Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nilüfer Zontul Aktaş


Fani olandan Bâki olana

Yazarımız Nilüfer Zontul Aktaş'ın "yeni" yazısı...


Tüm elbiseler dünyayı hatırlatıyor

İğreti

O da faniliği

                                                                                        ...

Bir cenaze merasiminden birkaç gün sonra merhumeye ait eşyalar, elbiseler toplanırken yazmıştım bu dizeleri.

Sandığından çıkan nerdeyse iki yüz yıllık nakışlı örtüler annesinden kalan tülbentler vardı.

Ayrılık acısı yaksa da genzi, incecik bir tülbent kadar bile ömürlü olamamak vurmuştu beni.

Hüzün dinlendirir aslında. Dillendirir ruhu /konuşturur...

Boşluklarına yaprak döktürür, yaz güz demeden... Çıplak kalsa da dallar, kışı yaşatıp üşütse de dolar içine içine insanın, sonra mukavemet eyler ... Çiçek açtırır, yaprak yaprak. Renklere bular. Meyveye durdurur.  Meyvesi tatlıdır sabrın.

 Hüzün yıksa da insanı, yıkar temizler. İçindeki tüm sular çağlar gözpınarı kıyısında. Yıkar insanı, ak pak eyler, yıkanır insan o deryada…

Hüzünle yıkılsa da duvarlar/yeniden yükseltecek güzellikler de verir Yaratan. Koyu gölgeleriyle, serinliği sererek, kâh yangınıyla eritip asıl olana yol buldurarak. Ruhu olgunlaştıran iç halidir.

Ölüm ayrılığı ki, insana faniliğini hatırlatan en büyük ibrettir. Yaşamın ölüm çizgisindeki derinliğini en çok yakınları kaybediş hissettirir. Bir dostu aniden kaybetmek, evladı, anayı, babayı…Bir dostun gidişini, bir ananın sabrını, bir babanın her sabah mezarlıkta evladının başına varışını yazmadan geçemedim. Nihal’di adı. Sessizce geçti, hızlıca geçti, sağlam izler bırakarak geçti. Soyadı gibi kaplan, cevval.  Yaşamıyla ölümüyle örnek bir insan olarak bakıp geçti dünya penceresinden. Gencecik bir Lütfiye Terzi Özer Hoca geçti şehrimden. Karnındaki bebesini dünyaya bırakıp, tüm sevenlerine el sallayıp gitti, büyük bir acı bırakarak.

Ruhunu rahmana teslim eden özgür ruhların ömür yolları kısa da olsa, uzun da olsa anılası izleri hep süregelmiştir. Toprakları toprak ötesidir. Mezar taşları hep uğrak yeridir.

Bir sızım altın 'derdi babam tecrübesi ile, coşku ile hayata anlam katanlara, iyilik katanlara. Sızılardan geçmek gerek idi. Hayatı ebedi rahatlık mekânı görmeden.

 -dünyaya alışamamaktı bu-

Bir sızının yatağında akardı ruhlar, tebessümler kuşanarak. Sızım sızım sızardı sonra pınar misali. Altından, belki de gümüşten. Işıltılar sunarak nice canlara. Ötesi acıtırdı, başka türlüsü eksik kalırdı yüce gönüllere.

Bâki olana yol alırken, kutlu adımları değil miydi insanoğlunu var kılan. Dünyada anılası işlerinin, kattığı değerlerin , yankılanması değil miydi? Faniliğin çerçevesi insan, bâki kılan içindeki resimdi, adımlarıydı elbet.

Dünya ahvali ve toplanmış ahali üzerine de epeyce tefekkür ettim.

Ayrılığın kıyısından kavuşmak!

Bize uzak gelen o kıyıdan manzaraya mazhar olmak gayretinden çok, ürperti ile kendimize dönüp, gidenlere el sallamak.

Oysa üstat Yahya Kemal’in dediği gibi" çok seneler geçti çok seneler geçti dönen yok seferinden."

Fiziken  giyindiğimiz elbiseler bir örtünüş bir örtüştür de! üryan halimizi unutma seyrine döndürmeden, döndürmemesi gerekendendir. Kabukları soymak için bürünmeli idi. Vakar ve iffet libasıyla nice birikmişlikten hicret ederek …

Kıyıdan yüzme haline geçişin derinlere vasıl oluşun başlangıcıdır maddeden soyunukluk.

Elbise, hakikate bürünmüşlüğün c'ismi olmalı idi.

Ahh sandık şimdi beni nelerle yüzleştirdin diyorum

'Eski' dediğim günlerin üzerinden nice yıl geçti

Üzerimdeki gömleğimden yeniydiler.

 

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR