Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


FANATİK BİR PSİKOLOG ÜSTÜN DÖKMEN

Yazarımız Seyit Ahmet Uzun'un "yeni" yazısı...


“İletişim Çatışmaları ve Empati” Fanatik yazar Üstün Dökmen’in yaşamda karşılığı olmayan veya Corc Orvell’ın Hayvan çiftliğindeki gibi özel kişilere özel muamele edilmesi gerektiğini belirten bir kuram kitabı. Kitabın tanıtımında; “İletişim çatışmaları ve empati ile ilgili yeni kuramsal modeller ve sınıflamalar geliştiriyor. Tüm yönleriyle kitap hem psikolojiye ilgi duyanlara hem de edebiyata ve sanat tarihine farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak isteyenlere ilginç bilgiler sunuyor.”[1] denilmektedir.

“Bir insanı kitaplarından tanıyacaksın.” Tezini alt üst eden psikolog yazdıklarıyla çelişen tavır ve sözleri milyonların karşısında cüretkar bir şekilde sergilemektedir. Meslek etiği dediği şeyin ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar yoz bir bakış açısına sahip yazar iki kelimeyle iç dünyasının ne kadar dar, beyninin ne kadar sathi ve yüreğinin ne kadar hoşgörüsüz olduğunu ortaya koymaktadır.

Aslında Kur'an bu anlayışa sahip insanlar için çok veciz bir tanımlamada bulunmaktadır.

“Siz kitabı okuyup durduğunuz halde. Kendinizi unutup başkalarına mı iyiliği emrediyorsunuz?”[2]

“yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük gazap gerektiren bir şeydir.”[3]

Kitap ilk önce insanın iç dünyasında karşılık bulmalıdır. Kendisini üstün insan liginde görerek yazdıklarını başkaları için yazmak başta okuyucuya hürmetsizliktir. “Ben bunları yazıyorum ama ben bunlardan beriyim!” şeklinde bir algıya neden olacak yaklaşım sergilemek hiç de doğru değildir.

Kişinin imanlı olup olmaması tabi ki beni ilgilendirmiyor. Ama bir yazar olarak hem de toplumda karşılığı olan, okunan, takip edilen bir yazar olarak yazdıklarıyla çelişen bir söylem ve davranış içinde bulunursa yazdıkları bir değer ifade etmeyeceği gibi bir okuru olarak da beni ilgilendirmeyecektir.

En basitinden yaptığı çirkin bir davranış olacaktır.

İnsanlara kitaplarında, eğitimlerinde, programlarında geniş olmayı, empati kurarak düşünmeyi, hoş görülü olmayı anlatacaksın ama birilerine karşı önyargılı olacaksın. Bu kelimenin tam anlamıyla ahlaksızlıktır!

Ele verir talkını kendi yutar salkımı!

Kitaplarında hayatında karşılığı olmayan şeyler varsa o kitapları sahiplenmenin bir anlamı kalmayacaktır. Bu iki yüzlülüktür!

Öğüt vermek kolay hoca!

Hz İsa da İncil’de ilginç bir benzetmede bulunmaktadır. “Vay başınıza, yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü siz badanalı kabirlere benzersiniz ki, dıştan güzel görünürler, fakat içten ölü kemikleri ve her türlü murdarlıkla doludurlar. Siz de böylece insanlara dıştan iyi görünürsünüz, fakat içten ikiyüzlülük ve fesatla dolusunuz.”[4]

Güzellik salt şekil güzelliği değil belki de en önemlisi iç güzelliktir. İç güzelliği kaybedenin şeklinin bir önemi yoktur. Yani insanları dış görünüşlerine göre değerlendirmek sığ bir beynin sonucudur. Geniş düşünemeyenlerin işidir. Aslında “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!” sözü bu tür fanatik ve ideolojik hocalar için geçerli olduğu nasıl da belli oluyor. Kuzu postuna bürünmüş kurdun felsefesi!

“Başörtülü psikolog, başörtülü psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanı olması meslek etiğine aykırıdır. Nört olamazlar!”

Beyninin örtülü olduğu bu cümlede ne kadar belli! Bu söz mesleğin hangi temel ilkesiyle alakalıdır acaba? PDR meslek grubunun; “Şu giysi özelliklerine sahip olanlar psikolog olabilir, şu giysi özelliğine sahip olanlar psikolog olamaz!” diye yasaları var anlaşılan.

Bu düşünce kadınları salt giysileriyle değerlendiren yoz, ataerkil, köhne bir düşüncenin uzantısından başka bir şey değildir. Fanatik Dökmen kendisine ait bir takım PDR yasaları icat etmiş bunu dayatmacı, saldırgan bir tavırla kabul ettirmeye çalışıyor.

Yazık bilimsel kimliğine!

Peygamberimiz Hz Muhammed (as) bu hususta ne güzel bir tespitte bulunuyor. “Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve davranışlarınıza bakar!”[5]

Güzellik yakışıklılık, unvanlar, sermaye. Makam mevki, şan şöhret değil iyi niyet ve güzel davranışlara Allah bir değer biçiyor.

“Bir fanatiğin kafasında aklın girebileceği hiçbir yer yoktur.” Derken Napolyon galiba bu ideolojik fanatikleri işaret etmekteydi. İbni Sina da “Görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur!” derken düşünsel körlüğün nelere yol açabileceğine işaret etmiş gibidir.

Sözde aydın ve bilim insanı olarak bu tür yaklaşımların beyninin en ücra köşesinden bile uzak olması gereken kişi toplumu ayrıştırıcı, bölücü, sınıflandırıcı, dar yaklaşımıyla kendisi hakkında büyük bir hayal kırıklığı yaşatmıştır*

Kur'an insanın yaşam tarzını ele alırken “Senin dinin (yaşam tarzın) sana, benim dinim (yaşam tarzım) bana!”[6] diyerek insanları kendi inanç tercihlerinde serbest bırakmaktadır. Bazı din adamlarının kendi dar bakış açılarını dinin bakış açısıymış gibi göstererek açık giyinen kadınları et, kasap dükkanı olarak tanımlaması da dinin fanatikleştirilmesinden başka bir şey değildir.

Fanatizm kimde görünürse görünsün bir körlüğe neden olmaktadır. Mahatma Gandhi; “Öfke ve hoşgörüsüzlük doğru anlamanın ikiz düşmanıdır.” derken bu bakış açısına sahip insanların sadece kendilerinin gözüne çektikleri at gözlüğü dünyasından baktıkları şeyleri doğru ve yanlış olarak görecektir. Çünkü körlük sadece fiziksel ve biyolojik gözlerin görme yetisini kaybetmesi değildir. Daha büyük körlük, kendisi gibi düşünmeyen insanları yok sayan, görmeyen, değersizleştiren, itibarsızlaştıranların aklının körlüğüdür.

Aklın körlüğü gözün körlüğünden daha büyük bir hastalıktır.

Gözü kör olana doğruyu anlatabilirsiniz ama aklı kör olana asla anlatamazsınız. Çünkü onun tek bir doğrusu (dogması) vardır. Kendisinden farklı düşünebilmesi kabul edilebilir değildir. Çünkü o insanı farklı düşünebilen, özgür, özgün, hissedebilen, inanan, isyan edebilen olarak değil de medeni olabilmesi için kendisi gibi hayata bakabilen sanmaktadır. John Willam “Fanatiklik sahte hevesin ve batıl inancın çocuğu, hoşgörüsüzlüğün ve zulmün babasıdır.” derken aslında insanları zulme nelerin sevk ettiğini göstermektedir.

Hoşgörüsüzlüğün babası olan fanatik Dökmen acaba basıl bir nesil yetiştirmek istiyor? Kitaplarını mı dikkate alacağız sözlerini mi? Yazdığından farklı düşünen iki yüzlü bir insanın hangi bakış açsını ele alacağız?

Halil Cibran, Deli adlı hikayesinde çok güzel simgesel tespitte bulunmaktadır;

“Pazar yerine geldiğimde çatıda duran bir genç; “O adam deli!” diye bağırdı. Ona bakmak için kafamı kaldırdığımda güneş çıplak suratımı ilk defa öptü. Güneş ilk defa çıplak suratımı öptü ve güneşe duyduğum aşktan ruhum tutuştu. Artık maskelerimi istemiyordum. Kendimden geçmişçesine haykırdım; “Şükürler olsun maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun!”

Teşekkürler fanatik Dökmen Bey maskesiz yüzünüzü televizyon ekranında açıkça gösterdiğiniz için. Halil Cibran’ın dediği gibi delirdiniz mi bilmiyorum ama ideolojik bir fanatik olduğunuzu artık biliyoruz. Keşke herkes sizin gibi yüzündeki maskeleri çıkarıp çıplak yüzlerine güneşi öptürebilse!

Ve Halil Cibran gibi deli olduğunun farkına varmak ve maskesiz yüze dürüstlüğün güneşini öptürmek bir erdemdir aslında maskesiz, amasız, çıkarsız, beklentisiz bir şekilde insanın olduğu gibi görünmesi… Ne demişti Mevlana Celaladdin’i Rumi; “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!”

İyi bir insan olmak için beynimizdeki örümcek ağlarından oluşmuş örtüyü atmak elzemdir.

 


[1]https://www.kitapyurdu.com/kitap/iletisim-catismalari-ve-empati-amp-sanatta-ve-gunluk-yasamda/122399.html

[2] Bakara/44

[3] Saf/3

[4] Matta 23/27-28

[5]Sahih’i Müslim ve Tercemesi (Mehmet Sofuoğlu) İrfan Yayınları- c. 8 sf. 32

[6] Kafirun/6

YAZARLAR