Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan KAYAN


Huşu yitimi

Yazarımız Ramazan Kayan'ın "yeni" yazısı...


Modern zamanların diğer bir ismine de ‘malayani çağ’ diyebiliriz…Malayanileştikçe manevi bir sıkışmışlık, sığlık, soğukluk ve savrulmuşluk çepeçevre bizleri kuşatıyor…

Heva ve heveslerin, arzu ve azgınlıkların bir yaşam biçimi olarak yürek ve idraklerimizi esir aldığını görmekteyiz…

Yürekleri tükenmiş insanların, vicdanı kurumuş mahlûkların, insafı kalmamış nadanların neyin peşinde olduklarını anlamak oldukça zor…

Acaba ruhlardaki çölleşme, kalplerdeki çoraklaşma nereden neşet ediyor, sormamız gerekmiyor mu?

Soruları çoğaltmadan, sözü dolandırmadan doğrusunu söylemek gerekirse, silik ve sönük hayatın kollarında silkinmenin ve dirilmenin ilacı huşu ve haşyettir…

Peki, nedir huşu ve haşyet?

Hakikatin kuşatıcılığı karşısında kalbin derin bir sevgi ve saygıyla ürpermesidir…

Yaratıcı ile iletişimi huşu ve haşyet üzerinden kurunca hayatın anlam ve amacı da yerli yerine oturuverir…

Allah'tan bağımsız yaşayamayacağımıza göre; onunla bağ ve bağlantımızı daha güçlü ve güzel kılmanın yollarını aramak durumundayız… Çünkü huşu hayâ ve heyecanını kaybedenler için hayatın hayrı kalmamış demektir.

Bizde hazcılık pike yaptıkça huşusuzluğa düçar olduk…

Dünyayı içselleştirdikçe, içtenliğimizi kaybettik… İçsizleştik…

Kasvet yüklü yüreklerimizle, gaflet yüklü günlerimizle kullukta tekliyoruz…

Zeki, zengin, zevk ehli olmak yetmiyor… Zavallılaşıyoruz… Yaşamın yükünü taşımakta zorlanıyoruz…

Çok suçluyuz…

Çünkü ruhumuzun susuzluğunu gideremedik…

Hevaizmin, hedonizmin kollarında heder olduk…

Allah'ın huzurunda bizi titretecek, bizi kendimize getirecek bir huşuyu kuşanamadık…

Şimdilerde çetrefilli dönemeçlerde, çetin virajlarda, zorlu yokuşlarda huşunun gizli gücüyle doğruya yol bulabiliyor muyuz?

Bizden sadır olan söylemler, eylemler Rabbimizden aldığımız ilhamla mı yoksa nefsimizin sürüklemesi ile mi?

Geçici hazların duraklarında soluklanan insanlığı, nurlu dirilişin ilkeli duraklarına taşıyacak bir huşu potansiyelimiz var mıdır?

Doğruyu eğriden ayıran, uyarıcı ve hatırlatıcı huşu yüklü muttaki kimliklerimiz nerede?

Unutmayalım ki; ruh sağlığımız, akılsağlığımız, beden sağlığımız sağlıklı bir kulluk için olmazsa olmaz huşudur…

Enfüsümüze, afakımıza huşu yüklemezsek yürüyemeyiz, hedefe ulaşamayız…

Huşu biriktirelim ki öksüz kalbimize ayetler insin… Sekinet gelsin… İnşirah bulsun… İtminan hasıl olsun…

Huşu bizde ete kemiği bürünmeden büyüyemeyiz…

Gönül zenginliği, umut bolluğu, ufuk açıklığı huşunun semeresidir…

Artık hazlarımızı, heveslerimizi değil huşu ve haşyetimizi konuşturalım…

Duru bir zihin… Dingin bir ruh… Derin bir idrak… Duyarlı bir irade… Disipline olmuş bir nefis için huşu şart…

Bugün huşu gömleğine, takva örtüsüne, iffet elbisesine hayali basına ne kadar muhtacız değil mi?

Artık iyiliğin ve erdemin aşkın duraklarında huşu ile secdeye kapanma vaktidir…

Dudaklardan semaya yükselen duaları gözyaşı damlaları ile damıtarak Rabbimize arz etme saatidir…

Huşusuz namazlara tevbe etme zamanıdır…

Hali pürmelalimizin sebeb-i illetinin huşusuzluk olduğunu çok iyi biliyoruz… Dolayısıyla ruhumuzun şifaya bolması huşuya olan hasretliğin son bulması ile mümkündür…

Bizde huşu oluşturacak, huşu uyandıracak okumalar, ortamlar, oluşumlar, dostluklar, dualar lazım...

Hayatı yeniden huşu ve hayâ ile örmek zorundayız…

Aşkınlığa odaklanmış, huşuyla akan hayatlar bizi sonsuz esenliğe taşıyacaktır…

“O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a (huşu yüklü) selim bir kalple gelen müstesna.” (Şuara, 88-89)

 

Kaynak: Milat Gazetesi

YAZARLAR