Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nuri YILMAZ


Hak Arayışlarında Meşruiyet Sorunu

Yazarımız Nuri Yılmaz'ın "yeni" yazısı...


Zulüm vicdanı rahatsız eden bir davranıştır; mazlumun feryadı ise yürek yakar. Çocuklarına yiyecek bulmak için pazar artıklarını karıştıran bir anneyi, umuduna ulaşmak için çıktığı yolculukta yaşamını yitiren veya yurduna girdiği insanlar tarafından itilip kakılan bir mülteciyi, evine bir ekmek götürebilmek için kurduğu işporta tezgâhı zabıtalar tarafından dağıtılan bir garibi görüp de vicdanı sızlamayacak kişi sayısı çok azdır. Zalim ile mazlum karşılaşmasında kalpler hep mazlumdan yanadır ve mazlumun başarı hikâyesi çoğunlukla sempatiyle karşılanır.

Peki, hak ararken veya mevcut imkânlardan pay almaya çalışırken mazlumun her yaptığı doğru kabul edilmelidir midir? Ne yaparsa yapsın onu haklı mı görmeliyiz? Meşruiyet kriteri mazlum için de geçerli midir?

Bu yazımızda bu sorulara cevap vermeye çalışacağız.

Bu konu neden seçildi?

İranlı sosyolog Asef Bayat, “Siyaset olarak hayat. Sıradan insanlar Ortadoğu’yu nasıl değiştiriyor” isimli kitabında; hiçbir ideolojik saikle hareket etmeyen, bir STK birlikteliğine sahip olmayan ve hatta aralarında sosyal medya iletişimi/örgütlenmesi bile bulunmayan sessiz kitlelerin dönüştürücü gücünden bahsetmektedir. Fail rolü bugüne kadar hiçbir sosyoloji kuramında tespit edilmemiş bu kitle, Bayat’ın gayri hareket ismini verdiği bir eylemsellik ve sessiz tecavüz adını verdiği bir yöntemle toplumları alttan alta dönüştürmektedir. Bayat’a göre gayri-hareketlerin hikâyesi kısıtlama zamanlarında failliğin hikâyesidir; ortak pratikler aracılığıyla insanların tahakkümün üstesinden nasıl geldiklerini, ona nasıl direndiklerini ve onu nasıl yıktıklarını anlatır. Sessiz tecavüz adını verdiği mücadele yöntemi, dağınık bireylerin ve ailelerin, toplumun sahip olduğu imkânlardan kendilerine verilmeyen payı veya temel ihtiyaçları sessiz ve yasadışı tarzda elde etmeye yönelik çabalarını anlatır. Bunlar ortaklaşa olmayan fakat uzun süre devam eden eylemlerdir. İş bulamayınca kent merkezlerinde işporta tezgâhı açarak geçimlerini sağlarlar, ev bulamayınca kamu arazisini işgal ederek gecekondu yaparlar, imkânları yetmeyince kaçak elektrik ve su kullanırlar, vergiden boğulduklarında vergi kaçırır, özgürlükleri kısıtlayan dayatmalar karşısında ufak ufak kural ihlali yapar yasakları uygulanamaz hale getirirler.

Görmezden gelinen bu büyük sessiz kitle, böylece kendisini görünür kılar ve böylece haklardan imkânlardan payını alır.

Bayat’ın sosyolojik meşruiyet sunarak anlattığı sessiz tecavüz; mazlumun direnişi, her şeye rağmen ayakta kalması, bütün baskı ve zorbalıklara rağmen hakkını söke söke alması bağlamında sempati toplamakta ve muhalif karaktere sahip kimseler tarafından övgüyle karşılanmaktadır. Bu durumda da, “hak ararken veya mevcut imkânlardan pay almaya çalışırken mazlumun her yaptığı doğru kabul edilebilir mi? Meşruiyet kriteri mazlum için de geçerli değil midir?” sorularını sorma gereği ortaya çıkmaktadır.

Mesele sadece bir sosyoloğun görüşlerini tartışmak da değildir. Hak mücadelesinde meşruiyet kriteri aranır mı sorusu insan hakları tartışmalarında da belirleyicidir ve kilit bir role sahiptir.

Meşruiyet sorununa dair bazı mülahazalar

İngiliz filozof Thomas Hobbes, “insan insanın kurdudur” cümlesiyle özetlenen spekülatif önermesinde, doğa durumunda insanın hırslarıyla hareket eden bir varlık olduğunu gözler önüne serer. Kant’ın, Hegel’in ve Marks’ın değişik yönleriyle ifade ettikleri gibi, insanı insanlaştıracak ve bu doğal vahşi halinden kurtaracak olan sadece bilinçli (ahlaki) edimlerdir. Bilinç Hegel’e göre kölenin efendiye galip geldiği ama onun yerini almayarak kimsenin efendi olmadığı bir toplumun şartlarını oluşturduğu ütopik gelecekte, Marks’a göre işçinin üretim araçlarına el koyduğu ama tekeline almayarak herkesin ortak paylaşımına sunduğu ütopik gelecekte ortaya çıkar. İslam’a göre ise bilinç ütopik bir gelecekte değil, hayvani dürtü ve arzuların kontrol altına alındığı etkin iradi eylemin sonundadır. Etkin iradi eylem paylaşmaktır. İktidar, mülkiyet ve şehvet arzusuna ulaşana kadar insan doğal isteklerin yönlendirmesiyle hareket eder. İnsani edimin (yani bilincin) başladığı yer ise elde ettiğini (kendisinin olanı) paylaşmaya başladığı andır. İstişare yoluyla iktidarını paylaşıma açarak hayvani bir hırs olan efendilikten kurtulur; zekat-infak yoluyla mülkünü paylaşıma açarak hayvani bir hırs olan kapitalistlikten kurtulur; ve cinselliği meşru bir eş ile paylaşarak hayvani bir hırs olan şehvet düşkünlüğünden kurtulur.

Kısacası modern dönemde toplumsallaşma biçimlerine ilham olan bütün felsefelere göre meşru edim, bilinçli/iradi edimdir. Bilinç dışı edim ise ya salt hayatta kalma saikiyle ya da hayvani bir hırsın sonucu olarak ortaya çıkar.

Bilinçli edim, bilinç tabanlı; yani bir fikre dayanan hak arayışıdır. Bir statükoya itiraz ve “daha iyisi”ni gerçekleştirme hedefiyle ortaya çıkar. Bir fikre dayandığı ve bir hedefi olduğu için bu tarz edimlerin dönüştürme isteği ve dönüştürme gücü vardır. Dönüştürmeye çalışırken “ikna” yolunu seçerse, zulmetmemeyi, adaletsizlik yapmamayı, haksızlığa ve yolsuzluğa başvurmamayı, yani insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı peşinen kabullenmiş demektir. Çünkü meşru olmayan fiiller, insanları ikna edemezler.

Dönüştürme çabası statükoyu alaşağı etmeye yönelen devrimci bir tarz benimsemişse, meşruiyet tartışmaları da kaçınılmaz olur. Devrimler meşruiyetlerini felsefelerinden alırlar. Bütün insanlığın kurtulacağı ideal geleceğe kadar, süreci hızlandırıcı ve devrimciye güç kazandırıcı fiiller meşru görülür. Yalan ve hilenin adı stratejiye, hırsızlığın adı ganimet elde etmeye, adam kayırmanın adı silah arkadaşını korumaya dönüşür ve devrimci; şiddet kullanmakta, haksızlık yolsuzluk yapmakta bir sakınca görmez.

Bu meşruiyetin muarız açısından bir kıymeti yoktur. Muarız devrimciyi düşman/rakip olarak görür ve taraflar hem fikri alanda hem sahada çatışır. Kendisine en fazla halk desteği sağlayan çatışmayı kazanarak kendi meşruiyetini tesis eder. İnsan hakları yönünden bu konu hak arama özgürlüğü ve self-determinasyon hakkı gibi çeşitli başlıklarda tartışılmaktadır. Devrimci teşebbüslere itiraz edilmemekte, taraflar arasındaki çatışma daha çok orantılılık ilkesi ve üçüncü taraflara verdiği zarar üzerinden değerlendirilmektedir.

Bilinç dışı edimlere gelince!

Bayat’ın kavramsallaştırmasında sessiz tecavüz kavramı içerisine dâhil ettiği “itaatsizlik”, bilinç dışı bir edim değildir; zorba yönetimin haksız kural ve yaptırımlarına karşı bir isyandır. Bilinç dışı edimler, çoğunlukla hayvani dürtülerin tahrik ettiği toplumsal imkânlardan pay alma çabalarını ifade eder. Bu tarz hak arayışlarında imkânlardan pay alma yolu kişisel menfaat sağlamaktır. Çoğu zaman ahlaki meşruiyet gözetmez, kendisinden esirgenen payı ne yolla olursa olsun elde etmeyi hedefler. Sessiz tecavüz kavramsallaştırmasında da görüldüğü gibi meşru olmayan davranışlara, mesela; işgale, çalmaya, haksızlığa, arsızlığa ve yolsuzluğa yönelir.

Bu tarz edimleri meşru kılacak tek istisna, hayatta kalma saikiyle yapılmış olmasıdır. Kabahatler kanunu zorunluluğu bir istisna hali olarak görür ve kimi durumlarda hafifletici sebep sayar kimi durumlarda ise cezasızlık öngörür. İslam hukukunda da durum aynıdır. “Ölü hayvanın eti, kanı, domuz eti, Allah’tan başkası için kesilen hayvan haram kılınmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz” (2/173)

Tabii zorunluluk hali fiilin meşrulaşması değildir; yasak yine yasak, haram yine haram, suç yine suçtur. Yalnız fiil ile fiili işleyen arasında bir ayrım yapılır. Failin o fiili neden işlediğine bakılarak sebebe göre cezasızlık durumu uygulanır.

İnsan Hakları yönünden meselenin değerlendirilmesi

Haksızlık yaparak hak mücadelesi, zulmederek adalet mücadelesi ve kirlenerek temiz toplum mücadelesi verilemez. Gerçekleştirmeye çalıştığı hedefle kullandığı yöntem arasında çelişki bulunan hareketler, vadettiklerini gerçekleştiremezler; bir zulmü ortadan kaldırır ama başka zulümlere yol açarlar, bir zalimi devirir ama yerine başka bir zalim oturturlar. Bu yüzden hak mücadelelerinde meşruiyet, olmazsa olmazdır.

Dönüştürücü hareketler olarak isimlendirdiğimiz bilinçli edimlerin (yani fikir hareketlerinin) meşruiyetini felsefelerinden aldığını ve bu meşruiyetin onlara teveccüh gösteren kitleler tarafından onaylandığını ifade etmiştik. Tabii bu meşruiyet sadece o fikre gönül veren insanlar için geçerlidir. Dışarıdan bakıldığı zaman hak mücadelesi için söylediğimiz her şeyin fikir hareketleri için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Adalete ulaşmak için zulmeden, temiz topluma ulaşmak için kirlenen ve barış tesis etmek için terör yollarına başvuran, sınırlı bir kitle tarafından meşru görülse de geniş halk kitlelerinden gerekli ilgiyi göremeyecektir.

Sessiz tecavüz kavramsallaştırmasında ise iki şey birbirinden ayrılmalıdır. Zorba bir rejimin insan haklarına aykırı bir şekilde bazı yaptırımları dayatması ile ekonomiyi kötü yöneterek halkı yoksullaştırması aynı şey değildir. Haksız kural ve kanunlara karşı itaatsizlik yolu seçildiğinde meşru olmayan bir iş yapılıyor değildir. Ama hayatta kalma saikiyle olmayarak, salt yoksulluktan kurtulmak ve imkânlardan pay almak için girişilen “tecavüz”, günün sonunda birilerine menfaat sağlarken birilerinin de bu işten zarar görmesine yol açar. Her tecavüz görünüşte zorba yönetimden bir şeyler koparır ama birilerinin menfaat sağlamasıyla sonuçlanan eylemin zararını günün sonunda bütün toplum öder. Açılan her işporta tezgâhı işini düzgün yapmaya çalışan esnafa karşı girişilmiş bir haksız rekabettir. İşportacı kazanırken esnaf zarar görür. İşgal edilen her arsa topluma ait olan varlığın belli kişilerce gasp edilmesi anlamına gelir. Çalınan su ve elektrik vatandaşın faturalarına yansıtılır ve onlardan tahsil edilir.

Sonuç

Sessiz tecavüz ve gayri hareket kavramsallaştırması önemlidir. Bu kavramlar sessiz kitlelerin davranış biçimlerini ve eğilimlerini anlamamızı sağlar. Görmezden gelmeyle yok olmadıklarını, ihmal etmeyle geçiştirilemediklerini gösterir. Gözetilmezlerse gayri meşru yollarla var olmaya çalıştıklarını anlatır. Bunlar uzun vadede bir toplum için yıkıcı olduğundan, imkânlardan yeterli payı almaları sağlanmalıdır.

Ama sessiz tecavüz övülecek bir davranış ve önerilecek bir yöntem değildir. Doğru bir hak arama yöntemi olmadığı gibi, imkânlardan pay almak için haksızlığı teşvik eder.

 

Kaynak: Farklı Bakış



YAZARLAR