gözetmeyecek, toplumun tümünün malı olan kamu malını israf etmeyi sıradanlaştıracak, özgürlükleri kısıtlamayı bir hak olarak görmeye başlayacaktır. Hem fert, hem idareci olarak, kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanarak toplumsal ünsiyeti bozmaya başlayacaktır.

Kesin ve araştırılarak doğruluğu ortaya çıkmış bilgiyle değil zanla hareket etmeyi önemsiz bir konuymuş gibi sürdürecek ve nihayet kendisinin bu olumsuz hallerinden beslenen kötü kişilerin önünü açacaktır. Bu teşviklerin ve olumsuzlukların oluşturduğu anarşi, başka şeyleri tetikleyerek teröre davetiye çıkaracaktır. Terör, nihayetinde ifsadın beslediği bir sonuçtur. Terör ifsadın sonuçlarından biridir.

Kur’ân-ı Kerim, genelde fesad ve bozgunculuk içeren eylemlerin terk edilmesini, özelde ise insanların din, can, akıl, nesil ve mallarına zarar verecek davranışlardan kaçınılmasını, bilhassa buğz etmeyi, hased, kin, haksızlık ve gıybeti men eder. Kur’ân-ı Kerim’in yanı sıra birçok hadiste de bu ve bunun türevi davranışlar yasaklanmıştır. Mefsedet, dünyevî ve uhrevî zararlara götüren şeylerin sebebidir.

Bazı kişiler kötü bir sonucu açıklamaya çalışırken, ne yapalım maslahat bunu gerektiriyordu, derler. Oysa maslahat kötüyü def etmeyi gerektirir. Maslahat için kötüden beslenilmez. Hak dinin hukuk düzeni daima maslahatı gözetmiş mefsedeti def etme yoluna gitmiştir. Gerçek manada maslahat ve mefsedetin bir arada bulunduğu bir fiil bulmak çok zordur. Zira biri diğerine muhakkak galip gelir. Teoride maslahat ve mefsedetin eşitlendiği bir fiil olduğunu düşünürsek o zaman birini diğerine tercih lâzım gelir ki mecelle-i ahkâm-ı adliyenin 30. Md. “def-i mefâsid celb-i menâfiden evladır” kaidesi cihetinden hareket ederek az bir menfaatin elde edilmesindense ona galebe çalan mazarratın ortadan kaldırılması daha iyi olacaktır. Günümüzde nice kişi bu kaideyi tersine işleterek ifsadı beslemekte ancak bunu görememekte veya görmek işine gelmemektedir. Mesela bir apartman dairesinde oturan kişi, ev benim değil mi, istediğim gibi koşarım, zıplarım, aşağıda veya üstümde oturanın ne dediği beni ilgilendirmez deme hakkına sahip değildir. Araba benim istediğim gibi sürerim, kurallar da neymiş diyemez. Bunları yapan ifsada yol açar. Suyu istediğim gibi kullanırım, kim ne karışır dediğinde çiğnediği ilk kural “haram olma” kuralıdır ve Allah’ın çizdiği, Allah resulünün açıkladığı sınırları ihlal eder. Her fesad içeren hareket mutlak surette ilk olarak Allah’ın belirlediği sınırları çiğnemeyi beraberinde getirir.  Kişi kendi nefsi üzerinde bile Allah’ın sınırlarını çiğneme hakkına sahip değilken, toplumu ilgilendiren ve toplu ifsadı besleyecek icraatları pervasızca işlemeye başlar.

Bilinçli olarak çiğnenen her kural, bir başka olumsuzluğa kapı aralar.

 Bugün, toplumsal bir işlev yürütmek için kurulduğu söyleyen çeşitli dernek ve kuruluşlar, eğer toplumsal yapıdaki çözülmelerden bahsediyorlarsa, kendileri de “maslahat bunu gerektiriyordu” dedikleri ve izin verdikleri “kötü” işlere dönüp bakmalıdır. Kendilerini gözden geçirmeyi erteleyen kuruluşlar, işe “maslahat bunu gerektiriyordu” dedikleri ilk olumsuzluğu bulmaktan başlayabilir ve oradan hareketle hâlihazırda işlenmesine göz yumdukları yanlışları da tedavi yoluna gidebilirler. Bunu yapmak yerine “kendilerini kutsamayı” tercih edenler, sebep oldukları ifsadı göremez daha doğrusu “bir ifsadın sebebi olduklarını” kabullenemezler. Oysa kabul edilen veya tespit edilen sonra da tedavi edilen her yanlış kangrene yol açacak nice ifsada mani olur. Devam eden her yanlış, kısa vadede olmasa bile uzun vadede nice ifsadın tetikleyicisi olur, tefekkür etmek gerekir. 

Kaynak: Özgün İrade Dergisi 2019 Ekim Sayısı



YAZARLAR