Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mustafa GÜL


Güzel Ahlak Kaldı mı?

Yazarımız Mustafa Gül'ün, Özgün İrade Dergisi 2020 Kasım (199.) Sayısında yayımlanan yazısı...


Güzel davranışlar da, çirkin davranışlar da evrenseldir. Cömertlik, her devirde ve her toplumda güzeldir; cimrilik, her devirde ve her toplumda çirkindir. Toplumlardaki çirkin davranışlar/ahlaksızlık arttıkça, Allah, gönderdiği Elçileriyle uyarıda bulunmuş,çirkin ve güzel davranışları yeniden hatırlatmıştır

Son zamanlarda çokça duyuyoruz:

“Gençlerde ne utanma kaldı, ne de arlanma!

-Ne büyüklere saygı, ne de küçüklere sevgi var.

-Bugün insanımızda her şey var, fakat huzur yok, kanaat yok.

-İnsanın karnı doyuyor, fakat gözü doymuyor.

-Artık içe değil, dışa bakılıyor.

-Ahlakı herkes unuttu.

-Eskiden şefkat vardı, merhamet vardı, dua vardı.”

Bu sözleri daha çok 50 yaş üstü insanlar söylüyor. Peki,daha önceleri durum farklı mıydı? 20. yüzyılın başlarında Mehmet Akif, toplumdaki ahlaki çürümeyi şöyle dile getirmiş:

“Durumumuz, çökmüş bir vücudun durumudur;

Çöküşümüzün ana nedeni ahlakın yok oluşudur;

Ancak bu hikmeti özlü bir sözle ifade etmeli:

Kurtulmanın tek yolu: Ahlakımız yükselmeli.”

Yine aynı dönemlerde Said Halim Paşa, Buhranlarımız isimli kitabında şunları yazmış:

“Osmanlı toplumu, günümüzde en tehlikeli buhranlardan birini geçirmektedir. Cemiyetimiz adeta ilkel bir topluluk haline dönmüşe benziyor. Ahlak, an’ane, inanç gibi temel esasların bozulmasına eklenen kanun ve nizam yokluğu ile yara alan sosyal yapı, sarsıntı ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır… Vaktiyle o kadar kuvvetli, o kadar zinde olan Osmanlı toplumu, bu kadar kısa bir zaman içinde, nasıl oldu da bu derece bozuldu?”

1909-1975 yılları arasında yaşayan fikir adamı Nurettin Topçu da ahlaki bozulmadan şikâyetçi:

“Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyor. Her sene yüz binlerle ziyaretçi ile dolan Kâbe’nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi ne siyasi, ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslam’ın temeli ve Kur’an’ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır. Bugünkü Müslümanlar, birtakım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur’an harikası olan ilahi ahlak, İslam diyarında çoktan gömülmüştür.”

  1. yüzyılın son çeyreğinde, yeni kurulan bir siyasi parti, gidişatı kötü görerek“önce ahlak ve maneviyat” diyerek siyaset yapmaya başlamış.

Yine aynı yıllarda Çetin Altan:

“Ahlak düzelmeden hiçbir şey düzelmez.” diyordu.

Yani ne asrın başlarında, ne de 50 yaş üstü insanımızın çocukluk ve gençlik yaşlarında durum farklı değildi.

Sadece 100 yıl 150 yıl mı? 4 bin yıl önce de ahlaksızlığın en çirkinlerini görüyoruz. Hz. Hud dönemindeki Ad kavminin işlediği suçu ve başlarına gelen felaketi hepimiz biliyoruz.

İlk insandan bu yana her toplumda çirkinlikler yaşanmış. Şirkin arttığı, bozulmanın çoğaldığı, ahlaksızlığın yayıldığı her topluma elçiler gelmiş. Güzel olanı ve çirkin olanı hatırlatmış.

Günümüzden yaklaşık 3.700 yıl önce Hz. Musa, kendi halkına’ On Emir’i anlatıyordu:

1-Şirk koşmayacaksın, başka ilah edinmeyeceksin.

2-Başka İlahların önünde eğilmeyeceksin, sadece Allah’a kulluk edeceksin.

3-Allah’ın adını boş yere ağzına almayacaksın.

4-Altı gün çalışacak fakat yedinci gün hiçbir iş yapmayacaksınız, böylelikle işçiler ve köleler de istirahat etsin.

5-Allah’ın sana emrettiği gibi babana ve anana hürmet et.

6-Katletmeyeceksin.

7-Zina etmeyeceksin.

8-Çalmayacaksın.

9-Komşuna karşı yalan tanıklık etmeyeceksin.

10-Komşunun evine, tarlasına, eşeğine, öküzüne ve komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.

Bugün kendilerini Musevi diye tanımlayanların, Hz Musa’nın öğretilerinden ne kadar uzak bir hayat sürdüğünü görüyor,söylenenlerin tersini yaptıklarına şahit oluyoruz.

Kitap “öldürmeyeceksin” diyor, kalleşçe, acımasızca, zalimce öldürüyor; çocukların kolunu kırıyor; kadınları tankların altında eziyorlar.

Kitap “çalmayacaksın, komşunun tarlasına, evine saldırmayacaksın” diyor, komşusunun evini başına yıkıyor, topraklarına binalar dikmeye devam ediyorlar.

Sözümüz, vicdan sahibi ve inançlarında samimi dindar Yahudilere değil.

On Emir benzerini, Lokman’ın çocuğuna yaptığı öğütlerde de görüyoruz:

“Yavrucuğum! Allah’a şirk koşma! Çünkü şirk büyük bir zulümdür.”

“Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik.”

“Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın, bir hardal tanesi ağırlığı kadar bile olsa, bir kaya içinde veya göklerde, ya da yerin dibinde gizlenmiş olsa da, Allah onu getirir.”

“Oğulcuğum! Namazında kararlılık göster, iyi ve güzel olanı emret, kötü ve çirkin olanı yasakla. Başına gelebilecek her türlü belaya sabırla katlan. Bu azim ve kararlılık göstermeye değer bir şeydir.”

“İnsanlara üstünlük taslama. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez.”

“Davranışlarında ölçülü ve dengeli ol, sesini de yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini eşeğin sesidir.” (Lokman,31/13,14,16,17,18,19)

Felsefeciler nasıl tanımlarsa tanımlasın, sözlükler ne yazarsa yazsın ahlak, davranışların/eylemlerin adıdır. Ahlakın zıt anlamlısı yoktur. Çirkini vardır, güzeli vardır. Güzel ahlak sahiplerine ahlaklı, çirkin ahlak sahiplerine de ahlaksız denir.

İnsan fıtraten temiz doğar. Hıristiyan inancındaki gibi doğuştan günahkâr değildir.Fakat imtihan gereği iyiye de, kötüye de meyyal bir yapıya sahiptir. Güzel davranışları da, çirkin davranışları da kendi özgür iradesiyle seçer. Dünya kurulalı bu böyledir ve böyle devam edecektir.

Güzel davranışlar da, çirkin davranışlar da evrenseldir. Cömertlik, her devirde ve her toplumda güzeldir; cimrilik, her devirde ve her toplumda çirkindir. Toplumlardaki çirkin davranışlar/ahlaksızlık arttıkça, Allah, gönderdiği Elçileriyle uyarıda bulunmuş,çirkin ve güzel davranışları yeniden hatırlatmıştır.

En son uyarıyı, Kur’an’ın, “Sen muhteşem bir ahlaka sahipsin”(Kalem,68/4) dediği ve Hz. Aişe’nin “O’nun ahlakı Kur’an’dı” diye tanımladığı son Elçi Muhammed(a) vasıtasıyla yapmış. Kur’an, güzel ahlakın övüldüğü, çirkin davranışların yerildiği yüzlerce ayetle dolu. İsra Suresi’ndeki bazı ayetleri hatırlayalım:

23-“(Ey insanoğlu) Yalnızca Allah’a kulluk et ve ana-babaya iyi davran. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık dönemine ulaşırlarsa, sakın onlara “öf!” deme, gönül okşayıcı sözler söyle.”

24-“ İkisine de merhametle tevazu kanatlarını indir ve şöyle de: “Ey Rabbim! Onlar beni küçükken sevgi ve şefkatle besleyip büyüttükleri gibi, Sen de onlara merhamet eyle!”

26-“Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Fakat saçıp savurma.”

27-“Çünkü amaçsızca saçıp savuranlar, şeytanın kardeşi olup çıkarlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”

29-“Ne ellerini boynuna bağlayıp(cimrilik yap), ne de onları büsbütün açarak (saçıp savur). Yoksa kınanmış olur ve kaybettiklerine hasret çekerek hayıflanırsın.”

31-“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı Biz veririz. Muhakkak onları öldürmek büyük bir cinayettir.”

32-“Sakın zinaya yaklaşmayın, çünkü bu son derece yüz kızartıcı, azgınca bir davranış ve çok kötü bir yoldur.”

33-“Sakın Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın.”

34-“Yetimin malına dokunmayın. Verilen sözü de yerine getirin.”

35-“Ölçtüğünüz zaman tam ölçün, doğru terazi ile tartın.”

36-“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi (Hesap Günü’nde) bundan sorguya çekilecektir.”

37-“Yeryüzünde kurumlanarak dolaşma; çünkü sen ne yeri yarabilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin!”

Bu ayetleri paylaşınca bazı arkadaşlar“Ahlaklı olmak, bilgiyle değil eylemle kazanılır. Yıllardır Kur’an okunuyor da ne elde ettik? Müslüman toplumların hali ortada.” diyebilir. Fakat ben bu düşünceye tam olarak katılamıyorum.

Birincisi,Müslüman toplumların ahlakı çürümüş olsa da, Batı toplumlarının ahlaksızlığı iyice kokmuş.

İkincisi,evet Kur’an dünyada en çok okunan kitap. Fakat okunanlar anlaşılsaydı, içindekiler bilinseydi, emir ve tavsiyelere uyulsaydı böyle mi olurdu?

Üçüncüsü, evet ahlak iyi veya kötü eylemlerin adıdır. İnsan yaptıklarıyla ahlaklı veya ahlaksız sıfatını alır.Fakat davranışları da, fikirler/ bilgiler şekillendirir. Teori olmadan pratik olmaz. Temiz bir fıtratla dünyaya gelen insan, çevresinden gördükleri ve öğrendikleriyle ahlaklı veya ahlaksız olmuyor mu? Bugün en büyük şer odağı olan medya, her tür pisliği aşılamıyor mu? Namussuzlar, cesaretle kendi çirkin fikirlerini korkmadan yayarken, namuslular, neden sessiz kalıyor? “Benim bu azgınlar karşısında gücüm yetmez” diyerek niçin köşesine çekiliyor?

Evimizin baş köşesine oturttuğumuz tv.lerden hayır mı yayılıyor, şer mi? Dışarıya da ihraç etmekle övündüğümüz dizilerin % 90 ı aile yapısını bozaniçeriklerle dolu değil mi?

Her türlü çirkinlikler,allanıp pullanıp meşru imiş gibi gösterilmiyor mu?

Kur’an, “Sakın zinaya yaklaşmayın, çünkü bu son derece çok yüz kızartıcı, çok kötü bir yoldur” derken, Avrupa Birliğine girme sevdasına, zina artık kanunlarımızda suç bile sayılmıyor. Daha çok ailelerin seyrettiği tv. lerin gündüz yayınlarında, kocasını aldatan kadınlar ya da karısını aldatan erkekler kahraman gibi gösterilip,zinakârlar topluma model olarak sunuluyor.

“Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz”(Araf,7/31) tavsiyesinin zıddına, israf ve tüketim her tür yayınla hoş gösterilip, teşvik ediliyor.

“İyiliği emret, kötülüğü yasakla”(Al-i İmran,3/110) emrine karşılık, vurdumduymazlık, bana necilik, bencillik aşılanıyor.

İnfak etme, paylaşma, yardımlaşma ahlakı unutturulup, “hep benim olsun” ahlaksızlığı yerleştiriliyor.

Kitabımızda, “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir, geçicidir; kalıcı ve hayırlı olan ahiret hayatıdır.” (Ankebut,29/64) hatırlatması yapılırken, ahireti unutturup, haz ve hız peşinde koşan nesiller yetiştiriliyor.

Bugün ekonomisi ve medya organlarıyla dünyaya hakim zihniyetler, ikiyüzlü/riyakâr/münafık/ça davranmakta. Dünya 327halklarına hoş görünüp kanlarını emmekte, zihinlerini köleleştirmekte. Zehri altın tas içinde sunup, ikiyüzlülüklerini gizlemekte.Bu riyakârlıklara karşı yapılan az sayıdaki itirazlar da,çok sönük kalmakta, gürültü patırtı arasında kaybolup gitmekte.

İçinde bulunduğumuz şu günlerde büyük bir ahlaksızlığa şahit oluyoruz. 30 yıl kadar önce, Azerbaycan toprakları olan Karabağ’ı Ermenistan işgal ediyor. Güçlenen Azerbaycan, topraklarını geri almak için, savaş hukukuna uygun olarak mücadele ediyor.Azerbaycan güçlerine karşı koyamayan Ermenistan ordusu, sivil yerleşim alanlarını topa tutuyor. Kadınları, çocukları ve bebekleri öldürüyor. Bunun bir savaş suçu olduğu herkesçe bilindiği halde, dünyanın zalimleri görmezden geliyor, ses çıkarmıyor.Bunlardan bazıları Ermenistan’a gizli gizli yardıma devam ediyor. Bu suskunluk, bu tavır, bu ikiyüzlülük en büyük ahlaksızlıktır.

Benzer ahlaksızlıkları saysak sayfalar yetmez. Bir Arap ülkesi yöneticilerinin, muhalif bir gazeteciyi hunharca öldürmesi yakın zamanda gerçekleşti.

Yerkürede milyonlarca insan açlıktan ölürken, tuvalet musluklarını bile altından yaptıran nice adı Müslüman olan zenginleri her gün magazin sayfalarında okuyor, tv.lerde izliyoruz.

Topraklarında süren savaştan kaçıp, ayak basacak bir toprak parçası araya göçmenlerin botlarını devirip denize döken ahlaksızlara, vicdansızlara komşu olmak ve aynı zaman diliminde yaşamak ne büyük bir talihsizlik.

Sözün özü, ahlaksızların çok çalışması sonucu ahlaksızlık artmış. Durumu değiştirmek “ahlaklıyım” diyenlerin elinde, onlardan daha çok çalışacak, hem fikrini yayacak hem de davranışlarıyla güzel örnek olacak. Onun hayatında umutsuzluk, karamsarlık, olumsuzluk, korkaklık olmayacak.

Ahlaklının ahlakı, sabır, cesaret, umut, merhamet, cömertlik, adalet, vefa, onur, güven, doğrulukla süslenecek.



YAZARLAR