Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Faysal Mahmutoğlu


HİLAFET

Faysal Mahmutoğlu'nun yeni yazısı;


 

Kuran-ı Kerim’de hilafet kelimesi yer almadığı gibi halife de terim olarak geçmez.  “insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi” şeklindeki ayetler; insanın yeryüzünde söz sahibi kılındığı, sorumluluk yüklenerek yeryüzüne gönderildiği manasınadır. İnsanın yeryüzünde en şerefli varlık olması bununla ilgilidir.

Halife birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak anlamını içerir.

Hz. Peygamberin vefatından sonra devlet başkanı olarak onun yerine geçen Hz. Ebubekir için kullanılan bir kavramdır halife.  Diğer üç halife için halife yerine “Emire’l Mü’minin” kullanılmıştır. İlk dört halifeye “Hülefa-i Raşidin”  de denilmektedir. İlk iki halife Hz. Peygamberin kayınbabasıdır, ardından gelen iki halife de damadıdır.

Halifelik özü itibarıyla İslami devletin siyasi örgütlenmesi olarak kabul edilir. Peygamberden sonra onun kurucusu olduğu İslam toplumuna (ümmet) kimin liderlik edeceği ve kimin yöneteceği sorununu çözmek üzere toplanan Ensar ve Muhacirler arasında şiddetli tartışmalar yaşanır. Bunun üzerine Ebu Bekir, bir yanına Ömer’i öbür yanına da Ebu Ubeyde’yi alarak Ensar’ın toplandığı Beni Saide gölgeliğine gelir,  burada Ebu Bekir,  Ömer ve Ebu Ubeyde’yi göstererek “size bu iki kişiyi aday olarak seçtim birine biat edin” der, Fakat o ikisi, “Hz peygamberin öne geçirdiği bir zatın önüne kim geçebilir” diyerek adaylık için Ebubekir’i önerdi ve Ömer’in biati üzerine Hz Ebubekir “sakife-i Beni Said’de” yapılan seçim sonucunda “ Resulullah’ın halifesi” ünvanlıyla hilafet makamına oturdu. Hz. Ebubekir Hz. Peygamberin hem en yakın dostu hem de ilk Müslümanlardandı. Ebubekir,  vefat etmeden önce Hz Ömer’i Halife olarak atadı. Ömer, “Emire’l Müminin” olarak sürdürdüğü görevinin onuncu yılında bir suikastla şehit edildi. Vefat etmeden önce gelecek halifeyi bir şura ile seçilmesini önermiş, (oğlunu şura heyetine tavsiye etmiş fakat seçilmesini men etmişti). Hz Osman şura meclisi tarafından halife olarak seçildi. Osman miladi 656 yılında bir grup tarafından şehit edilirken öldüren gurubun içinde Ebubekir’in oğlu da olması dikkat çekiciydi. Hz. Ali ise tüm Müslümanların biat şartıyla halifeliği kabul etmiştir. Hz. Ali’nin 661 yılında hariciler tarafından şehit edilmesiyle beraber iktidar Emeviler’e geçiyor.

Ali’nin büyük oğlu Hasan’ın halifelik hakkından feragat etmesiyle, tahta Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye geçiyor. Muaviye “Halifelullah” Allah’ın halifesi unvanını kullanarak yeni bir döneme imza atıyor. Bu dönem hilafetin saltanata dönüştüğü bir dönemdir. İlk iş olarak oğlu Yezid’i veliaht olarak tayin ederek veraset sisteminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Artık bu süreçle birlikte, hilafet babadan oğula geçen bir hanedanlığa dönüşmüştür.

Emevi dönemi aynı zamanda İslam’dan sapma dönemidir.  Muaviye İslam dışı birçok uygulamaya imza atmıştır. Bunlardan bir kaçı; İmam Zuhuri’nin rivayetine göre: Resul-i Ekrem ve Reşit Halifeler döneminde, ne bir kâfir Müslümana varis olabilirdi, ne de bir Müslüman kâfire. Fakat Muaviye Müslümanı Kâfir’e varis yaptı. Bu Uygulama Ömer bin Abdülaziz dönemine kadar devam eder.

Hafız ibn Kesir şöyle yazıyor: “Diyet muamelesinde Muaviye sünneti değiştirdi. Zira sünnete göre “muahidin” diyeti Müslümanlarınkiyle aynıdır. Fakat Muaviye bunu yarıya indirdi, diğer yarısını da kendisi aldı.”  En kötü uygulaması da “Hz. Ali için kötü şetler söylemek, ona lanet okumak, sövmek ve zemmetmek.” (1) Bu uygulama da Ömer bin Abdülaziz tarafından kaldırılmıştır.

Bütün bu kötü sözler hutbede sarf edilirdi. Hutbe bir nevi lanetleme zemini olarak kullanılırdı. DİB Başkanı Erbaş’ın Ayasofya’nın açılışında hutbede tarihi gerçeklikle alakası olmayan Fatih’in mirasıyla ilgili olarak birilerine lanet okuması Emevi geleneğinin canlandırılmasıdır. Konuyla ilgili olarak Harvard Üniversitesi öğretim üyesi tarihçi Prof. Dr. Cemal Kafadar; Ayasofya’nın ibadete açılması hem içerde hem dışarda gerilimli fay hatlarını harekete geçirebileceğini belirterek “Fatih sultan Mehmet’in kendisi vakıf bozan bir Padişahtır, onu sembol olarak seçmek aslında birçok çelişkinin üstünü örtmek oluyor” diyor. Ali Erbaş’ınVakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” ifadesine Prof. Kafadar şöyle cevap verir; Fatih Sultan Mehmet, çağdaşlarının çoğunun müstebit görünen bir tavırla –genel olarak Fatih’in tarzına çok uygun bir tavır bu- bir takım vakıfları tımar olarak dağıtmak üzere bozuyor, mirileştiriyor.  (bu vakıfların çoğu dervişlere ait vakıflardır) Ölümünden sonra oğlu ikinci Bayezid ya kendi meşrebinden, ya da Fatihin vakıf bozma işleminin yarattığı muhalefet çok güçlü olduğu için belki de her iki sebepten dolayı bu toprakları vakıf statüsüne iade ediyor. (2)

 

Emevi iktidarı kesintisiz 89 yıl sürmüştür. Emeviler, İslam’ın Endülüs’ten orta Asya’ya dek yayılmasını sağlamıştır. Hilafet makamını gasp eden Emevi hanedanı Hz. Peygamberin amcası Abbas’ın soyundan geldiğini iddia eden Saffah “kan dökücü manasında” ve ünlü Kürt asıllı komutanı Ebu Müslim Horasani komutasındaki kuvvetlerce yıkılmıştır. Miladi tarih 750.  Ebu Müslim’in fazla güçlenmesinden korkulduğu için 755 yılında bir suikastla ortadan kaldırılmıştır.

Abbasilerin hanedanlığı 1258 yılına dek sürmüştür ancak artık birden çok İslam devleti ortaya çıkmıştı. Endülüs, Mısır ve Horasan gibi. Siyasi bir kurum olan Hilafet,  Abbasiler döneminde dini statüye büründürülmüş tür. Halife Mansur Bağdat şehrini inşa ederek hilafet merkezini buraya taşıdı. 750 yılında başlayan Abbasi hilafeti, Moğol Hanı Hülagu’nun 1258 de Bağda’da girmesiyle sonlandı. 1261 de Mısır’da Memlukler döneminde “gölge/sembolik” hilafeti dönemi başladı.

Halifenin Kureyş’ten olma” şartı gereği olarak, Kureyşli biri sembolik olarak halife ünvanlıyla sultanın yanında bulundurulmaya başlandı. Bu sembolik halife siyasi muktedirin yanında hiçbir siyasi yetkisi ve otoritesi yoktu. Topraksız ve düşük maaşlı biriydi. Görüşlerini beyan etme yetkisi yoktu. Halifenin başlıca vazifesi Sultanın tahta çıkış merasimlerinde ona Müslümanlar üzerindeki –aslında var olmayan yetkilerini- devretmek, her ayın başında sultanın huzuruna çıkıp onu tebrik etmek. Tam bir tiyatro. Halifeye ödenen maaş o kadar azdı ki zaman zaman bu durum üst yönetim mensupları arasında alay konusu olur ve İslam Halifesine dilenci bile denilirdi. Sultan istediği zaman onu azledebiliyor ve onu hapse atabiliyor.

 Uydurulmuş bir Hadisin sorgulanmadan gereği yerine getirilmiş olunuyordu. Sembolik/ gölge halife dönemi 1517 de Yavuz’un Memlukler’i yenmesiyle son buldu. Yavuz Selimin aldığı halifelik bu sembolik/ gölge halifeliktir.  Yavuz’un Kahire’de bir törenle halifeliği devraldığı rivayet edilir.  Sembolik Halife Mütevekkil deniz yoluyla 1518 yılında İstanbul’a getirilir. Mütevekkil Ayasofya’da yapılan törenle hilafet kılıcını Yavuz’a devrettikten sonra Yedikule Zindanının misafiri olur ta ki Kanuni tahta çıkıncaya kadar. Kanuni 1520 yılında Müvekkilin zindan misafirliğine son verip Kahire’ye gönderir. 1538 yılında Halife ünvanlıyla ölür.

Memluk sultanları yanlarında hep bir Kureyşli istihdam etmişlerdir. Bunu bilen Yavuz daha çok “Hadim’ül Haremeyn eş-Şerifeyn” unvanını kullanmayı tercih etmiştir. Yavuz’un Küffara değil sadece Müslümanlara kılıç salladığını da not etmeliyiz.

Osmanlı hilafete pek önem vermemiştir. Çünkü ihtiyaç doymuyordu yeterince güçlüydü.  Osmanlı –Rus savaşı sonrası Kaynarca anlaşmasına kadar devam etti. O antlaşmada Rus Çar’ının Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodoksların koruyucusu yapan bir madde konulunca 1.Abdulhamit Müslümanların halifesi olduğunu hatırladı. Böylece hilafet kurumu yeniden önem kazanmış oldu. 2. Abdülhamit devrinde ise devlet politikası haline geldi. Balkanlarda yaşayan Müslümanlar ile Arapları bir arada tutmayı düşünüldü ancak beklenen netice hâsıl olmadı.

TBMM 2 Kasım 1922 de saltanatı kaldırdı ancak toplumun dini hassasiyeti nedeniyle hilafete dokunmadı. Vahdettin’in 17 Kasım 1922 de İngilizlerin gemisiyle ülkeyi terk etmesi üzerine meclis 18 Kasım ki oturumunda Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecit efendiyi halife seçer. 24 Kasım Cuma günü bir heyet Halifelik mazbatasını kendisine takdim eder.” Halife-i Müslim’in” unvanı yanında “ Hadim’ül Haremeyn” unvanını da kullanabileceği kendisine bildirilir. 2 Mart 1924 te hilafetin ilgası ve Hanedanın Türkiye Cumhuriyeti memalik’i haricine çıkarılması hakkındaki kanun çıkarılınca Abdülmecid Efendi ile hanedan mensupları yurt dışına çıkarılır.

Halifeliğin kaldırılması demokratikleşmeden çok laikleşmeye önem veren Mustafa Kemal’in jakoben modernleşme projesi için anlamlıdır. Nitekim bu tarihten itibaren atılan bütün adımlar, rejimin otoriter niteliğini ve Mustafa Kemal’in tek adamlığını daha da pekiştirmiştir.

Hilafet kurumu öncelikle tüm Müslüman dünyasında kabul görmesi lazım, bugün için böyle bir şey mümkün mü?

Hilafet kurumunun dini bir hüviyeti yok, siyasi bir kurumdur ve tarihin hiçbir döneminde birleştirici bir rol oynamamıştır. Bir istisna dışında tüm halifeler erkektir. O kadın, 1020 yılında Kahire sarayında, bir sabah uyanıp kendisinin “Allah” olduğunu ilan eden Fatımilerin 6. Halifesi Hekim Biemrullah’ın esrarlı yok oluşundan sonra Halifelik makamına Ablası Sittül mülk oturur. (3)

Sünni paradigmaya göre halife Kureyş’ten olması gerekirken Şii doktrin ise ancak ehlibeyt mensupları imam olabilir. İlk üç halifeyi tanımazlar.

Mısırlı düşünür Abd el Razık’a göre “ hilafet bütünüyle tarihsel bir fenomendir; dini bir rejim değildir, yani böyle bir kurumun tesisi dini bir zorunluluktan kaynaklanmamıştır. Esasen hilafet özü itibarıyla bir saltanat veya monarşi rejimidir.” (4)

Müslümanların halifeye değil; Nezakete, bilgiye, akletmeye, analitik düşünmeye, popülizme tavır almaya ve hamasete son verip gerçeklerle yüzleşmeye ihtiyacı var.

Din siyasetin ekmek kapısı olmaya devam ettiği sürece hilafet de hep gündemimizi meşgul edecek.

 

 Kaynakça

  1. Mevdudi/ Hilafet ve Saltan
  2. Magma dergisi
  3. Ayşe Hür / teweter
  4. Fahrettin Dağlı / tewet

 

 



YAZARLAR