Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


HDP’NİN SORUMLULUĞU VE YENİ POLİTİKA İMKANI

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı;


 

Türk siyasetinin demokratikleşmesi, bir taraftan iktidarın, diğer yandan Kürtlerin oylarının ağırlık olarak alan HDP’nin tavrına bağlıdır. HDP’nin önündeki en büyük sorun PKK ile artık gizlenemez ilişkisidir. HDP'nin kendini PKK'dan ayırıp demokratik siyasetin önemli bir sivil partisi haline gelememesi bir yandan PKK'nın silahlı milis güçleriyle Kürtler üzerinde baskı oluşturmasına, diğer yandan iktidar tarafından uygulanan güvenlik politikalarının daha az itirazla sahiplenilmesine neden olmaktadır. Bu durum, Kürt siyasal hareketinin demokratikleşmesi ve özgürleşmesini doğrudan, Türk siyasetinin demokratikleşememesini de dolaylı olarak etkilemektedir.

HDP'nin PKK karşısındaki olumlayıcı tutumu, Türk halkında HDP söz konusu olduğunda hukukun kolayca ihmal edilebileceği anlayışını güçlendiriyor. Bu anlayışın destek bulması ve onaylanması demokrasi ve hukuk devleti önündeki en önemli engellerden biridir.

Öte yandan, Kürt siyasetinde etkin olanların, Türkiye ve dünya konjonktürünü okumada ve değerlendirmedeki ufuksuzlukları da önemli bir sorun alanı oluşturmaktadır. Bir dönem HDP’nin içinde bulunan Altan Tan’ın tanıklıkları bu açıdan önemlidir. "Bilardo masasındaki toplar hareketlendikçe oyun anlaşılmaya başlandı. DEAŞ, önce hiç kimseyle hiçbir 'alacak verecekleri olmayan' Kürt Ezidilere saldırdı. 21. yüzyılın en iğrenç olayları Şengal'de yaşandı.

Ezidi kadın ve kızları tecavüze uğradı, erkekleri hunharca öldürüldü, çocuk ve kadınları pazarlarda satıldı.

TV ekranlarında kafa kesmeler ve meydanlarda kurşuna dizme sahneleriyle İslam ve Müslümanların imajı yerle bir oldu.

DEAŞ, sonra PYD'li Kürtlere savaş açtı ve Kobani önlerine kadar geldi. Kobani önlerinde ABD uçakları DEAŞ'ı bombalayınca, Kürtler 'Biji Obama' sloganları atmaya başladılar.

Velhasılı kelam; Ezidileri soykırıma uğratan, kafa kesen, sakallı sarıklı sözde 'İslamcılar'

'Barbar İslamcılara' karşı savaşan ve Ezidileri kurtaran; laik seküler 'Çağdaş' genç kızlar ve erkeklerden oluşan PYD’liler, hepsine birden kucak açan, Kobani'de son nefesini vermek üzere olan Kürtleri son anda kurtaran ABD ordusu;

Ve bingo! Biji Serok Obama!

Ne Ezidiler uğradıkları felaketin esas hedefinin PKK’yı Şengal'e yerleştirmek olduğunu;

Ne de anlı şanlı Kürt siyasetçileri asıl amacın ABD'nin bölgeye yerleşmesi olduğunu anlayabildiler"( Altan Tan, 3. Cumhuriyete Doğru, S: 170-171)

            Diğer yandan Türkiye'nin bir terör sorunu var. Bu sorunun yarattığı tedirginlik, hukuk, adalet ve insan hakları konusunda ihmal edilebilirlik anlayışını güçlendiriyor. Bu da antidemokratik uygulamalara kabul edilebilir bir zemin oluşturuyor.

"Kürt sorunu konusunda" “sorun Kürtlerden kaynaklanıyor" yaklaşımı, 28 Şubat zihniyetinin başörtüsü konusunda, "sorun üniversiteye başörtülü gelenlerden kaynaklanıyor" yargısıyla örtüşür. Kürt sorunu derken teröre müsamaha gösterilsin, ormanları yakanlara hoşgörü gösterilsin denmiyor. Siyasal ve sosyal sorunlar, sadece karşı taraf üzerinden analiz edilemez. Hiç kuşkusuz PKK, Kürtlerin önünde önemli bir engeldir. Kuşku yok ki, teröre müsamaha gösteren, terör eylemlerine olumlu bakan, bir terör örgütünü özgürlük savaşçısı olarak gören bir anlayışı dikkate almamak gerekir.

PKK ve yaptığı terör Kürtlerin sorunlarını görmezden gelmeyi gerektirmez. PKK'nın varlığı Kürt sorununu daha da derinleştirdiği konusunda ise hiçbir tereddüt yoktur. HDP'nin PKK karşısındaki olumlayıcı tutumu, Türk halkında HDP söz konusu olduğunda hukukun kolayca ihmal edilebileceği anlayışını güçlendiriyor. Bu anlayışın destek bulması ve onaylanması demokrasi ve hukuk devleti önündeki en önemli engellerden biridir.

Devleti, hukuk, demokrasi ve insan hakları yönünden eleştirirken, milletvekillerinin önemli bir bölümünün totaliter, örgüt içi hukukun infazlarla sağlandığı, demokrasi ve insan haklarının isminin bile olmadığı bir terör örgütünün belirliyor olması ne hazin bir çelişkidir. HDP'nin temel açmazı budur. Bu pozisyondan sağlıklı bir hukuk, adalet ve insan hakları söylemi çıkmaz.

HDP’nin açılım siyaseti ve Kobani olaylarını değerlendirirken hatalar yaptığı da herkesin malumu "Açılım sürecinde, hendekler ve demokratik özerklik ilanlarında tartıştığımız bu işleri iyi bildiğini iddia eden 'Büyük Kürt Siyasetçiler' ise 'Siz bu işleri bilmezsiniz, büyük devletlerin desteği olmadan bir şey yapmak mümkün değil, Ortadoğu haritaları yeniden çiziliyor, Türkiye'deki kayıplar geçicidir; bugün için önemli olan Suriye'deki kazanımlarımızdır' diyorlardı.'  (Altan Tan, 3.Cumhuriyete Doğru, s: 171)

            Türkiye'nin bir terör sorunu var. Bu sorunun yarattığı tedirginlik, hukuk, adalet ve insan hakları konusunda ihmal edilebilirlik anlayışını güçlendiriyor. Bu da demokratik hukuk devleti önünde bir bariyer oluşturuyor.

Tek başına Türkiye'nin demokratik hukuk devleti yönünde hamleler yapması, hukuk devletinin oluşması ve barışın sağlanması, Kürtlerin özgürleşmesi için yetmez. PKK, tasallutundan de Kürt siyasetini arındırmak gerekir. Hatta en temel sorun, PKK baskısından ve belirleyiciliğinden dolayı HDP'nin hareketsiz kalmasıdır.

Kürt sorunu konusunda bir önemli sorun da HDP’nin Kürt kültürü ve inanç değerleri karşısındaki kayıtsızlığıdır. HDP kadın kolalarının yayınladığı bir paylaşımda Polonya’da düzenlenen kürtaj karşıtı eylemi yasaklaması, içinde yaşadığı toplumun değerlerine ne kadar kayıtsız kaldığını gösteren önemli bir örnektir. Sormak gerekir: Bu politik çıkış Kürt kadının hangi sorununa çare üretiyor. Kürt kadınının kürtaj yasağının kaldırılması diye bir sorunu var mı? Bu yaklaşım HDP’nin İçinde yaşadığı toplumun dinamiklerine yabancılaşmanın tipik örneğidir.

Türkiye’nin bir Kürt sorunu olduğu gibi, demokrasi, anayasa, insan hakları, hukuk, tarih ve din sorunu da var ve öyle görülüyor ki, bu sorunlar birbiriyle az ya da çok ilgilidirler. Ancak öncelikle bir ahlak ve dil sorunu var ki, önce onu düzeltmek gerekecek.

            Şunu belirlemek gerekir ki, şikâyet ettiğimiz bütün olayların kaynağı biziz. Sorunları dışarıya transfer ederek ortaya koyabileceğimiz çözüm yoktur. Kürt sorununun çözümü içeridedir; çözüm ile atılacak adımlarda belirleyici olan iç dinamiklerdir.

Öncelikle, tıkanan entelektüel ve siyasi zemini açabilmek, biriken sorunları çözebilmek, hak ve adaletin izinden gitmek, iyi olan kimden gelirse gelsin desteklemek, maruf temelinde çeşitli toplumsal kesimlerle bir araya gelmek; sadece muhalefet olsun diye değil, aynı zamanda yol göstermeyi amaçlamak, tefekküre yeni bir alan açabilmek için, yeni bir siyasal anlayışa ihtiyaç var.

Türkiye öncelikle içine girdiği milliyetçilik eksenli devletçi ve güvenlik eksenli siyasal anlayıştan arınmalıdır. Ak Partinin milliyetçi kesimle yaptığı işbirliği değişimci yönünü bitirdi. Bu durum ona bağlanan insanlarda da derin bir hayal kırıklığı yarattı.

Ana siyasal zemini milliyetçilik olan ulus-devlet örgütlenmesi temel sorundur. "Modernleşme ve postkolonyal toplumların milliyetçilikleri Batı egemenliğinden özgürleşmek için yola çıkar. Ama hedefleri alternatif ulus devlettir. Ulus-devlet ise bir Batı icadıdır. Kolonyal ya da emperyalist Batı'ya karşıdırlar ama bir yandan da en az onun kadar modern olmak isterler. Gücü bulduklarında onlarda hemen emperyalistleşirler. Her milliyetçilik aslında Batı'nın inşa ettiği bir dünya tasavvuruna mahkûmiyeti içerir. Sonuç olarak milliyetçi düşünce paradoksaldır." ( Besim F. Dellaloğlu, Poetik ve Politik, s: 219)

            Bu paradoksal düşünceyi etkisizleştirmek ve toplumda yükselen milliyetçi dalgayı kırmak gerekmektedir. Kuşku yok ki, bunu gerçekleştirmek için kuşatıcı bir dile ihtiyaç vardır. Bir düşünceyi ifade ederken kullandığımız dil, ifade ettiklerimizden de önemlidir. Bu yüzden yeni bir dil yeni bir siyasal retorik önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.

            Biriken sorunlara Muhafazakâr dindarlığın (Ak Parti), milliyetçilik (MHP) ve Ulusalcı Kemalizm (Perinçek) ile yaptığı ittifak çözüm üretemez. Yeni bir dil, yeni bir siyasal söylem gerekir. Bu söylemin ana parametreleri temel hak ve özgürlükler, demokratik hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve ekonomik dengesizliğin düzeltilmesi olmalıdır.

 



YAZARLAR