Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


HALEPÇE

Musab Aydın; Ölümün rengini gören var mıdır? Ya ölümün kokusunu?


 

   "Elma kokulu ölüm"

Ölümün rengini gören var mıdır? Ya ölümün kokusunu? Ölüm getiren elma kokusunu... Kimin aklına gelir ki elma kokusu ile öleceği? Ya çocuklar? Hangi çocuk elma kokusunu alırda evde durur? Zorlu bir kışın ardından, henüz elmalar çiçek açmışken çevreyi saran elma kokusuna duyarsız kalır ki? Halepçe’nin sokaklarına yayılan elma kokusuna koşan çocuklar ve onların başına bir şey gelmesin diye endişeyle peşinden koşan yaşlılar, kadınlar sarmaş dolaş devrildiler evlerinin duvar diplerine, ağızlarında köpüklerle...

Havraman Dağının yamaçlarında mazlum bir şehir Halepçe… İran ile Irak’ı ayıran Havraman Dağının eteklerinde kurulmuştu. Süleymaniye’ye seksen kilometre uzaklıkta, İran’a sınır bir şehir Halepçe. İran devriminden sonra emperyalist devletler, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’nin eliyle İran’ı cezalandırmak istemişlerdi. Günü geldiğinde aynı güçler Saddam Hüseyin’i darağacına götürecekti lâkin o ayrı bir mesele. Eskiler “Maşa varken, ateşi elle tutma.” demişler. Saddam’ı maşa niyetine İran’a saldırtmışlardı. Sekiz yıl süren bu savaşta, iki kardeş halktan bir milyon insan öldürülmüş, iki milyonu da yaralanmıştı. İran’la yapılan bu kardeş savaşında istediği sonuca ulaşamayan Saddam Hüseyin, öfkesini mazlum Kürtlerden çıkarmıştı.

Saddam, canı her sıkıldığında Kürt şehirleri olan Erbil, Süleymaniye ve Halepçe kentlerine askerlerini gönderiyordu. Tanklarla, toplarla gelen Saddam’ın askerleri yakıp yıkıp gidiyorlardı ve bölge halkı da buna alışmıştı. Sekiz yıl süren savaşın sonlarına doğru gelinmişti. İran ile savaşan Saddam bir yandan da 1986 da kendi vatandaşları olan Kürtlere karşı başlattığı ve adını Enfal Harekâtı olarak verdiği bir savaş başlatmıştı. Saddam bu kez İran’a gözdağı için Halepçe’de Kürtleri ihanetle suçlamış ve kimyasal silahlarla vurarak mesaj vermişti. 16 Mart 1988 günüydü. Kulakları sağır edecek bir gürültü kopmuştu Halepçe semalarında. Yine Saddam’ın askerlerinin saldırıya geçtikleri korkusuyla Halepçe halkı çocuklarını alıp sığınaklara ve evlerinin bodrumlarına sığınmışlardı.

İlk saldırıda çöp kokusu gibi bir koku yayılmış ve evlerin camları kırılmıştı. Saat 11.30 civarıydı ikinci saldırı olduğunda. Bu kez şehirde elma kokusu yayılmıştı. Çocuklar sokağa koşmaya başladı. Birkaç saniye içinde bir bir devrilmişti gül gibi çocuklar. Uçaklardan atılan bombalardan, Sarin ve Tabun gibi sinir gazları yanında Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma ilkel olan Hardal gazı da kullanılmıştı. Sekiz bini aşkın çocuk, kadın ve yaşlı ölmüş, on beş binden fazlası da yaralanmıştı. Uzun yıllar boyunca Halepçeli anneler, özürlü çocuklar dünyaya getirmişlerdi. Halepçe’de özürlü doğum oranları Hiroşima ve Nagazaki’nin beş katından daha fazlaydı. Çoğunluğu Türkiye’de olmak üzere bir milyonu aşkın mazlum Kürt de mülteci durumuna düşmüştü. Gerçi Türk devletinin elitleri ilk kez karşılaştığı Kürt mültecilerini almak istememişti. Dönemin Kürt kökenli başbakanı Turgut Özal, askeri ve bürokratik elitlere rağmen sınır kapılarını açmıştı. Ama bu mazlum mültecilere Kürt demek yerine bir aşağılama yöntemi olarak “Peşmerge” denilmekten kurtulamamışlardı.   

Katliamdan kısa bir süre sonra Türkiye’nin başbakanı Turgut Özal Bağdat’a resmi bir ziyarette bulunmuştu. Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmede konuyu gündeme getirmişti. Saddam diktatöre yakışacak bir tavırla “Onlar Irak’a ihanet ettiler. Cezalarını gördüler.” demişti. Allah’ın elçisi “Bir ülke küfür ile yönetilir ama zulüm ile asla.” demiş. Henüz Halepçe’nin yaraları iyileşmeden zulmün ipi Saddam’ın da boynuna dolanıp darağacına çekmişti.

2010 yılında Halepçe’yi ziyaret etmiş ve şehri biraz gezmiştim. Sonra kimyasal katliamın, soykırımının sonucu yapılan toplu mezarlara gitmiştim. En az üç dört kişinin defnedildiği kabirler yanında bazen yirmi metrekareye binlerce kişi gömmüşlerdi. Son olarak ziyaret ettiğimiz katliam ve soykırım müzesinde tanıştığım genç görevli ile sohbet etmiştik. Müzenin duvarında asılı fotoğraflardan birinde ölen annesi ve babasını göstermişti. Kendisi küçük bir çocuk olarak yalnız kalmıştı. “Zalimler için yaşasın cehennem!” diyerek hüzün ile vedalaşmıştım Halepçe’yle. İnsanlık suçu bu katliamda hayatını kaybedenleri rahmet ile anarak… Bugün ise Halepçe katliamının üzerinde tam 32 yıl geçti. Ama bıraktığı izler hâlâ geçmedi.

Elma kokulu ölüm

Gelir elma kokusu

Çocuklar koşar sokağa

Bulutlar parçalanır

Ay çekilir

Güneş düşer toprağa

Gelir ölüm kokusu

Bazen elmadır ölüm

Bazen suskun insanlık



YAZARLAR