Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet BEYHAN


Fransa’nın Derdi Nedir?

Yazarımız Mehmet BEYHAN'IN 'YENİ' YAZISI...


Türk-Fransız ilişkilerinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. İki ülke arasındaki ilk resmi temas Fransa’nın 1535 yılında İstanbul’a elçi olarak atadığı Jean de La Forest ile başlamıştır. Ancak uluslararası ilişkilerin değişen güç dengelerine bağlı olarak Türk-Fransız ilişkileri de sürekli inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir.

İki ülke arasındaki ilişkileri araştırırken dikkatimi çeken çok önemli bir hususun altını çizmek isterim; Fransa güçlü olduğu bütün dönemlerde Türkiye üzerindeki menfaatlerini korurken diğer taraftan da Türkiye’nin aleyhinde çalışmaktan bir an bile geri durmamış. Ancak zor durumlara düştüğü zamanlarda ise, Türkiye’yle ilişkilerini geliştirmek için her türlü yola başvurduğunu biliyoruz.

Dönemin Fransa kıralı François, İspanya’ya ile yaptığı savaşta Türk donanmasından yardım talep etmişti. Bunun üzerine Kanuni’de 28 Mayıs 1543’te Barbaros Hayrettin Paşa’ya donanma ile Fransa’ya gidip yardım etmesini emretmişti. Ancak Fransızlar Alman İmparatoru ile gizli anlaşmalar yapmak suretiyle bazı topraklar elde etmiş ve Türklerle arasındaki ittifakı bitireceğinin sözünü vermişti.

Hatırlanacağı gibi Osmanlının zayıf olduğu son dönemlerinde topraklarını işgal eden ülkelerden biri Fransa’ydı. Hiçbir millete karşı peşin hükümlü olmazsak da Fransız politikacılarının bu güvenilmez tutumu tarihin her döneminde herkese karşı hep kendisini göstermiştir.

Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı Fransa’yı işgal edince Fransa Cezayirlilere: ‘’gençlerinizi Avrupa’ya savaşmaya gönderirseniz bunun karşılığında Cezayir’e bağımsızlık vereceğiz’’ demişti. Cezayir halkı Fransa’nın Nazi işgalinden kurtulmasıyla kendilerinin de özgürlüğüne kavuşacağına inanmıştı. Bu nedenle Almanya’nın düşmesine Avrupa’da olduğu gibi Cezayir’de de sevinçle karşılanmıştı. Cezayirliler kendilerine verilen sözü hatırlatmak için yürüyüşler düzenlemiş ama Fransızlar bir hafta içinde 45 000 Cezayirliyi katlederek insanlık tarihinin en ağır ihanetlerinden birine imza atmıştı.

Fransız dış politikasına ilişkin gelişmelerin izlediği seyri anlayabilmek için tarihsel olaylardan sadece bir iki örnek verdim. Fransa’nın sömürgecilik dönemindeki alışkanlığı bugünkü dış politikasının temelini oluşturmaktadır.

Fransa’nın son zamanlarda Türkiye’ye karşı ortaya koyduğu düşmanca tutumun temeli iki nedene dayanmaktadır. Birincisi, Akdeniz üzerinde bir hâkimiyet kurmaya çalışması, ikincisi de, Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynaklarını elde etmeyi amaçlamaktadır.

Ancak Fransa, Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye’yi sömürgeci emellerine engel görüyor. Bu yüzden onu İtibarsızlaştırmak için diktatörlükle ve Osmanlıyı hortlamakla suçluyor.

 Hâlbuki Mısır’da diktatör Sisi’yle, Libya’da darbeci Hafter’le işbirliği yapan kendisidir. Keza Avrupa’da PKK’yı ve Ermenileri Türkiye’ye karşı en fazla kullanan ülke Fransa değil midir?

Bütün sömürgeciler gibi Fransa’da insanlığa ait ne kadar değer varsa riyakârlıkla istismar ederek yaptıkları ve yapacakları talanları gizledi. Fransa’nın esas derdi, gençlerimizi hasis menfaatlerine alet ederek gelecek seçimde Erdoğan’ı devirmektir.

Gençlerimizin buna izin verip vermeyeceğini cevabını beklediğim bir sorudur?

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR