Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


(Hişt! Hişt!) Kamera Kayıtta!..

Yazarımız Seyit Ahmet Uzun'un, Özgün İrade Dergisi 2020 Eylül (197.) Sayısında yayımlanan yazısı...


Ahmet’in uykusu hafif olmasına rağmen o gün çok yorulduğu için uyanmakta zorlanmaktadır. Güneş doğmak üzeredir. Kulağında bir sesin çınladığını hisseder.

“Hiş hişt Ahmet, Allah’ın kamerası kayıtta ve güneş doğmak üzere… Sabah namazını kaçırdığın kayıt altına alınacak!”

Ahmet bu sesi duyunca hemen uyanır. Güneşin doğmasına yaklaşık yirmi beş dakika vardır. Hemen abdestini alır ve namazını kılar. Kendisine hatırlatılan düşünceden dolayı da Allah’ına şükreder. Sabah kahvaltısını yapıp işe gitmek için arabasına biner ve gecikmemek için hızlanmaya başlar. Ama yine o ses kulaklarında çınlar: “Hişt hişt Ahmet kamera kayıtta ve hız sınırını aşıyorsun dikkat et!”

Bunun üzerine Ahmet ayağını gazdan yavaşça çeker. Çünkü bilir ki alınan bu kayıt mutlaka bir gün karşısına çıkacaktır. Ve saatine bakar. Toplantı vaktine gecikecektir. Karşısında sarı ışık yanmaktadır. Hız yapıp kırmızı ışıkta geçerek toplantıya zamanında yetişmek ister. Ama gaza bastığında kulağında yine o ses çınlar: “Hişt, hişt Ahmet, Allah’ın kamerası kayıtta dikkat et!”

Allah, inanan insan için yaşamın en temel ilkesidir. O’nun sevgisini kaybetmek ve O’nun huzurunda mahcup olacak davranışlarda bulunmak cehennemin ta kendisidir. Bunun için hemen ayağını yine gazdan çeker ve kırmızı ışıkta durur.

Yeşil ışık yandıktan sonra hız limitine dikkat ederek işine zamanında gider. Biraz gecikse de hem kuralları ihlal etmemiş hem de ne kendisine ne de bir başkasına zarar vermemiştir. Kaydı temizdir.

Toplantı bittikten sonra odasına çekilen Ahmet telefonu eline alır. Haberleri gözden geçirmektedir. O sırada karşısına uygunsuz resim ve videoların bulunduğu sitelerin reklamları çıkar. Nefsi o siteleri gezmek ister. Eli neredeyse o sitelerin reklamını yapan ekrana gitmek üzeredir. Ama yine o sesi işitir: “Hiş, hişt Ahmet, Allah’ın kamerası kayıtta dikkat et! Allah’ın huzurunda mahcup olmak istemiyorsan elini çek!”

Ahmet ürperir. Sabahtan beri duyduğu bu ses onu hep yanlışlardan alıkoymaya çalışıyordu. Hemen elini çeker. Öyle iğrenç sayfaların reklamlarını da engeller. Koltuğundan kalkar. Pencereye doğru gider. Penceredeki serçenin tatlı ötüşlerini dinler.

Dalmıştır güzelliğin doğallığına. O sırada kapının vurulduğunu fark eder. Kapıyı açtığında yerde bir zarf görür. Zarfı açar. İçindeki notta yazılanları okudukça yüzünün şekli değişmektedir. Kendisine çok ciddi paralar teklif edilmektedir.

“Ahmet Bey ihalede bize vereceğiniz destek sonucunda mektubun içindeki hamiline yazılı çekte limit bölümü boş bırakılmıştır. İstediğiniz rakamı yazabilirsiniz. Cevabınızı merakla beklemekteyim. Cevabınız olumlu olursa bir saate kadar binanın bahçesindeki çınar ağacının altında sizi bekliyor olacağım.” Mektup, Ahmet için büyük bir kazanç kapısı aralıyordu. İstediği rakamı yazdığında bütün sıkıntısı gidecek, aynı zamanda istediği eve ve arabaya da sahip olabilecekti. Kulağında tatlı bir fısıltı dolaşıyordu.

“Ahmet başına devlet kuşu kondu. Sen bu teklif edilen kazanca ömrün boyunca çalışsan sahip olamazsın. Artık sende elit bir muhitte ve lüks bir arabaya binecek ve arkadaşların tarafından imrenilen birisi olacaksın. İstemez misin?”

Bir yılanın tıslaması gibiydi ses. Terlediğini hissetti. Elinin tersiyle alnındaki terleri sildi. Gözlerinin önüne sahip olacaklarını getirdi. Gerçekten dünya cenneti teklif ediliyordu. Ve sadece küçük bir bilgiyle buna sahip olacaktı. Aklından davet edilen yere gitmek düşüncesi geçiyordu. Ve birden yine o sesi duydu.

“Hiş, hişt Ahmet! Sen ne yaptığını sanıyorsun? Kısa bir zaman dilimindeki küçük bir kazanç için sonsuz hayatını cehenneme mi çevirmek istiyorsun. Unutma Allah’ın kamerası kayıtta!”

Ahmet kızmaya başlıyordu. Bu kazancı kaybetmek istemiyordu. “Hani nerde, nerde Allah’ın kamerası? Beni hep kandırmak ve sahip olacağım güzelliklerden mahrum etmek istiyorsun! Yalancısın sen yalancı! Git başımdan!” Sahip olacağı kazanç Ahmet’in başını döndürdüğü için içinden haksızlığa karşı yükselen sesi duymak istemez. Mektubu hırsla yırtıp atar. Kendisini boğulacak gibi hissetmektedir. Kravatını genişletir. Boğaz kısmını rahatlatır. Pencereden bahçedeki ağaca bakar. Onun altında dünya saltanatına giden yolun olduğunu düşünür.

Bu düşünceler onun duygu dünyasını alt üst etmiştir. Gerilmiştir. İki ses arasında kalmıştır. Ne yapacağına karar verememektedir. Derin bir nefes alır ve yavaşça geri verir. Bir müddet nefes egzersizleri yapar. Daha kararını vermemiştir.

Birden kapının yeniden vurulduğunu duyar. Yavaşça kapıya gider. Kapıyı açtığında gözleri fal taşı gibi açılır. Karşısında insanın arzusunu kışkırtacak derecede güzel ve çekici bir kadın vardır. Ne diyeceğini bilemez. Nutku tutulmuştur.

“İçeri davet etmeyecek misiniz?”

Ses duygularını yakacak derecede ateşlidir. Çekilip çekilmemekte tereddüt etmektedir.

“Şey… Tabi buyurun, girebilirsiniz?”

Şimdi bütün vücudunu ateş basmıştır. Sadece alnı değil bütün bedeni ter içindedir. İçeriye giren kadın, Ahmet’in terlediğini görünce;

“İçerisi sıcak galiba? Üzerimi çıkarabilir miyim?”

Ahmet’in cevabını beklemeden ilk önce üzerindeki deri ceketini çıkarıp sandalyenin üstüne atar. Sonra yavaşça Ahmet’in yanına gider.

“Görüyorum ki siz de terlemişsiniz. İsterseniz sizi sıkıntı veren şeylerden kurtaralım.” Dedikten sonra Ahmet’in genişlemiş kravatını çıkardı. Ahmet, onun nefesinin sıcaklığını bütün etkileyiciliğiyle hissediyordu. Bütün hücreleriyle onu arzuladığını hissediyordu. Kadın ondan sonra kendi üzerindeki elbiseleri çıkarırken Ahmet’in gözlerine bakıyordu. Oda tertemizdi. Pencereler kapalıydı. Kamera filan yoktu. Şimdi sadece arzularıyla baş başaydı. Ve onu bundan alıkoyacak hiçbir şey yoktu. Ahmet’te gömleğini çıkarırken o sesi yeniden duydu:

“Hişt, hişt Ahmet Allah’ın kamerası kayıtta! Onun kamerasından gizli kalacak hiçbir şey yok! Mahşer günü Allah’ın huzurunda mahcup olmak istiyorsan istediğini yapabilirsin! Ama unutma ne yazıcı meleklerin gözünü kör edebilirsin ne de Allah’ın kamerasını durdurabilirsin!

Ses, Ahmet’in irkilmesine neden olur. Sağa sola bakar, kimsecikler yoktur. Odada yalnız başınadır. Sesin sahibinin kim olduğunu merak eder. İç dünyasını dinler. Ses, yüreğindeki samimi imandan gelmektedir. Kalbindeki imanın sesini dinleyen insan, Allah’ın huzurunda mahcup olacak davranışlardan, kul hakkı olarak kendisinin boynuna dolanacak cehennem yılanlarından uzak durma bilincini tüm benliğinde yaşayacaktır.

Ahmet elleriyle başını tutar. Saçlarını geriye doğru atar. Karşısında bütün çekiciliğiyle bütün ihtişamıyla duran kadına bakar. Erkek olarak onu arzulamamak mümkün değildir. Ancak bir mümin olarak onunla olmakta mümkün değildir.

İçindeki vicdanının sesine kulak verir. Sessizce “Kışkırtıcı şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım!” der. Bu sözden sonra kadın gözünde birden dünyanın en çirkin varlığına dönüşür. Derin bir nefes alır ve onu kolundan tuttuğu gibi kapı dışarı eder. Kadın şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez.

Kendisini kapının önünde bulan kadın o kibar ve çekiciliğini bırakıp küfreder.

“Geri zekâlı manyak!” deyip kapıya bir tekme atarak oradan uzaklaşır. Görevini yerine getirememenin öfkesiyle patronunun yanına gider.

Ve Ahmet gözlerinde o ağacı da yakar.

“Allah’ım sana sonsuz şükürler olsun! Az daha vazgeçemediğimiz birkaç dakikalık zevk uğruna ebedi hayatımı mahvedecektim.”

Unutmayın inanıyorsanız: “Hişt, hişt Allah’ın kamerası kayıtta!” sesi her daim yüreğinizdeki imandan yükselerek sizi uyaracaktır.

“İnsanoğluna şeytanın vesvese vermesi, meleğin de ilham etmesi vardır. Şeytanın vesvesesi, kötülüklere götürmek ve gerçekleri yalanlatmaktır. Meleğin ilhamı ise hayırlara götürüp hakkı doğrulatmaktır. Kim hayırlara yönelmeyi ve hakkı doğrulamayı vicdanında bulursa bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamd etsin.

Kim de vicdanında şeytanın vesvesesini bulursa taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın.”[1].


[1]        Sünen-i Tirmizi c. 2 s. 147 Konya Kitapçılık Hazırlayan Abdullah Parlıyan

 

 



YAZARLAR