Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


Fıtrat Tayfında Spektrumunda Kovit-19 Sarsıntıları

Yazarımız Hasan Postacı'nın Özgün İrade Dergisi dergisi 2020 Nisan-Mayıs (192-193.) saysında ve aynı zamanda ozgunirade.com'da yayımlanan yazısı...


Nevi şahsına münhasır zamanlar yaşıyoruz. Tüm yer kürede yaşamın her alanını altüst eden olağanüstü değişimlerle ve bir daha hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı derin, sarsıcı bir kriz sürecinden geçiyoruz. Sanki bir Hollywood filmini izliyor değil de içinde oynuyor, yaşıyormuş gibi. Tüm bunlara KOVİT-19 denilen bir virüs neden oluyor.

Modern paradigmanın şekillendirdiği tüm yaşam tarzlarının formları çözülüyor, değişime uğruyor. Bu yaşam tarzı üzerine kurulu ekonomik düzen her geçen gün derinleşen bir kriz sürecine girerek birçok sektörde öngörülemeyen(!) çöküşler yaşanıyor. Devasa futbol, basketbol, oto yarışları vb. sektörler, eğlence ve AVM kültürü, hava taşımacılığı, turizm ve konaklama alanları gibi insan topluluklarının ortak tüketimine ve kullanımına yönelik çalışan tüm sektörlerde önemli çöküşler yaşanıyor. Buna bağlı olarak artan kitlesel işsizlik gibi yeni küresel sorunlar zengin fakir tüm ülkelerde ortaya çıkıyor. Bunun aksine, temel gıda, hijyen ve temizlik ürünleri, takviye besinler ve sağlık hizmetleri ve malzemeleri ile ilgili sektörlerde de ahlaki sınırları zorlayan bir manipülasyon ve fırsatçılık baş gösteriyor.

Politik, sosyolojik ve kültürel alanlara ise farklı yansımaları oluyor küresel pandeminin. Devletler bir yandan içine kapanarak otoriterleşirken diğer yandan küresel işbirliğinin, kontrol ve dayanışmanın kaçınılmazlığı kendini dayatıyor. Bireylerin alışık olmadığı yeni kısıtlamalar yaşamı her alanda kuşatıyor. Camiler ve tüm diğer ibadet yerlerinin kapatılması, okulların kapatılarak eğitim öğretime televizyon, internet gibi farklı mecralardan ev ortamlarında devam ettirilmeye çalışılması, iller arası seyahat yasağı, 20 yaş ve altı ile 65 yaş ve üstü için sokağa çıkma yasakları, hafta sonlarını da içine alan, 2, 3, 4 günlük sokağa çıkma yasakları, iptal edilen turnuva, festival, etkinlik ve daha da önemli kitleleri ilgilendiren üniversite ve benzeri sınavların ötelenmesi, içeriğinin değiştirilmesi gibi devlet otoritesi ile yapılan sınırlandırmaların sosyal, politik ve psikolojik yansımalarını sanırım daha sonraları daha belirgin bir şekilde hissedeceğiz.

Sağlık sektörü üzerinden yaşanalar bu yeni süreçte sosyal devlet anlayışının açılımlarının ne kadar elzem olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zengin ülkelerde bile yaşanılan kapitalist kültüre dayalı sistemlerde, bir maskeden, temel tedavi hizmetlerine ulaşmaya kadar acımasız hikayelerin yaşandığı hikayelere tanıklık ettik. Eğitim ve sağlık gibi alanlarda özelleşmenin, serbest piyasa ekonomisinin normlarına göre sistemi kurgulamanın acımasız sonuçlarını hala trajik olaylarla yaşamaya devam etmekteyiz. Bireylerin/vatandaşın devletten beklediği temel insani ihtiyaçların karşılanması ile ilgili önceliklere göre bir sistemin kurgulanmasıdır. Barınma, beslenme ve temel gıdalara ulaşma, eğitim alma ve temel sağlık hizmetlerinden yaralanma gibi öncelikli ihtiyaçların karşılanması umarım devletlerin, yönetimlerin temel öncelikleri arasına giren bir siyaset anlayışı ile şekillenir. Bütçelerde öncelikli paylar bu alanlara ayrılır. Sistem örgütlenmesinde bu alanların güçlendirilmesi dikkate alınır.

Yaşam kültürümüzde yeni davranışlar edinmeye başladık. “sosyal mesafe” gibi yeni bir kavramla tanıştık ve evden sokağa, çarşıdan pazara her alanda buna uygun bir format oluşmaya başladı. Sarılmak, tokalaşmak yok. Maske takmak şart. Mümkünse ellerde eldiven olmalı. Hele kasiyer ve tezgâhtarsanız bu şart. Bankamatiklerden, marketlere her yerde sosyal mesafe uyarı stikerları, ellerinde ateş ölçer, zabıtalar ve polis kontrol noktaları, hastane ve tüm sağlık birimleri. Yaşamın içinde gözlemlediğimiz yeni manzaralar bunlar. Sanırım artık bunlarla yaşamaya da alışacağız.

Kendinizi salgından korumak için cep telefonlarınıza indirdiğiniz uygulamalarla artık bulunduğunuz ortamlarda çevrenizdeki kişilerin hangi durumda olduklarını görebileceksiniz. Buna göre virüs taşıyan kişileri fark ederek onlardan kendinizi koruyabilmeniz mümkün olabilecek. Bu ve benzer uygulamalar yeni bir dünyanın habercisi herkes için. Artık her yerde gözlem altındasınız ve bunu kendi iradenizle kabul edebilecek şartlar oluştu. Bir süredir akıllı şehirler kapsamında her yere donatılan kameralarla zaten attığınız her adım büyük ölçüde izleniyordu. Yaptığınız her ihlal sitemde kayıtlı olan adresinize kallavi para cezaları olarak yansıyordu zaten. Şimdi bunu bir tık daha ileriye taşınması söz konusu. Geleceğin dünyası özgürlüklerini kendi iradeleri ile sisteme teslim etmiş sözüm ona akıllı ve uslu bireylerin dünyası olacak sanırım. Bunun bir adım ötesi endokrinal denetim ve yönlendirmedir. Yani hormonal reaksiyonlarınız sizin neyi nerede ne zaman nasıl tüketeceğinizin, seveceğinizin, nefret edeceğinizin başkaları tarafından belirlendiği, bir iktidar gücü olarak kullanıldığı yaşam formlarıdır.

Umulur ki sınırlı sürecek olan bu yeni yaşam tarzı, insan özgürlüğünün ne kadar önemli, vazgeçilmez ve ontoljik bir değer taşıdığını bir kez daha göstermiştir. Kendi irademizle kendi zindanımıza mahkûm olmanın bir kader olmadığını yeniden düşünme zamanıdır. Bu konuda insan türünü bekleyen tehditleri bir gelecek kurgusuyla analiz eden son dönemin önemli yazarlarından biri de İsrailli tarihçi yazar Yuva Norah Harari’dir. Harari, ‘Homodeus’ kavramsallaştırmasıyla insan türünün yaşayabileceği dönüşümü yakın gelecek bağlamında analiz ettiği kitabında ekonomik, etnik eşitsizliğin biyolojik eşitsizliğe evirileceğini söylerken alt sınıfları ‘gereksizler’ olarak tanımlıyor. Biyolojik eşitsizlikle yoksullardan oluşan bu alt sınıfın daha niteliksel bir alt türe dönüşebileceğini ifade eder. Yani Homodeus-Tanrı insan, yaşamın her alanını algoritmalarla tanımlayıp yönetebilen yapay zekâ gücünü elinde bulunduranların yeni yaşam tasavvurları olarak dünyanın yaşayacağı değişim sürecini bir tehdit veya tespit olarak ortaya koyuyor.

Kovit-19 adı Korona virüsünün Aralık 2019 ilk kez görülmesi ile adlandırması yapılmış bir tanımlama. Küresel kapitalizmin sınır ve değer tanımayan yayılımına belki de öngörülmeyen bir şeklide- Çünkü virüsün yapay olarak laboratuarda biyolojik bir silah olarak üretildiği tezleri de azımsanmayacak düzeyde- derin bir sarsıntı yaşatması homodeus’un sınırlarına dayanmış insan türüne ilahi bir müdahale olarak Kovit- 19 görmek mümkün. Fıtrat tayfının tüm tanımlı sınırlarını imhaya kilitlenmiş modern zalim aklın/zihnin yeniden bu spekturuma dönüş çağrıları olarak okunabilir Kovit-19 pandemisi. 19’un Kuran’da koruyucu melekler olarak teşbih edilen metaforunu burada hatırlamamak mümkün değil.

Fıtrat tayfının spekturumunda, eşya ve yaratıcı ile ilişki koordinatlarımızı yeniden vahiy ikliminde tanımlamak için etkili bir tefekküre ve tedebbüre ihtiyaç var. Bunu da ancak Ulul el bab/Temiz akıl sahipleri yapabilir.

Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.(Rad-19)

Küresel kapitalist yaşam akışının önemli ölçüde inkıtaa uğradığı bu son birkaç aylık kısa sürede yerkürenin kendi doğal akışına, dengelerine dönüş emareleri bize bu yönüyle önemli mesajlar taşımaktadır. Ozon tabakasındaki yırtılmanın kapanması gibi eşyaya dönük fıtri iyileşmeler insan türüne de fıtrat tayfının spekturumuna yeniden dönüş çağrıları yapmaktadır.

O halde (ey Peygamber ve Peygamber´e uyanlar) yüzünü samimiyetle ve tamamen bu dine çevir, Allah´ın fıtratına çevir ki O insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah´ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din (budur) fakat insanların çoğu bilmezler.(Rum-30)



YAZARLAR