Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU


Gençlerimiz Geleceğimizdir


Yeryüzündekİ siyasal ve sosyal hareketlerin çoğu, temelde bir gençlik hareketi olarak başlamış ve çekirdek kadro üzerinden geniş toplum kesimlerine ulaşmiştır. Aslında insanlık tarihinin nübüvvet ve risalet ile ilişkili safhalarında da çoğu zaman böyle olmuştur. Bozulma ve ifsad gençlerde başlayıp topluma sirayet ettiği gibi, arınmada gençlerle başlamıştır.

Kuranı Kerim, bu  toplumsal hakikate şahitlik eden tarihi olayları idrakimize sunmuştur.Hz ibrahim, çok genç yaşta bir hakikat ve tevhid arayıcısı olarak insanlığın en mühim sorusunu kendisine sormuş ve bu sorunun cevabını aramıştır. Hz İsa´nın tevhid mesajı,  genç havarileri üzerindan Asya ?ya ve Avrupa´ya taşınmıştır. Roma´nın putperest pagan inancına muhalefet eden Ashabı kehf muvahhidlerinin kıssası, inançları uğruna kavminden kaçan gençlerin tevhidi duruşuna tanıklık etmiştir. Hz. Yusuf, iffeti fuhşiyata tercih ederek , zindanı seçmiş, Arkadan yırtılan gömleği, masumiyetinin ve paklığının işareti olarak tarihe kazınmıştır.

 Nübüvvetin  son halkasını tamamlayan Resülü Ekrem efendimiz, gençliğinde dahil olduğu Hılful Fudul cemiyetiyle yaşadığı toplumdaki haksızlıklara karşı durmuştur.

MUHAFAZAKAR GENÇLİĞİN İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ

Yetmiş, seksen ve doksanlı yıllarda faaliyet yürütenİslami hareketlerin, genel anlamda şiddetten uzak bir faaliyet içerisinde olmaları ve insan kaynağını çatışma ortamından uzak tutmaları   kültürel bir hareketlilik ve güçlü bir fikri faaliyeti beraberinde getirdi.Tercüme yayınlar ile oluşan bu fikri müktesebat ve mukavemet, gençlerde bir çok açıdan eleştirilmekle birlikte, aynı zamanda hayata, ,insana ,topluma, devlete, ümmete  ve dünyaya dair söyleyeek bir söz ve iddia ortaya çıkardı.

Seksenli yıllar islami kesimin gençler üzerinde kararlı ve samimi olarak çalıştığı ve dava bilinci ile fedakarca mücadele ettiği yıllardı.

 Doksanlı yıllar islami kesimin siyasal ekonomik ve kültürel olarak görünürlüğünün başladığı yıllardır.Daha sonra ülkenin koalisyon hükümetlerince sosyal ve iktisadi olarak kaosa sürüklenmesi ve Yirmisekiz Şubat sürecinin halkta olusturduğu tepki, islami  gelenekten gelen, ancak ılımlı bir duruş sergileyen AK parti kurmaylarının oluşturduğu siyasal hareketin iktidara taşınmasına neden oluyordu. Yıllarca yapılan fedakarca çalışmalar ve gençlik üzerinde harcanan emek bir anlamda meyvesini vermişt. Bu yeni başlangıç Türkiyede ve islam dünyasında ümidin yeşermesine, Türkiye´de post modern darbe ile gasp edilen hakların iadesine aracılık ediyordu.

DEĞİŞEN ÖNCELİKLERİMİZ VE YOZLAŞMA

Bu yeni süreç, aynı zamanda içten içe yozlaşmamıza ve toplum olarak kof bir muhafazakarlığın pençesine düşmemize aracılık ediyordu. Aslında Yirmisekiz Şubat sürecinden önce başlayan bireyselleşme ve kof muhafazakarlık İkibinli yıllardan sonra kitlesel boyutlara ulaştı. Ve artık postmodern darbe gençliği de sahada görünür olmaya başlıyordu.

İktidarın nimetlerinden faydalan eskinin bazı hızlı islamcıları ve mücahitleri  ilerleyen yıllarda birer ihale simsarı ve yaman müteahhiti haline geldiler . Daha önce gençlik  ,toplum , dava ve ümmet üzerinde kafa yoranlarımız, yeni hayatlarında, kurdukları ticari şirketlerin cirolarını artırmanın, kamu ihalelerini nasıl koparacaklarının hesaplarıyla uykusuz geceler geçirdiler. Kamuda çalışan, ticaret yapma imkanı bulamayanlarımız ise, kendisi gibi çoğu islamcı olan eski arkadaşlarının ayağını kaydırıp koltuğunu  devşirmenin planları ile günlerini geçirdiler. Üniversitelerde akademisyen olarak hayatını sürdürenlerimiz ise, daha önce ortaöğretim kurumları ve üniversitelerde gençlere islamı anlatmak için fırsat kollar iken, bu gün, binlerce genç insanın okuduğu üniversitelerdeki odalarında adeta münzevi bir hayat yaşayarak, kariyer koparmanın ince hesapları ile kampüslere hapsolmuştur. Bu süre içerisinde toplum ve gençlik üzerinde hala samimi olarak çalışan, bu yeni yozlaşma ve dünyevileşme furyasına kapılmayan az sayıdaki fedakar kardeşimiz ise, boş ve gereksiz işlerle uğraşmakla itham edilir oldu. Öyle ya başörtüsü yasağı kalkmış, imam hatip okullarının sayısı on kat artmış, ve okullarda Kur-an´ı Kerim ve Siyer´İ Nebi dersleri okutulmaya başlanmıştı ve yapılacak hiçbir iş kalmamıştı.

Samimi olarak ifade etmek gerekir ise son on yılda dernek, vakıf, sivil toplum örgütleri ve cemaatlerin gençlere yönelik faaliyetlerini kolaylaştırmak ve imkanların sağlanması noktasında siyasal iktidarın kolaylaştırıcı, teşvik edici tutumuna rağmen, fırsatlar ve imkanlar heba edilmiştir. Bahsedilen bir çok yapı adeta soğuk savaş dönemi mantığı ile devlet kurumlarında koltuk kapma yarışına girdi. Bir çok alanda değerler üzerinden verilen mücadele hizipler üzerinden verilmeye başlamıştı.

MEFKURESİZ GENÇLİK VE DEĞİŞEN SİYASAL TERCİHLER

Bu yeni süreçte kemiyyet olağanüstü artmış, keyfiyyet ise neyazık ki azalmıştır. Bu on-onbeş yıllık süreçte yeni bir nevzuhur gençlik yetişmiştir.Bu gün  namaz kılmayan ,oruç tutmayan, çoğu sigara ve alkol kullanan, vaktinin büyük kısmını internet kafelerde ve cep telefonun tuşları üzerinde geçiren her an uyuşturucu müptelası olabilecek, islamın temel prensiplerinden habersiz, bireysel ve anlık olarak yaşayan, yaşadığı toplumun ve ülkenin sorunlarına duyarsız her kesimden milyonlarca gençimiz yetişmiştir.Bazen islami kesimlerce çeşitli vesilelerle yapılan panel, konferans, ve çalıştaylarda dinleyici olarak katılanların yaş ortalamasının orta yaş civarında olduğunu gözlemlemek acı verici ve ürkütücüdür.

Ülkemizde seçimler sonucu oluşan bu yeni siyasi tablonun oluşmasında genç kuşakların kendilerini  etnik kimlik üzerinden tanımlamaları, popüler kültür etkisine tamamen açık olmalarının etkisi inkar edilemez. Uzun süren Ak Parti iktidarında kurmay ekip tarafından dillendirilen  dindar gençlik söylemleri taşra teşkilatlarında karşılık bulmamıştır. Ülkenin en büyük siyasi partisinin gençlik teşkilatlarında sorumluluk mevkiinde olanlar , genelde şehrin en varlıklı ailelerinin ve en üst düzey ticari hayatının aktörlerinin çocuklarıdır. Dava bilinci olmayan, mefkuresiz, islami hassasiyetten ve yaşantıdan yoksun , fikri ve siyasi birikimden ziyade ticari olarak kendini ıspatlamaya çalışan bu genç iş adamlarının yönettiği gençlik teşkilatları sadece siyasi ikbal için işgal edilen mekanlara dönüşmüştür.Yirmili yaşlardaki gençler, takım elbise ve kravatlarının içinde boğulup ilerde milletvekili,belediye başkanı olmanın hülyalarıyla yanıp tutuşmaktadır. Bu haliyle faaliyet yürüten teşkilatların , askari ücretle dahi iş bulup bulmayacağı belli olmayan, geleneksel ve islami değerlere gittikçe yabancılaşan milyonlarla gençle kuramadığı fikri, insani ve samimi ilişki gençlerimizin siyasi tercihlerini değiştirmelerine neden olmuştur. Etnik siyaset , köhne sosyalizm, kuralsız  liberal söylem ve bohem hayat gençlerimizi daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır.

Normal şartlar altında dünya beşten büyüktür diyen, küresel güçlerin baskı,işgal ve sömürülerine karşı çıkan, mazlum ve mağdur coğrafyalarda sempati duyulan bir siyasi liderin etrafında gençlerimizin daha fazla kenetlenmesi gerekmez miydi?.

Nüfusunun yarısı otuz yaş altında olan bir ülkede, gençleri yanına alan, gençlerle yürüyen, gençler üzerinde samimi ve fedakarane  faaliyetleri olan siyasi ve toplumsal hareketler geleceğin belirleyici aktörleri olacaklardır.

Unutmayalım, gençlik gelecektir.

 



YAZARLAR