Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


GAYBİ KONULAR AKLIN KONUSU DEĞİL Mİ?

Beşir İslamoğlu'nun yazısı


Geçen hafta “İbn Rüşd felsefesi yaşatılabilir mi” başlıklı bir makale yayımlamıştım. Yorum yapan bir kardeşimiz “Müslümanın vasıflarından biri de gayba imandır. Gayb olan bir şeyi akılla nasıl izah ediyorsunuz. Şimdi yeni moda deyimle nasıl sorgulayacaksınız” diye bir sual sormuştu.

Sualin önemine binaen yeni bir başlık atmak istedim.

Başta şunu belirtmek isterim ki “akıl dışı, aklın alanı dışında” hiçbir teklif yoktur. Allah, biz insanlara her ne teklif ediyorsa (bizleri bilgilendirip mükellef kılıyorsa) tümünün muhatabı akıldır. Gaybın da şehadetin de muhkemin de müteşabihin de muhatabı akıldır. 

İman, bütünüyle gayba inanmaktır. Ontolojik olarak Allah, melek, ahiret, vahiy, risalet gaybidir. Bu gaybi varlıkları tasdik eden kalptir. Kalb ise gücünü akıldan alır. Esasen bütün duyuların merkezi akıldır.

Bakınız şu ayet, kalbin harekete geçmesi için, aklın kullanılması gerektiğini ifade etmektedir. 

“Bütün bu söylenenlerde akledecek kalbi olan veya bilinçli bir şekilde kulak veren bir kimse için alınacak dersler vardır.” (Kaf 37) 

Evet, bütün duyuların merkezi -manevi olarak- akıldır. Akıl çalışmadan ne göz görür, ne kulak duyar, ne de kalp tasdik eder. Allah’ın insanlara doğru yolu göstermek için gönderdiği vahyin muhatabı da akıldır. Onun içindir ki Kelam alimleri “akıl ile nakil taarruz ederse (çatışırsa), akıl evvel (asıl itibar kabul edilir), nakil tevil olunur” demişlerdir.   

Bütün tekliflerin muhatabının akıl olduğunu kanıtlamak için Allah’ın ayetlerinden örnekler verelim. Mesela İbrahim as’ın inancı ile ilgili şöyle bir örnek verilmektedir:

“İbrahim Rabbine dedi ki: “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilteceğini göster!” Rabbi de ona “inanmıyor musun”  diye karşılık verdi. İbrahim de “inanıyorum; ancak kalbim mutmain olsun” istedim.” 

Bu ayette konu, ölülerin nasıl diriltileceğidir. Ölüler bilindiği gibi ahiret günü diriltilecektir. Ahiret günü ise gaybi konulardandır. İbrahim as gaybi bir konuyu soruyor ve o konuda kalbinin mutmain olmasını istiyor. 

“Ölüleri nasıl diriltirsin, bana göster.” “İnanmıyor musun” dendiğinde, “sen dedikten sonra elbette inanıyorum; ancak tahkik yaparak yakine varmak istiyorum”. 

Evet, İbrahim as, haklı olarak aklının ve kalbinin tatmin olmasını istiyor. O bakımdan yaratılışın gayesinin anlaşılması için aklı ve kalbi tatmin edecek bir dil kullanılmalı ve ona göre yorumlar yapılmalıdır. 

Yine başka bir ayette “Size verilen her şey, dünya hayatına ait geçici hazlardan süs ve gösterişten ibarettir. Oysa Allah katında olan (öte dünyanın nimetleri) daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hal böyleyken hala aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Kasas 60) buyrulmaktadır.

Ayette geçen ve üzerinde düşünüp aklımızı kullanmamız istenen konu, ahirettir. Ahiret ise gaybi bir konudur. 

Yine Kur’an ayetlerine baktığımızda pek çok ayette Allah, akılımızı hasseten kullanmamızı istemektedir. “Aklınızı kullanasınız diye Allah size ayetlerini böyle açıklar.” (Bakara 242)

“Biz Kur’an’ı akledip anlayabilesiniz diye Arapça okunan bir hitabe olarak indirdik.” (Yusuf 2)

Bu iki ayette aklımızı kullanmamız istenen husus, Allah’ın ayetleridir. Allah’ın ayetleri vahiydir; vahiy ise gaybi konulardandır. Dolayısıyla vahyin bizlerden ne demek istediğini düşünmemiz, aklederek kavramamız ve kalbimiz mutmain olana kadar zaman ayırmamız gerekir.

“Musa as dedi ki azıcık Aklınızı kullanırsanız doğunun, batının ve her ikisi arasındakilerin Rabbi olduğunu anlarsınız.” (Şura 28)

Bu ayette de üzerinde düşünüp aklımızı kullanmamız gereken hususun Allah ve Allah’ın mülkü ve hükümdarlığıdır. Allah’ın varlığına elbette inanırız; ancak nasıl bir Allah olduğunu ayetler ışığında düşünerek, aklederek ancak doğru anlayabiliriz. Onun içindir ki Allah, kendisini bizlere “güzel isimler”le tanıtmaktadır. 

 “… Şeytan pek çoğunuzu aldattı; O vakit hiç mi aklınız yoktu; niçin aklınızı kullanmadınız!” (Yasin 62)

Bu ayette de aklın muhatabı şeytandır. Şeytan ise gaybın konusudur. Allah, şeytanın nasıl bir varlık olduğunu, insanları nasıl sinsice aldattığını bilmemiz için aklımızı kullanmamızı istemektedir. Dolayısıyla akıl kullanılmadan körü körüne bir iman, her an sapmaya meyillidir. İmanı gerçek iman yapan, akıl ve tefekkürdür, Akıl ve tefekkür olmadan iman ayakta kalamaz. Kim çağırırsa ona koşar gider.

Evet, insanların bir kısmı icmali ve taklidi olarak duyduklarına iman ederken, bir kısmı da tafsili ve tahkiki olarak –İbrahim as gibi- iman etmektedir ki aslolan iman da budur. Yani kişi neye ve niçin iman ettiğini ayrıntılı olarak bilmesi gerekir. Aksi takdirde imanına şirk, nifak, batıl, hurafe karıştırır ki o takdirde ahirette kaybedenlerden olacaktır. 

“Gayb olan bir şeyi akılla nasıl izah ediyorsunuz” sorusunun cevabı, verilen misaller üzerinden aklı kullanarak anlamaya çalışmaktır. Bizzat Allah, kendisini anlayalım diye onlarca isim ve sıfat kullanır. Yine melekler, ahiret hayatı vs. ile ilgili pek çok örnek verilerek akla sunulmaktadır. Akıl elbette bütünüyle gaybın künhüne varamaz; ancak verilen kanıt ve misallerle varlığı ve sorumluluğunu anlamaya çalışır. 

Selam ve muhabbetlerimle…



YAZARLAR