Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


HAYAT VE YAŞAM

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk 67/2)                                            

Hayat kelimesinin Türk Dil Kurumuna göre tanımı şöyle; İsim Canlı, sağ olma durumu, Yaşam, Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı, Meslek, Geçim şartlarının bütünü, Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma, Yazgı, Yaşamayı sağlayan şartların bütünü, Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, isim Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa, Avlu, Balkon, Sundurma...          

Tüm bu anlamlara baktığımızda Hayat alışkanlıklar ve alışılanlar üzerine kurulan çetin bir imtihandır. Nasıl bir hayat yaşadığınız ve nasıl bir kimlik oluşturduğunuz bu imtihanın sonucunda ortaya çıkacaktır. Yaşadığımız hayata anlam katmamız gerekiyor. Yaptığımız projelerle hem kendimizi hem de etrafımızdaki diğer insanları şaşırtarak projelerimizi hayata geçirip uygulamaya koymalıyız.                                                             

Sağduyu sahibi insanlar yaşadıkları hayatın ne bomboş bir sayfa nede sonuna gelinmiş bir sayfa olmadığını yazılmaya devam etmekte olan bir kitap sayfası olduğunu bilerek kulluk sözleşme zeminine bağlı kalarak hedefe doğru ilerlemeye çalışanlardır.                                                                        

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resulünün çağrısına uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, onun huzurunda toplanacaksınız. (Enfal 8/24)   

Yaşadığımız çağın en ağır basan özelliği tüm insanları göçmen yâda azınlık haline getirmesi köklerimizin dayandığı yaşam tarzına benzemeyen bir hayatı yaşamaya zorlanıyoruz. Yaşadığımız yüz yılda küresel emperyalizm tarafından insanca yaşamayı zorlaştıran tek tip sosyo ekonomik bir sistem uygulanmaktadır bu sisteme karşı mücadele edebilmek için yeni döneme uygun zihin dünyası oluşturulması gerekiyor. Varlığımızı insanca sürdürebilmenin iki önemli yolu var. 1.teşkilatlanmak                                                                                                                                                                       2.insan ilişkilerini vahyin kurallarına ve peygamber efendimizin çağlar üstü örnekliğine uyarak yaşamak ve geliştirmek bu iki olguyu hayata geçirmenin yolu ise neme lazım bana ne kim yaparsa yapsın demeden takım ruhu ile birlikte dayanışma içerisinde çalışmaktan geçer. Biz insan olarak duruşumuzu koruduğumuzda toplumunda istikamet üzere olanlara, duruşunu koruyanlara saygı duyduğunu görürüz.                             

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! (Ankebut 29/64)                                                                                                                                                   

Yaşadığımız hayat denge zemininde biçim alıyor. Hayatta her zaman dengeli olmaya çaba göstermeliyiz, düşüncelerimiz, eylemlerimiz, ağzımızdan çıkan her kelime yerli yerinde, anlamlı ve ölçülü olmalıdır. Yaşama ne sunarsak, sunduğumuz kadar alabileceğimizi ve gerçek hayat ahiret yurduna bu alabildiklerimizi götüreceğimizi unutmayalım. Onun için heybemizde bol miktarda iyilik biriktirmemiz gerekiyor.                                        

Yaşam, yerini bulma uğraşıdır. Yerini bulamayan insanlara pusula olmak gerekir yönünü kaybedenin yön duygusu zayıf olur. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilemez. Ortada kalır.            

Hayat mücadele eden herkesi mücadele ettiği hedefe götürüyor tabii gerçekten mücadele etmek için rahatımızdan vaz geçip yola çıkmışsak.                                                                                                

Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz. Nahl/97                                                                   

Yaşadığımız hayata estetik ve ahlaki değer katabilmenin yolu insanın sahip olduğu bilgi ve becerilerle yaşadıkları arasında bağlantı kurabilmesi, kısaca eleştirel ve ilişkisel düşünebilen bir zihin yapısına sahip olmasından geçer. 

Yaşadığımız dünyada bizi motive eden şeyler toplumsal bir faydaya dönüşebilir. Doğru olanı yüksek sesle söylemek çevremizdekilerde fark meydana getirebilir. Hayatın tadını çıkarabilmek için affedici olmalıyız, öç alma duygusuyla beslenen insan önce kendini hasta eder. Mutlu yaşamanın sırrı güven ve karşılıksız sevgidir. Mutluluk ise insanın birbirini sevmesi ve birbirine saygı göstermesi ile gerçekleşir.                                                     

Hz. Muhammed (as) buyurmuşlardır ki! “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”                               

Dünya hayatının geçici olduğunu bilenler, gerçek zannedilen dünya yaşantısının da bir yolculuk olduğunun farkına vararak bütün arzularından özgürleşenlerdir.                                                                 

Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gider. Genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu görür evi dikkatlice gözden geçirdikten sonra, yerde bir kilim, bir köşede yatak olarak kullanılan bir sedye, bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını görür ve merakla bilgeye sorar. “Neden hiç eşyanız yok?” Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gence; “Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var ” dedi. “Peki, senin eşyaların nerede?”                                                                                                   

Genç,  kendini savunarak “Ama görüyorsunuz ben yolcuyum.”                                                                         

Ünlü bilge, hak verircesine tebessüm ederek “Ben de öyle, yavrum” dedi.” Ben de öyle… Kaynağı bilinmeyen bu kıssadan alacağımız ders yolcu olduğumuzu unutmamamız gerektiği gerçeğidir.



YAZARLAR