Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Sait ALİOĞLU


Fakıbaba/Urfa: AK Parti safhası ve sonrası…

Sait Alioğlu'nun "yeni" yazısı...


-Yereldeki siyasetin merkezce ilgiyle takip edilmesi-

Bazı sosyal, siyasal, mezhebi vb. sebeplere bağlı olarak bir açıdan öteden beri, bir açıdan da doksanlarla birlikte, siyasi partilerin çok önem verdikleri şehirler ve bölgeler olagelmiştir.

“Öteden beri”… Bu ifadeden kastettiğimize bakıldığında, tarihi cumhuriyet’in bidayetine dayanan CHP’nin, bugün dahi kemikleşmiş oy tabanının var olduğu bilinen şehirlerin ve bölgelerin seçmen profili ile davranış kalıplarının konsolide edildiği kabul görecektir. Bunun birbirine bağlı birçok sebebi vardır. Bunlar, genellikle; Cumhuriyet’le birlikte uluslaşma durumu, sekülerleşme, dinden alabildiğine azade olma, uzaklaşma, maddi olarak zenginleşme ve haliyle burjuvalaşma gibi sebepler sayılabilir.

Bir de, belki de rejim tarafından onlara teklif edilen, ama bu tekliflere şu ya da bu sebeplerle karşılık vermeyen/veremeyen ve haliyle işin periferisinde kalan, ama tek parti yönetiminin ortadan kalkmasına bağlı olarak kurulan ve işin periferisinde kalan herkesimden insanın DP’ye yönelimi de, aynı kulvarda var olan partilerin bazı değişikliğine rağmen, kitlenin konsolide oluş/ediliş durumu halen devam etmektedir.

Seçmen kitlesinin ve oyların konsolide olmasına dönersek; Türkiye’nin, diğer dönemlere nazaran çok kötü yönetildiği doksanlardan sonra, aralarında bazı ufak tefek farklar ile varlık sebebinde farklılık oluşan sağ partilerin oy tabanının 2003’ten buyana AK Parti’de blok olarak bulunması söz konusu olmuştu. Seçmen açısından bu bir nevi, var olan demokratik kazanımların görmezden gelinip, var olan siyasi yarışı adeta bir din/mezhep kavgası şeklinde ele alan bir anlayışa evrimle durumu sayılabilirdi.

Bu durumdan elbette rahatsız olan AK Parti karşıtı muhafazakar partileri/kitlelerini ve çevreleri sarf-ı nazar ettiğimizde, “işler iyi gittiği sürece” AK Parti’de bulunmaktan gayet memnun olan şahıs, grup ve öbeklerin, bu kez, adına “iktidar yozlaşımı” denebilecek uzun yıllara dayanan iktidar sürecinde yıpranmalar sonucunda “oluşan sorumluluğu üzerlerine almama refleksi” neticesinde parti ile yollarını ayırma düşüncesine sahip oldukları görülmektedir.

Elbette ki, bu durum, şahıstan şahsa, gruptan gruba, çevreden çevreye değişiklik gösterecektir.

 

Fakıbaba’nın İstifası…

Bir siyasetçi, evvelinde ise belediye başkanlığı ve bakanlık sıfatı bulunan AK Parti Urfa milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın kendi isteği ile hem parti üyeliğinden ve hem de milletvekilliğinden istifa etmesi gündemdeki yerini korumaktadır.

Fakıbaba, parti üyeliğinden istifa ederken, hem ilkeli ve tutarlı olayım diye ve hem de kendisine oy veren kitleyi aldatmamak ve kandırmamak adına milletvekilliğinden de istifa ettiğini belirtmişti.

Bunun ilk etapta salt ilkeli ve tutarlı olduğu kabul görse de, istifasıyla ilgili Meral Akşener devreye girip işin içerisine dâhil olunca, vekillikten de istifa durumu, İYİ Parti ile önceden bir görüşme yapıldığı imajını pekiştirmektedir.

Fakıbaba, görebildiğimiz kadarıyla sağcılığın ağır bastığı muhafazakâr kalıpların şekillendirdiği bir Türk milliyetçisi profili çizmektedir. Onun milliyetçiliğinin, ideolojik olmaktan ziyade en başta kültüre dayalı olduğunu söylemek gerekir.

Eğer öyle olmasa idi, ideolojik anlamda -Türk ya da Kürt- milliyetçiliği baz almış bir kişinin Urfa’da iki dönem belediye başkanlığı yapması pek mümkün olmayacaktı.

Zira her memleketin “kendi geçmişinden tevarüs ettirdiği” yol ve yöntem düsturu dikkate alındığında milliyetçiliğin Urfa’da, Osmanlı’dan miras kalan çok kavimli, çok dilli, çok kültürcü ve hoş görü esasına dayanan toplumsal yapısına uygun düşmediği gerçeğinden hareketle belediye yönetiminin mümkün olması pek düşünülemezdi.

Salt ideolojiye ve milliyetçiliğe dayandığı “ilgilisince” düşünülebilecek belediye yönetiminin, ilçeler bazında dahi pek bir gerçek karşılığının imkânsızlığına da değinmekte fayda var.

Malumun ilamı kabilinden konuya eğilirsek eğer, yukarıda yapmaya çalıştığımız tespitlerin, bazı eksikliklerimiz ile bizi doğrular mahiyette olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ki, Fakıbaba’da çevrenin etkisi ve katkısının yanında o kadim saiklerin de yol göstericiliyle iki dönem belediye başkanlığına aday olmuştu. Keza milletvekilliği de bu sebeplerin sahadaki durumuna istinaden söz konusu olmuştu.

Bu tespitlerimizden salt Fakıbaba’ya karşı olduğumuz, ya da ona taraftar olduğumuz sonucu çıkmasın.

Bizimkisi, sadece vakıadan hareketle tanım ve tespitte bulunup sonuca odaklanmak şeklinde özetlenebilir. Doğrusuda bu olsa gerek!

 

Fakıbaba’ya kim niye karşı çıkmıştı?

Malum olduğu üzere yerelde Fakıbaba’ya baştan beri karşı çıkışlar söz konusuydu. Bunları bir iki başlık altında toplayabiliriz; 1- Fakıbaba’nın kavmi olarak Türk olması ve buna bağlı olarak da bölgede ağırlığı olan bir aşiret skalası içerisinde bulunmaması; 2- Yetişme tarzı açısından aşiret skalasına pek uymadığı görülen “şehirli ve modern” bir kimliğe sahip olması; 3- yine görülebildiği kadarıyla çeşitli alanlarda belediye üzerinden verilen ihaleler konusunda çevre ve akraba kayırıcılığı(nepotizm) yapmadan hareket etmesi ve bir de ağalara, onların yanlış yönlendirdiği parti genel merkezine de aldırış etmeden, yoğun bir teveccühe mazhar olarak halk tarafından hiçbir vesayet odağına itibar edilmeden seçilebilmesinden dolayı malum çevrelerce iyi karşılanmamıştı.

O, şimdilik istifa edip ve İYİ Parti’ye katıldı. Yeni partisinden aday gösterilir mi, şimdiden bir şey söylemek olası değil, ama eğer aday olursa, yerelde yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı kazanma ihtimalinden söz edilebilir.

Bir de eğer söylenenler doğru ise, partinin il teşkilatı Bucak aşiretinden ileri gelenlerine verilirse, arkasında AK Parti’nin yerelde yaptığı ve halende yapmakta olduğu yanlışlardan bıkıp, usanan halkın teveccühü ve adı geçen aşiretin gücü oranında seçilme durumu söz konusu edilebilir.

Fakıbaba’nın belediye çerçevesinde ne yaptığının, ne yapacağının mahiyeti üzerinden ortada bulunan sonuçlara bakıldığında, AK Parti’ye kapak atmış bulunan yereldeki karar vericilerinin, dönemin AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanı Erdoğan’ın yanıltıp “ceketimizi koysak kazanır” türü yönlendirmeleri sonucu yanlış bir strateji izlenmiş ve Fakıbaba’nın karşısına, o da belediyede önemli bir konumda bulunan bir kişi aday gösterilmiş ve akabinde seçimi rakibine karşı kaybetmişti.

Yoğunluklu aşiret olgusuna rağmen, halk belki de şehrin ve bölgenin “siyasi” tarihinde bir ilke imza atmış olup hiçbir vesayet odağına aldırmadan bağımsız ve “aşiretsiz” bir kişiyi kendine belediye başkanı seçmişti.

Bu olumlu durum devam eder mi? “Bunu da, elbette zaman gösterecektir.” Desek de, sadece yerelde değil tüm ülke genelinde parti için demokrasinin pek olmayışı ve çoğu da çıkar amaçlı toplumsal çevre ve öbeklerin, partinin kuruluş esaslarını olumsuz anlamda değişime zorlaması ve zaafa uğratması sonucunda, gelmeyen bahara kalacağı öngörülebilir.

Yukarıda cumhuriyetle yaşıt olan partisel bir uygulamadan bahis açmıştı. O da, hemen tüm siyasi partinin, kendi ideolojisi bağlamında önem verdiği bölgeler gerçeğine temas etmiştik.

Temeli yüzlerce, hatta binlerce yıla dayanan ve çeşitli kavimlerin, devletlerin ve medeniyetlerin yoğun bir özeti, harmanı olma konumunda bulunan Urfa’nın, elde tuttuğu maddi ve manevi değerler baz alındığında hükümetlerin ilgisiz kal(a)mayacağı bir özelliğe sahip olması, onu siyasilerin nazarında bir hayli önemli kılmakta…

Geçmişi ile birlikte, bugünü ve geleceği Urfa’yı, yanlışı ve doğrusuyla her kesim ile birlikte siyasiler ve bizzat iktidar/lar tarafından önemli kılmaktadır. Geçmişe bakıldığında müteveffa Süleyman Demirel’in o meşhur “GAP’ı gaptımam!” ifadesi, aslında Urfa’nın önemi açısından birçok şeyi izah ediyor.

İşi uzmanlarına bırakalım, biz işe başka pencereden bakalım. Yukarıda belirttiğimiz üzere, 2009 seçimlerinde Urfa halkı hiçbir yerel ve ulusal vesayet odağının etkisinde kalmadan, kendi modern siyasi tarihinde ilk kez kendisine hizmet edecek birisini kendi oylarıyla belediye başkanı seçmişti. Bu Urfa ve Urfalılar için ilkti. Belki de bir daha tekrarlanma imkânı bulamayacaktı, ama olsun!

Diğer bir farklılık ise, AK Partinin, nüfus oranına bağlı olarak kente ayrılan on dört milletvekilliğinin neredeyse %50’sini(7 vekil) almasına rağmen, seçilmiş bulunan vekillerden pek bir bakan dahi uzun bir zaman diliminde çıkmamıştı. Urfalıların ise, epeydir partiden bu konuda bir talepleri vardı ve Erdoğan bu talebi karşılamak için bir dönem Bursa Milletvekilliği ve bakanlık yapmış bulunan(aslen Artvinli) Faruk Çelik’i milletvekili adayı gösterdi.

İşte, şehrin “yerel” siyasi tarihinde” bir ilk gerçekleşmişti. O da, hemen her ilçede Faruk Çelik adına seçim büroları kurulmuştu. Bundan kasıt, partinin ağrılığını şehre ve kırsala vermesi, ne yapıp ne edip seçimlerde “14’te 14” oranında seçimi kazanması idi.

Dışarıdan aday getirip seçime girmek genellikle ülkenin her yanından insanların bir arada yaşadıkları metropol şehirlerde görülmekle birlikte, bir de PKK’nin(Kandil) zoruyla o da yapılacak seçimleri halka hizmet eden bir düşünceden ziyade salt ideolojik saiklerle HDP üzerinden Diyarbakır gibi metropol olan bölge şehirlerinde varit iken, bu yöntem bu kez birçok sebepten dolayı Urfa gibi yörelerde bizzat iktidar partisi tarafından uygulamaya konulmuştu.

Bir şehir üzerinden yapılıp edilenlere bakıldığında esas sebebin, -dönemi açısından söylersek- varlığı iktidar tarafından kabul edilen, ama çözüm konusunda tam bir netliğin ve aynı zamanda da saf bir niyetin mahiyetinin pek bilinmediği Kürt sorunu olduğu görülmekteydi. Var olan bu sorunu, bir yolunu bulup ya çözmek, ya da var olan tüm dengeleri dikkate alarak, tüm hassasiyetleri de göz önünde bulundurarak sorunu “şimdilik kaydıyla” dondurma düşüncesiyle zemini güçlendirmek adına hareket etmek dışarıdan, aynı zamanda, ora adına da bakan olabilecek birilerini getirip aday göstermeyi gerektiriyordu zahir.

İşin özcesi buydu.

 

Kaynak: farklı bakış


Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR