Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necip CENGİL


Fert mi Önemli Toplum mu?

Yazarımız Necip Cengil'in, Özgün İrade Dergisi 2020 Yılı Ocak sayısında yayımlanan yazısı...


Bizim mahalle sürekli olarak cemaate dikkat çeker. Fakat zamanla bu herkesin “topluluğun resmi görüşünün dışında düşünme becerisi için uğraşmadığı birlikteliklere” evrilir. Haliyle birliktelikleri besleyecek “akil kişiler” oluşmaz, hatta buna müsaade edecek yollar, Allah resulü sonrasının korkularıyla ta(h)rif edilen “itaat” kavramıyla kesilir. İtaat öyle tahrif edilmiştir ki; kişinin “düşünme, itiraz etme, öneri getirme ve yanlış yapıyorsunuz, doğrusu bu” demesinin önü kesilmektedir.

Kitap “Allah’ın ipine sarılmaktan ve tefrikaya düşmemekten” bahseder.

Allah’ın ipi nedir? Tefrikaya düşmemek nedir? Bireysel düşünceler önemsiz midir? Birlikteliğin nasıl okunması gerekir?

Toplum fertlerden oluştuğuna göre, cemiyete nitelik kazandıran veya kaybettiren şahıslardır. Niteliği iyi kişilerden oluşan birliktelikler ile vasıfları iyi olmayan bireylerden teşekkül eden cemiyetler, hayata değer katma konusunda aynı olmazlar. Hayata değer katan zihniyetleriyle öne çıkan bir cemiyete iştirak eden fert ile kuru kalabalık yapısı ile öne çıkan bir oluşuma iştirak eden kişi de aynıymış gibi değerlendirilemez. El eli, iki el yüzü yıkar. Ele değen suyun vasfı önemlidir. Her sıvı su değildir, her su temiz değildir. Temiz suyu çıkaracak, kirli suyu temizleyip içilecek hale getirecek olan insandır. Bu arınmayı yapabilecek vasıflardaki fertlere sahip değilse cemiyet, su öylece akar gider.

Kitabın ilk dönem ayetlerinden leyl suresi dördüncü ayette “sizin işleriniz çeşitlidir, çabalarınız birbirinden farklıdır” der ve insanın, her birinin farklılığından bahseder. Kötülük düşünenler vardır, iyiliği tercih edenler vardır. Cimri duruşlarıyla öne çıkanlar vardır, paylaşmayı önemseyenler vardır. İyilik ve kötülüğün tanımında farklı düşünenler vardır. Birinin cömertlik dediğine biri savurganlık diyebilir, birinin cimrilik dediğine bir diğeri tutumlu olmak diyebilir. Her bir fert okuduğu ayetten, baktığı gökyüzünden, incelediği topraktan farklı sonuçlar çıkarabilir. Önemli olan bu farklılıkların ortak akılla toplumsal faydaya dönüşmesidir. Hiçbir farklı yorum ayrışmaya, kutuplaşmaya sebep olmamalı, her görüşün içinde taşıdığı “toplam fayda” veya “toplam zarar” iyi düşünülmelidir. Bu farklı düşünen fertler bir araya gelir, görüşleri paylaşır, çatışmayı tercih etmez ve Allah’ın ipi denilen durum ortaya çıkar. Zira Allah’ın ipi barışla (kişilerin birbirini dinlemesiyle) ortaya çıkar. Bir araya gelip konuşamayanlar çatışır, tefrika oluşur, çatışmalar, katliamlar, yeryüzünün fesada verilmesi durumu yaşanır.

Çabalarınız, düşünceleriniz farklıdır; bu farklılıklarınızla bir araya gelin ve ayrışmayı tercih etmeyin. Bu ifadeyi Leyl suresi 4, Hud suresi 118, Al-i İmran 103 ayetlerini birlikte ele alarak değerlendirince söyleyebiliyoruz diye düşünüyorum.

“Sizin çabalarınız, işleriniz farklıdır”

“Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar hep ihtilâf içinde olacaklardır.”

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.”

Hem Müslüman fertlerin, hem Müslüman olmayanların her biri farklı düşünebilir. Bu farklılıklardan medeniyetler ortaya çıkar. Mimariler ortaya çıkar. Tarım ve diğer farklı çabaların birbirine ihtiyacı ortaya çıkar. Tüm bu alanlardaki gelişmeleri besleyecek olansa nitelikli fertlerdir. Bu nitelikli, kendini vakfetmiş, araştıran, okuyan, sonuç çıkarabilen fertler yoksa gelişme de olmaz. Lakin buluşların, düşüncelerin, görüşlerin hayat bulması toplumsal desteğe ihtiyaç duyar ve farklılıkların bir araya gelmesi gerekir.

Bir araya geliş bir durumdur ancak nihai hal değildir. Zira bir araya gelişlerin de ihtiyaçları, açmazları, çıkmazları olacak. Zamanla duruma vaziyet edenlerin hataları oluşacak. Belki de ortaya otoriter, baskıcı sistemler çıkacak. Nitekim tarih bu sonuçlarla doludur. Tarihin çöplüğünde sayısız baskıcı sistemler, baskıcı liderler bulunmaktadır.

Allah’ın ipi, farklılıklarla birlikte bir araya gelişi ifade eder ve Kuran bu ipin besleyicisidir, peygamber bu beslenmenin uygulayıcısıdır. Sorun yorum üreten fertlerin farklı yaklaşımlarını ayrışmaya, çatışmaya dönüştürmesidir. Oysa “dinde zorlama” olmaz. Anladığım kadarıyla; her insan iyi ve kötüyü ayırt edebilecek şekilde fıtrat üzere yaratılmıştır ve mesele her insanın içinde büyüdüğü kültür ortamının farklılıklarıyla birlikte değerlendirilememesidir.

Bir araya geliş bir durumdur nihai hal değildir demiştik ve kaldı ki, nokta kıyamet saatinde konacak, kıyamete kadar insanlar ya birbirini besleyecek veya çatışacaktır. Allah’ın istediğiyse çatışma değil barış ve bir araya geliş, bu gelişi besleyecek bir fiili durumun oluşmasıdır. Anladığım kadarıyla Al-i İmran suresi 104 ayetinde Allah, bir araya gelişi nasıl sürdüreceğimize dair bilgi vermektedir.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Bu ayeti, 103 ile birlikte ele alınca, şöyle anlıyorum: Bir araya gelmeniz yetmez “İçinizden hayra çağıran ve yaşayan, iyiliği yaşayıp, iyiliğin ve hayrın yolunu hatırlatan, kötülükten uzak duran ve kötülüğün varlığı ve nüfuz etme yollarını görüp uyaran kişiler (varlığı anlamlı yetkin kişilerden bir topluluk) bulunsun. Kurtuluş vadeden bir birlikteliği ancak böyle kurabilirsiniz.”

Tek tek önemlidir insan, birlikte ağırlıkları olur lakin bireysel ağırlıkları çökmüş, negatifleşmiş kişilerden, oluştuğu sanılan birlikteliklerin yekûnu negatif etkiyle görüntüye gelir, kurtuluşa yol olmaz, umutları beslemez.

İnsanlığın temel sorunlarından biri, birliktelikleri anlamlı kılan prensiplerden çok, ötekine karşı güçlü görünmeyi ortaya koyacak topluluklara sahip olmak özlemidir. Oysa önerilen nitelikli fertlerin yetişmesidir ve bu esas alınır, güç bu nitelikten gelir, kuru kalabalıktan değil… Sadece görüntüde gücü esas alanlara gelince, onlar kalabalıkları yalnızca dolgu malzemesi olarak görür, ön saftaki belirleyici aktörleri “amaçları her neyse” yeterli görürler. Bir araya gelişler zamanla anlamından sapar. Nitelik konusundan ziyade kalabalığı, etkin olmayı, ses getirmeyi öne alırlar. İmar ve inşayı ertelerler. Bir kült oluşturmayı daha ikincil bir iş olarak görürler. Bu nedenle Aliimran 104 ayetini iyi anlamak gerekir.

“Muhakkak ki Allah Resulü (çıkacağınız yolda, işlerinizde, davranışlarınızda, hayatınızın tamamında) sizin için güzel bir örnektir.” Ayetini de düşünelim.

Bu ayetten hareketle, mutlak örnek olan Allah Resulünün fert ve toplumla ilişkisini esas alan bir çalışma gerekir. Kişilik, davranış, akıl, ilim güzergâhında örneklikleri etkili fertler yetiştirmek ihmal edilmemelidir. Hayatı, kitabı, tabiatı, yeryüzünü, gökyüzünü doğru okuyabilen fertlerin yetişmesine vesile olunmalıdır. Bu fertlerden oluşan ayrıca bu fertlerden müteşekkil istişari “akil ekiplerin” etkin olduğu toplumsal yapılar kurtuluş yolunu besler. İnsanlık için isabetli adımlar atar, isabetli görüşler üretirler.

Analitik düşünebilen, ahlakı yerlerde sürünmeyen, kişilikleri örnek olabilen, aklı tedavülden kaldırmayan fertlerden oluşan cemiyetler hedeflenmelidir. Bu fertler toplumu, devleti besler, şehri ülkeyi imar eder. Bu şekilde imar edilmiş şehir, toplum ve devlet asla bu fertlerin yetişmesini sonlandırmayarak kendi dirliğini ve diriliğini sürdürebilir.

Adları muhtelif birlikteliklerin her birinin, kendilerini kurtuluş adresi göstermeleri, cemaat kavramını sömürmeleri muradı ilahiye muhalif bir davranıştır. Yine adları muhtelif yapıların itaat kavramını ta(h)rif ederek, itaati en önemli ibadet gibi göstermeleri, sömürüye müsait fertler yetiştirmek ve böyle toplumlar oluşturmak içindir. Ahlakı erozyona uğramış fertleri ikincil derecede önemserler çünkü onlara izahlarını yapamayacakları işler gördürürler. Ahlak erozyonu ve tahrif edilen itaat kavramı birlikteliğiyle gidilecek yol sınırlı, varıldığı sanılan hedef tehlikelidir.

İtaatin, ahlakın, cemaatin kavram olarak tahrif edilmesinin üzerinde daha geniş durulmalıdır.

Anladığım kadarıyla fert ve nitelikleri önemlidir, bir araya gelişlerde “Allah’ın ipinin” oluşup oluşmadığı önemlidir. Bu gözetilmeden, birilerinin bir araya gelerek kendilerini cemaat olarak nitelemeleri ve “cemaatte rahmet vardır” ifadesini kullanmaları, cemaat kavramının sömürülmesidir, tehlikeli ve muradı ilahiye mugayirdir.



YAZARLAR