Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


HAKİKATE YAKLAŞIM BİÇİMİMİZ

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


İslam, insanlık için hayır ve bereket dinidir. Aynı zamanda insana yaratılışına uygun hareket etme sorumluluğunun hatırlatıcısı olan ilahi bir fermandır. Unutkan ve asi yapısına kanan insana imani ve ahlaki sorumluluklarını nasıl yerine getireceğine dair bir rehberdir. Yaşadığın anda hidayet yolunu tarif ederken, öteki alem de ise kurtuluş müjdesini barındırmaktadır.

Bu girişten sonra asıl meramımıza geçelim. Buradaki derdimiz özelde vahye, genelde hakikate yaklaşım ve anlama biçimimiz olacaktır. Bu giriş, sonrasında yazılacaklara hatırlatma babındadır.

"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Ali İmran 104)

İslami kesimimin hareket tarzını belirleyen bu ayet, tebliğ ve irşat faaliyetlerinin mihenk taşını oluşturmaktadır. Bilinçli bir müslümanın ne yapması gerektiğine dair ufuk açıcı bir yolu göstermektedir. Bir Müslümanın sadece kendisi için değil de başkası içinde yaşaması gerektiğine dair sorumluluk bilinci yüklemektedir. Öyle bir sorumluluk ki; yaşamı değersizleştiren ne varsa ona karşı iyilikten ve hayırdan yana tavır koyma iradesinin-göstergesin ifadesidir. Bunun da ancak insanın kendi seçiminde yapacağı özgün ve özgür bir irade beyanıyla olacağı aşikardır.

Buradaki ayette ve de başka ayetlerde geçen ve eksik bir okumanın sonucu olarak karşımıza çıkan "seçilmiş olmak" bir kurtuluşu barındırdığı gibi daha çok ahlaki ve imani sorumluluktan doğan yükümlülüklere dikkat çektiği noktasının es geçilmesidir. "İman ettik kurtulduk"tan ziyade, "iman ettik daha çok sorumluyuz" yaklaşımı, ayetin birinci kısmında geçen şu uyarıları zihnimize kazımaktadır.

"Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz." (Ali İmran 103)

Vahiyle muhatap olmak aslında çok büyük bir değerdir. Bu değeri insan işledikçe ve sahiplendikçe açığa çıkmaktadır. Bu yaklaşım tarzımızla birlikte özü ve sözü bir olmak, hakka ve hukuka sarılmak, adaleti ve özgürlüğü sahiplenmek gibi bütün evrensel değerlerin aslına rücu etmesini sağlayacaktır. Bu noktada hakikate sarılmakla, hakikate yapışmak arasında bir farka temas edelim. Çünkü birileri hakikate yapıştıkça İslam'ın ruhu can çekişmektedir. Bu ilişki ve yaklaşımdan  dolayı kendini sınırlı ve belli kalıplar üzerinden ifade eden İslam; diğer insanlar tarafından ya anlaşılmakta ya da yanlış anlaşılmaların içinde kendini bulmaktadır. Oysa hakikate sarılmanın bir yaklaşım ve ilişki türü olduğunu görmemiz gerekmektedir. Bu ilişki annenin çocuğuna sarılışı gibidir. Ortada bir bütünleyici, etkileyici ve büyüleyici bir durum söz konusudur.

Kimileri hakikate sarılır, kimileri hakikate yapışır.

Hakikate sarılanlardan doğan ilişki sevgi ve muhabbettir. Her ikisinin de hakkını veriler.

Hakikate yapışanlardan doğan ilişki ise ikircikli, samimiyetsiz ya da etkisiz davranışlardır.

Hakikate sarılanlardan fedakarlık ve sadakat ön plandadır.

Hakikate yapışanlarda ise çıkar ve menfaat önceliklidir.

Hakikate sarılanlar iyilikle, güzellikle insana ve doğaya yaklaşır.

Hakikate yapışanlardan ise insanı tüketimin aracı, doğayı da tüketim sahası olarak görmektedir.

Hakikate sarılanlar değer üretir, hakikate yapışanlardan ise değer tüketir. Miras yediler gibi davranırlar.

Hakikate sarılanlar değişim ve dönüşüme açıktır. Hakikate yapışanlar ise muhafazakar ve taassup sahibidir.

Hakikate sarılanlar bilgi, hikmet ve irfanın peşindedir. Nerede görürse ona sarılır. Eski bilgisini yeni edindiği bir bilgiyle değiştirmede (daha doğruysa) tereddüt etmez.  Hakikate yapışanlar ise edindiği bilgiyi kutsama derdindedir. Aklın ve kalbin tefekkür hakkını gasp ederler.

Hakikate sarılanlar, hakikat yolcusudur. Merkeze doğru yol alırlar. Ömür sermayesini bu yolda tüketirler. Hakikate yapışanlar ise kendisini merkezde sanırlar. Orayı kimseye bırakma( daha doğrusu paylaşma) derdinde değiller. Hakikate sarılanlar bilgiçlik taslamazlar, eleştiriyi kabullenirler, karşısındaki insanın iradesini bilirler ve saygı gösteriler. Hakikate yapışanlar ise hep kendileri en iyi olma derdindeler, söylenecek bir söz varsa ancak kendileri söyler mantığını işletirler, insanın iradesini hesaba katmazlar ve de eleştiriye kapalıdırlar.

Hakikate sarılanlar bir sözü söylerken noktayı katmazlar. Virgülle karşısındaki insanın aklına ve yüreğine havale ederler. Hakikate yapışanlar ise söze nokta katarlar ve karşısındaki insanın aklını ve kalbini mühürlerler.

Hakikate sarılanlar, insan odaklı bakarlar. Ötekiyle hakikati paylaşma derdindelerdir. Hakikate yapışanlar ise fayda odaklıdır. Ötekine hakikati illa kabul etme derdindelerdir. O yüzden kar-zarar hesapları hep karışık, faturaları hep ağır olmaktadır.

Velhasıl kelam... Ayetleri okurken, onun sonsuza gidecek olan anlam manasını daraltmamak gerekir. Asıl önemli olan ise hep başkası üzerinden okumamaktır. Vahyi okumanın en güzel şekli kendine okuyormuşçasına okumaktır.

O zaman daha çok yol alacağız ve "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." ayetinin hakkını vereceğiz. Vesselam...



YAZARLAR