Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


Hafızalardaki Kara Leke

Denilir ki adaletin bir ayağı topaldır fakat er geç yerini bulur. Ama Adalet tecelli etmesine rağmen hala ceza evinde 28 Şubat mağdurları var


Toplamda 35 yılda 3 darbeye tanık olmak. Darbelere alışkın olmak insana acı veriyor. Darbeler ülkesinde yaşadığını zannediyor insan. 1980 darbesine 10 yaşında tanıklık ettiğimde anneciğimin gözyaşlarına tanıklık ediyordum ve evlatlarını divan altlarına, dolaplara saklamaya çalışırken "ne olursa olsun sakın çıkmayın" tembihleri kulaklarımda hala çınlar. Binlerce masum insanın anarşiye kurban edildiği o kara tarihler hafızalardan hiç silinmedi.
 
Biz sustuk lakin tarih susmadı!
 
Aradan henüz 17 yıl geçmişti ki 28 şubat 1997, hafızalardaki kara leke, postmodern darbe gerçekleşti. Bu darbeye ise 27 yaşında tanıklık ediyor üniversite kapılarından kovulan arkadaşlarımın gözyaşlarını dindirmeye çalışıyordum.  Bin bir güçlükle açıktan tamamladığım orta öğretimden sonra  üniversite hayalim avuçlarımın arasından  başörtüsü yasağı sebebiyle kayıp gitti. Dini eğitim verdiğimiz  vakıf ve derneklerimizin kapılarına mühür vuruldu.
 
Başörtülü olduğum için oğlumun okulundan kovuldum. Başörtülü olduğum için asker olan kardeşimin yemin törenine alınmadım. Başörtülü olduğum için askeri lojmanda oturan arkadaşımın evine alınmadım. Başörtülü olduğum için başörtüsüne "Özgürlük Yürüyüşü"ne eşim ile beraber katıldım eşim devlet memuru olduğundan yürüyüşe katıldı diye sürgün edildi. Ben ise tartaklanmıştım. Üniversite Hastanesi başörtülüyüm diye bana 2. sınıf insan muamelesi yaptı doğuma almadılar. Her şey normal deyip evime geri gönderdiler 9 aylık bebeğimi kaybettim. Yaşadığım tüm hadiseleri binlerce mağdur gibi Allah´a havale ettim.
 
Bazen hiçbir şey yapmanıza gerek kalmaz, siz farkına varmazsınız ama Yüce Allah sessizce alır intikamınızı. Eşimin sürgünü 7 koca yıl sürdü. Üniversitelerde başörtüsü serbest olsun diye sadece el ele tutuşup yürüyorsunuz ne hakaret içeren bir söz ne aykırı bir slogan ne de yerden bir taş alıp fırlatıyorsunuz. Sessizce yürüyor ve kamuoyu oluşturmaya çalışıyorsunuz bunun bedeli 7 yıl sürgün ve 4 yılını evinizden çoluk çocuğunuzdan ayrı geçiriyorsunuz çok ağır değil mi? Ayrıca toplum tarafından yalnız bırakıyorsunuz. Sanki kötü ağır bir suç işlemişsiniz gibi terörist muamelesi görüyorsunuz çoğu tanıdığınız selamı sabahı kesiyor. Sabahlara kadar pencere kenarında ağlıyorsunuz beyaz Renault´lar sokağınızda sabahlıyor. Psikolojik bir baskı, psikolojik bir yalnızlık hissettiriyorlar size, kendinizden şüphe eder hale geliyorsunuz. Acabalar beyninizin içinde uğulduyor.  Tüm yaşananlara rağmen yüce Allah´a dayanıyor Ondan güç alıyor ve asla vazgeçmiyorsunuz.
 
Vazgeçmedik!
 
Diplomanın artık bir önemi kalmamıştı. Evet en önemli hakkımız olan eğitim hakkımız elimizden alınmıştı evlerimizde eğitimimize devam ettik. 28 şubat dindar halka yapılan bir darbeydi. Yani halka ordunun dili ile balans ayarı verilmişti. Sincan´da tanklar yürütülmüş, kıyafetinden dolayı saç sakal biçiminden dolayı herkes bir anda anarşist ilan edilmişti. Üniversitelerde utanç kaynağı olan ikna odaları kurulmuştu bir ablamızın deyimi ile "sanki uzaya füze fırlatacaklarmıştı da bizim başörtümüze takılmıştı." 
Bu mantalite hala devam ediyor hala kılık kıyafete göre karar veriliyor ön yargılar hala devam ediyor. Başörtü yasağı kalksın diye yıllarca yağmur çamur demeden başörtüsüne "özgürlük sloganı" ile bıkmadan usanmadan hakkımızı aramak zorunda bırakıldık. Çoğu arkadaşımız çirkin peruklar takarak okulunu bitirmeye veya mesleğini icra etmeye çalıştı. Yaşanan bu hadiselere gerek var mıydı. Kopartılan onca yaygaraya onlarca polisin başörtülü bir genç kızı itmesine kakmasına başındaki örtüyü çekmesine ne denli gerek vardı. Başarılı oldular mı? Asla başaramadılar Gün geçtikçe başörtülülerin sayısı arttı halk dinine daha çok sahip çıkmaya başladı, yasak olmasına rağmen halk daha çok dinini öğrenmeye yöneldi. Velhasıl Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerindeki gibi dinin yaşayış biçimini halkın elinden alamadılar.
 
28 Şubat sonrasında rahmetli Necmettin Erbakan´a yapılan haksızlıktan ötürü o ana kadar siyasi partiler ile hiçbir ilgisi olmayan birkaç arkadaşım ile hakkımızı siyasi yollardan aramaya karar verdik AK Parti´nin kuruluşuna destek verdik uzun yıllar mücadele ettikten ve uzun soluklu bir bekleyişten sonra başörtüsü tüm kamu kuruluşlarında kademe kademe serbest oldu.
 
1997 sonrasında dünyaya gelen yani 21 yıl önceki hadiselere şahit olmayan gençlere 28 Şubat sürecini anlattığımız da yüzlerinde tuhaf bir ifade ile karşılaşıyorsunuz. Onlara tüm bu yaşanmışlıklar komik geliyor gerçekten kılık kıyafetinden dolayı insanların bu derece itilip kakılması haklarının ellerinden alınması onlara inanılmaz geliyor. Onların gözünden bakınca gerçekten komik ve aşağılayıcı geliyor insana.
 
"28 Şubat sadece postmodern örtük bir askeri darbe değildi, toplumun ruh köklerini yerle bir eden İslami duyarlılıklarını tanınmaz hale getiren ayartıcı irtica tehdidi numarasıyla İslami kimliği bastırarak etnik kimlikleri kışkırtan dolayısı ile ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren ürpertici bir darbeydi" diyor Yusuf Kaplan. 28 Şubat küresel bir projeydi örtük ama açık izler bırakan bir darbeydi Türkiye, 28 Şubat sürecine sürüklenmeseydi 15 Temmuz darbesine maruz kalmazdı.
 
28 şubat İslam´ın yükselişini durdurmak için başlatıldı stratejinin adı ise "İslam´a karşı İslam" savaşıydı doğrudan İslami hedef almıyordu İslami oluşumları hedef alıyordu sağ gösterip sol vurmak gibi yani.
28 Şubat´ın aktörleri irtica ile savaşıyoruz diyerek Bin yıl süreceğini söyledikleri postmodern bir darbe yaptılar. 28 Şubat Darbesi toplumun kimliğinin aşındırılması sürecinde topluma çok büyük bir darbe vurdu. Diğer darbelerin Hepsinden daha yıkıcı sonuçları oldu. 28 Şubat darbecilerinin yargılanması 20 yıl sonra da olsa olumlu bir gelişme elbette fakat 20 yıldır hala haklarını tam olarak alamayan mağdurlar var. Denilir ki adaletin bir ayağı topaldır fakat er geç yerini bulur. Ama Adalet tecelli etmesine rağmen hala ceza evinde 28 Şubat mağdurları var. Bu insanların bir an önce haklarının iade edilmesi gerekiyor. Bir an önce onların gözyaşlarının dindirilmesi gerekiyor. Çağdaşlık adına yapılan 28 Şubat darbesi aslında bugün baktığımızda şimdiki gençlere çok ilkel geliyor yani kılık kıyafetinden dolayı insanlara reva görülen o muameleler gerçekten ilkeldi gerçekten insanlık dışıydı. Velhasılı kelam "Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak, Halbuki biz sussak tarih susmayacak, tarih sussa hakikat susmayacak, onlar sanıyorlardı ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak, Halbuki bizden kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar, tarihin azabından kurtulsalar, Allah´ın azabından kurtulamayacaklar." diyor Sezai Karakoç.
 


YAZARLAR