Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan KAYAN


Hiç-leş-mek

Yazarımız Ramazan Kayan'ın "yeni" yazısı...


Hatırlayanlar olacaktır, geçen haftaki makalemin başlığı; ’herkesleşmekti.’ O yazımıza gelen tepkilerden hareketle bu haftaki köşe yazımızda ‘hiçleşmek’ boyutunu ele almaya çalışacağım…

Herkesleşmek de hiçleşmek de bir anlamda insanın fıtratından uzaklaşması, yalnızlaşması ve yabancılaşması riskini beraberinde getiriyor… Biz bu köşede bugün felsefi anlamda bir hiçleşmek (Nihilizm)’den bahsetmeyi düşünmüyoruz… Sosyolojik ve psikolojik bir gerçeklikten bahis açmak istiyorum…

Nesillerimizin yaşadığı hiçleşme sancısı yaygın ve belirgin bir şekilde devam ediyor…

Bir balçıktan yaratılan insan, daha ne kadar başkalaşabilir? Sürü psikolojisi kitleleri nereye sürüklüyor?

Kitlesellik bir anlamda bireyi hiçleştiriyor… Kitle kültürünün kuşatmasında kendini kurtarıp özgün kişiliğini koruyabilenlerin sayısı hızla azalıyor…

İnsanın hiçleşme serüvenini doğru analiz etmemiz gerekiyor… İçine düştüğü bu labirentin, karmaşık labirentinden bir çıkış yolu bulabilecek mi? Yoğun yabacılaşma bulutlarını aralayabilecek mi?

Hiçlik limanına demir atanlar nasıl bir yokuşa müşteri olduklarının farkındalar mı acaba?

Arzuların yaygınlaşması, hevanın ilahlaşması hiçleşmeyi besleyen en büyük faktör…

Yaratılış amacını ıskalayanların nasıl yabancılaştıklarını hüzünle izlemekteyiz…

Uyuşukluk, umursamazlık, uyumsuzluk çağın en tehlikeli hastalığı… ‘Canım istemiyor.’ deyince kimsenin yapabileceği bir şey kalmıyor… Hiçbir şey umurunda değil… Dünya yıkılsa kılı kıpırdamaz…

Hiçlerden bir hiç…

İradesiz, iddiasız, idealsiz, itibarsız, isteksiz, itirazsız, isyansız, ilkesiz insanlar düşünün… Ne kadar insandır?

Müsvedde insan… Gölge adam…

Ot gibi… Hissiz… Ruhsuz… Sessiz…

Canlı ama canlılık yok. İnsan ama insanlık yok. Yaşayan ölü misali…

Vücudu var, vicdanı eksik, vecdi sönmüş…

Bedeni yerli yerinde fakat benbilinci yok… Var ama yok…

Bir hiç uğruna hayatı heba ediyor…

Kimliksiz, kişiliksiz, kemiksiz, karaktersiz kalanlar hiçliğin girdabında tükenenlerdir…

Tüketim, hazcılık, cinsellik, ego vazgeçilmezleri…

Aslında hiçleşme uzun bir hikâye…

Peki, bu gidişata karşı nasıl korunacağız? Kiminle direneceğiz?

Unutmayalım; düşünmeyen, sorgulamayan zihinlerin işgalcisi çoktur… Ödünç kavramlarla bilinç oluşmuyor… Kimlik oturmuyor…

Şahitlimiz neyi gerektiriyor? Yeryüzünün halifesi olmak nasıl bir yükümlülüğü doğuruyor?

Yüreğimizi yoklamamız gerekiyor…Her türlü işgale karşı durmuşumuzu netleştirmemiz icap ediyor..

Evet, yüreğimizde bir ateş taşımalıyız… Bir acı… Bir aşk… Bir dert… Bir dava… Bir umut… Bir korku… Bir sevda… Bir niyet… Bir öfke… Bir itiraz… Bir ‘La/Hayır’… Bir merhamet… Bir iyilik yüklenmeliyiz yüreğimize…

Öyle bir yürek taşımalıyız ki, yüreksizlerden olmamak için…

Hiçsizliğin sebebi belki de, içsizliktir… İçtensizliktir… İçerisizliktir… İçi geçmişliktir…

İçimizi ihmal etmeyelim…

Bir tavrımız olsun… Amacımız olsun… Hedefimiz olsun… Çizgimiz olsun… Farkımız olsun… Duruşumuz olsun… Hududumuz olsun…

Bize özgü, bir göre, bizi biz yapan özellikte olsun… Davranışlarımız öykünmeci, düşüncelerimiz ithal, değerleri sahte olmasın…

Hiçleşen kitlelerin irşad ve ıslahı için bizden atılım ve açılım bekleniyor…

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR