Mustafa DOĞU


Görünür Olmanın Dayanılmaz Cazibesi

?Görünür olmak? İblisin, insanoğlunun kulağına, zihnine, kalbine, gönlüne üflediği en cezbedici fısıltılarından biri olsa gerek! Birileri tarafından büyük övgüler ve methiyeler eşliğinde seviliyor, takip ediliyor, izleniyor olmak duygusu?


İnsan, yeryüzüne Ulûhiyette ve Rububiyette eşi ve benzeri olmayan, bir ve tek olan Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim olan Allah´a kulluk etmek için yaratılmış ve mükellef kılınmıştır. İşte bu fıtri gerçeğin dünya sahnesinde var kılınabilmesini sağlayacak yegâne unsur; iman ve ameldir. İman gizlenmesi gereken değil, tam tersi ilan edilmesi gereken bir kabulleniş, bir tercihtir. Temel kabul edilen amellerde böyledir: Beş vakit namaz, oruç, zekât, cihad, hacc, kurban, tesettür, adalet gibi emredilenleri gerçekleştirmek; içki, kumar, faiz, haksız kazanç, zina, hırsızlık, fahşa, zulüm gibi yasaklardan kaçınmak. Bunlar bir ferdin bir toplum içerisinde nasıl bir hukukla muamele görmesi gerekliliğini belirleyecek son derece önemli eylemlerdir. Bunun gizlisi-saklısı olmaz, olmamalı da.

Bir de işi şova/gösterişe/riyaya karıştıracak eylemler vardır ki, bunlardan da kaçınılması telkin ve tavsiye edilmiştir. Zira bu eylemlerin gerçekleşmesini sağlayan en temel kıstas-ölçüt ?Rabbin kendisinden razı olduğu kul olma? çabasıdır. Hani Rabbimizin kesilen kurbanların etlerinin-kanlarının Ona ulaşmayacağını, ulaşacak tek şeyin kulun kendisinde olması gereken ittikası/sakınması/korunması/takvası olacağını bildirdiği gibi. Tüm ameller için bu değerlendirme baz alındığında kılınan namazlarda, tutulan oruçlarda, yapılan infaklar, uğrunda cihat edilen şey, icra edilecek adalet, iffeti koruyan ve örten tesettür anlayışımız, korunması gereken hak ve hukuk ve elde edilen kazanımlarımız bir müminin nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini son derece açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kul şunu çok iyi bilmelidir ki; elde ettiği hiçbir şey kendisinden menkul kerametlerle değil, eşsiz ve sınırsız merhamet sahibi olan Yüce Rabbimizin lütfu ikramıyladır. Dolayısıyla taşınmakta olunan candan, verilen her şey birer emanettir ve bu emanetlerin layık olduğu şekilde değerlendirilme zorunluluğu vardır. Alınan her nefesten, tüketilen tüm zaman-mekân ve eşyalara kadar, hesap görücülerin en güzeli ve adili olan Allah tarafından muhakeme edinileceğine, müminler, yakin derecesinde iman etmişlerdir. Zerre/hardal tanesi kadar iyilik/kötülük, belirlenen günde karşılığı verileceği şekliyle küçük/büyük denilmeksizin, inkârı mümkün olmayacak şekilde tüm delil ve şahitleriyle kişinin amel defterlerine kayıt olarak düşmektedir.

Birilerine göre yirmi birinci yüzyıl insanlık tarihinin bilim ve teknolojide gelebileceği en son noktayı yaşamaktadır. Dünya adeta küçücük bir köye dönüşmüş, uzaklar yakın kılınmış, bir ucundan diğer ucuna neredeyse gün aşımı bir zaman diliminde ulaşılabilir olmuştur. İletişim ve ulaşımda mesafe, mekân, zaman özgün anlamlarını yitirmişçesine, ceplere kadar sığdırılan cihazlarla, kıtalar ötesi yaşayan insanlar birbirleriyle yan yanaymışçasına konuşabilme-görüşebilme imkânına kavuşabilmiştir. Bilgiye ulaşma, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar, binlerce ciltten oluşan kitapları-kütüphaneleri avuç içerisinde taşınan cihazlara sığdırmak suretiyle çok rahat erişilebilir hale gelmiştir. Yüzlerce binlerce belgeler, bilgiler, resimler bir ?tık? mesafesine indirgenerek insanlığın hizmetine sunulmakta, tüm ticari işlemler, tüm yazışmalar bu ortamda gerçekleştirilmektedir. Yani dünya ?sanal? bir ağın etrafında döndürülmekte, ilişkiler bu ağ içerisinde yürütülmektedir.

İlk etapta bakıldığında ?müthiş? bir keşif/buluş! Bugün için gelinen bu son nokta, hayatın her alanına egemen olmuş, evde, iş yerinde, çarşıda, pazarda, mabette, okulda, sokakta, yemekte, yolda yürürken, araç kullanırken, yatarken, kalkarken? Kısaca, tüm zamanlarda ve mekânlarda insanlığın vazgeçilmezi haline getirilmiş, en koyu sohbetlerin bile patavatsız/pervasız davetsiz misafiri kılınmıştır. ?Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?? kelamı kibarını bir GSM şirketinin reklam spotuna; ?çok konuşan mı bilir, çok gezen mi?? şeklinde dönüştürerek insanları düşünmeyen, sadece konuşan varlıklara indirgemenin dayanılmaz hazlarını yaşatmaktadır. Ölümlü kılınan ve buna çare üretemeyen insanoğlu adeta intikam alırcasına ?her anın ölümsüzleştirilmesi? gayesiyle yerli yersiz, mahrem namahrem, olumlu olumsuz oluşuna bakmaksızın öz/yan/dik çekimlerle yaşamın her anını kayıt altına almakta ve meşhur ?sosyal medya? ortamlarında paylaşıma sunmaktadır. Yenilen yemeklerden, gezilen mekânlara, düğünlerden toplantılara, ibadetlerden yapılan faaliyetlere, iş görüşmelerinden kurulan arkadaşlıklara varana kadar her şey bu platformlarda paylaşılabilmektedir.

Hiçbir cihaz ve gelişme insanı bu kadar bireyselleştirip aynı zamanda bencilleştirememişti. Bundan önce keşfedilen televizyonlar ve bütün cihazlar bireyin değil kitlenindi. Televizyon ev halkının bütününe ait bir cihazdı ve genellikle birlikte izlenirdi. Oluşturduğu veya oluşturabileceği tahribat nispeten kontrol edilebilirdi. İletişimde daha önceleri kullanılan cihazda ev halkına ait kablolu bir telefondu. Bununda nispi de olsa bir kontrolü mümkündü. Ama başına ?I? veya ?My? (ben-benim) eklenmek suretiyle üretilen cihazlar kitlenin değil tamamen bireyin olmakta ve kontrol edilebilirliği büyük oranda ortadan kaldırılmaktadır. Hani bir zamanlar vahşice işlenen bir cinayet şekli olan kürtaj ve sezeryanla doğumun kadına verebileceği zararlar tartışılırken bir takım arsız azınlığın ahlaksızca dile getirdiği ?benim bedenim?, dolayısıyla ?inhisarı ve her türlü tasarruf hakkı bana aittir?, dolayısıyla kimse müdahil olamaz dedikleri gibi. Yani ?ben-benim? egosunun, duygusunun zirve yaptırdığı anlar yaşanılmaktadır bu cihazlar ile. Yani ?´benim-bana ait? duygusuyla kendinden geçmek, hesap verilebilir veya sorulabilir olmak duygusundan kendini azade gibi görmek.

Bu cihaz hayatımıza çok hızlı ve kontrol dışı bir şekilde girdi ve yerleşti. Önceleri ?bir ihtiyaç? sloganıyla, sonraları ?olmazsa olmaz? vazgeçilmezlik anlayışıyla herkesin yaşamının bir parçası haline geldi. Onsuz hiçbir şey düşünülememekte, tasavvur dahi edilememekte. Yatağa girerken son vedalaşılan ve kalkıldığında ilk ele alınan bu aygıt yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle, hatta çoluğuyla çocuğuyla tüm toplumun vazgeçilmezi kılındı. Çocuklar bununla avutulup-uyutulmakta, insanlar bununla zamanlarının çok ciddi bir kısmını geçirmekte, gerekli-gereksiz, doğru-yanlış, faydalı-faydasız olmasına bakılmaksızın her türlü bilgi, belge, fotoğraf, video oluşturulan ağlar üzerinden paylaşıma sunulmaktadır. Bilgi-görüntü kirliliği had safhaya ulaşmaktadır. Çoğunlukla bir birini tanımayan, samimiyeti-muhabbeti dahi olmayan insanlar, çok ağır ithamların, hakaretlerin, aşağılamaların, yergilerin, sövgülerin gırla gittiği bu dünyada olmaktan tarifi imkânsız bir haz almakta, dehşet adrenalin sargılamaktadırlar.

?Görünür olmak? İblisin, insanoğlunun kulağına, zihnine, kalbine, gönlüne üflediği en cezbedici fısıltılarından biri olsa gerek! Birileri tarafından büyük övgüler ve methiyeler eşliğinde seviliyor, takip ediliyor, izleniyor olmak duygusu? Projeksiyonların, rengârenk ışıkların cazibesi altında büyük büyük beylik laflar edebiliyor olmak? Sözün şehvetine kapılıp dil-ağız ile kulak-beyin arasına büyük uçurumlar oluşturacak mesafeler koyarak kendinden geçmek, ne dediğini bilmemek? Alacağı alkışlar veya duyacağı methi senalar(!) karşılığında her şeyi ama her şeyi ticari birer metaya indirgeyerek pazara sunmak. ?Her şeyin en doğrusunu ben bilirim? duygusuyla gururunu okşayıp kibir abidesine dönüşmek? Hedefe varmak için her türlü yanlış yolu ve her türlü kirli ilişkileri mubah addetmek?

Müminler için ibadet salih ve samimiyete, ihlasa dönüştüğünde razı olunan amel olur, eylem olur. İbadet, samimiyetten ve ihlastan koptuğunda şov olur, ritüel olur, gösteriş olur. Sağ elin verdiğinin sol el tarafından dahi hissedilmemesini salık veren titiz öğreti yerini, ?o şunu verdi, bu şunu vaat ediyor, sen ne veriyorsun? propagandası eşliğinde anlamsız ve değersiz bir yarışa dönüşmekte. Verilenler infak, sadaka olmaktan uzaklaşarak, bir rüzgârın esmesi veya bir yağmurun yağması ile yok olmaya mahkûm değersiz bir toza/toprağa dönüşmektedir.

Hacc ve umre, kendinde taşıdığı anlam yüklü hatıraların oluşturduğu menâsiklerin hatırlanarak yâd edildiği, ümmet bilinciyle insanlığın dertlerinin-sıkıntılarının-problemlerin konuşulduğu veya konuşulması gerektiği bir mekânsal ibadet olma vasfından uzaklaştırılarak adeta turistik bir ziyarete indirgenmekte. Dolayısıyla yeryüzünde insanoğlunun imar ettiği ilk mabed olan Kâbe etrafında cereyan etmesi gereken ?özgün? ibadetler, ellerden düşmeyen cihazlarla ?özgür(!)? bir boyuta savrulmakta ve ibadet olmaktan çıkarılarak bir takım egzersizlere dönüştürülmektedir. ?Canlı? yayın yaparak ?bunu da senin için dönüyorum!? gülümsemeleri eşliğinde gerçekleştirilen tavaf ?cansız? bir ruha evirilerek sportif bir faaliyete indirgenmekte. Ortaya konulan bu yanlış davranışlarla kişi, sadece kendisinin ibadetlerini ifsat etmekle kalmadığının, orada hazır bulunan diğer müminleri de aşırı derecede rahatsız etmek suretiyle büyük bir hak-hukuk ihlaline neden olduğunun bilincinden dahi çok uzak olmakta.

İnsanın kendisiyle baş başa kalıp nefsinin bir muhasebesini yapacağı, bilançosunu çıkarıp kâr da mı zararda mı olduğunu samimi bir şekilde sorgulayacağı anlar vardır. Hani Allah resulünün risalet öncesi Mekke´de sık sık bunaldığında, çıkış yolu bulamadığında sığındığı uzlet mekânı ?Hira? mağarası gibi. Risalet sonrası bunu kalabalıklar içinde yalnız olmak, kendini okumak, muhasebe yapmak, tefekkür ve tezekkürü artırmak, bir takım şeylerden kendisini soyutlamak için ?itikâf?a çekilmesi gibi. Bu anlar asla ve asla görüntülenip birilerine servis edileceği anlar olmamalıdır. Bunlar birer faaliyet değil, birer arınma, tezkiye ve terbiye olma, insanın Rabbi ile baş başa kalma anlarıdır. Benzer bir durum haccın tek rüknü olan ve olmadığında haccın gerçekleşmemiş olduğuna adeta tüm ümmetin ittifak ettiği ?Arafat?ta gerçekleştirilen ?vakfe? için aynı şeyleri söylemek mümkündür. Vakfe mahşerin bir provasıdır. Giyilen ihramlarla (kefen) yanmanın, acziyetin, kul olmanın, tüm sınıf farklarına meydan okumanın, kardeş olmanın, kaybolmanın, kendin olmanın yaşandığı andır. Bunu kayıt altına alması gereken tek merci ve makam Rabbimizdir ve O bunun hiç bir anını atlamaksızın görünür/görünmez bütün detaylarıyla kayıt altına almaktadır.

Bilinçaltlarına yerleştirilen ?her anın ölümsüzleştirilmesi? duygusu/öğretisi, beraberinde birçok değerin kaybedilmesini, yozlaştırılmasını getirmektedir. Bizim inancımız ve kültürümüzde anların ve davranışların sınırlarını çizen, niteleyen mahremiyet-edep/hayâ diye genel kabul görmüş bir takım ahlaki kavramlar vardır. Bu kavramlar bireyin ortaya koyacağı davranış, hal ve hareketleri disipline ederek ilişki içerisinde bulunacağı başta ailesi olmak üzere, komşusu, dostları, akrabası, birlikte mesai paylaştığı iş arkadaşları ile yazılı olmayan ?örfi? hukukunu belirler. Bu kavramlar yaşamın tüm an ve alanlarında pratik uygulamalarla ete-kemiğe bürünerek can bulur, tevarüs yöntemiyle de nesilden nesile aktarılarak sürdürülebilirliği sağlanırdı. Taki milenyum çağına kadar.
Küçük bir köye dönen dünya hızın/hazzın baş döndürücü akışıyla insanlar arasındaki bu tür kavramları anlamsızlaştırmakla kalmayıp değersizleştirdi ve yozlaştırdı. Kişiler değil komşusundan, akrabasından, arkadaşından en yakını ebeveyninden dahi birçok açıdan çekinmez oldu. ?Birileri beni görür mü?? duygusu ve sorusu literatürden çoktan çıkarıldı. Mahremiyet oluşturması gerek ilişkiler bile bu ağlarda birer beceri/meziyetmiş gibi ifşa edilir, birileri tarafından da beğenilir oldu. Çoğu zamanda bu tür beceri(!) sahibi olamayanlar kınanır, acınır ve asosyal olarak nitelenir oldu.

Dünyada birçok sağlık örgütü ve kuruluşu bu cihazın bağımlılığını, uyuşturucu-sigara bağımlılığı gibi bir kategoriye dâhil ederek mücadele edilmesi ve insanların bundan kurtulabilmesi için rehabilite edilmesini programlarına dâhil etti. Bildiğim kadarıyla ülkemizde de benzer bir takım çalışmalar başladı. Bir takım popüler sitelerin-platformların kurucusu olan zatlarda adeta kullanıcıları ile dalga geçercesine oluşturdukları dünyadan uzak durmanın faziletlerinden dem vurarak insanlıkla alay etmekte, fakat fanatizm her şeyde olduğu gibi bunda da gözleri kör, duyguları iğdiş ettiği için anlaşılamamaktadır.

Her şeyin suyunu çıkarma becerisine sahip olan insanoğlu bununda suyunu, hatta cılkını çıkardı. Sonuç itibariyle zararları yararından çok olan bu ve benzeri cihazlardan kaçınmak, uzak durmak gerekiyor vesselam.

 

Kaynak: Özgün İra Dergisi.com



YAZARLAR