Mustafa Sefa ÇAKIR


Ey Aziz Öğretmen!

Yakup Hoca cehdin, gayretin, mücadelenin hep önderi ve örneği oldu. Adanmışlık ve fedakârlık görmek isteyen ona bakmalıydı. O kadar çok yere, o kadar çok meseleye koşturuyordu ki, şaşırmamak elde değildi. İlimde ve fikirde, teoride ve pratikte söz ve eyle


Yakut hoca fani olan âlemden baki olana gitti. Ardında sevenlerine derin bir acı bırakarak gitti.

İzzettin ve iffetin, her şart ve ortamda mücadelenin dersini verdi de gitti.

Dünyaya veya başka kullara kul olmadan, insanları Allah´a kulluğa çağırdı ve gitti.

Hayattayken yapmaya çalıştığı gibi yine dağınık safları birleştirdi, yine birbirinden kopan gönülleri kaynaştırdı, yine uzak mesafeleri yakınlaştırdı da gitti...

Bana onu üç kelimeyle anlat deseler; cehd, samimiyet ve ümmet derdim.

Cehdin, gayretin, mücadelenin hep önderi ve örneği oldu. Adanmışlık ve fedakârlık görmek isteyen ona bakmalıydı. O kadar çok yere, o kadar çok meseleye koşturuyordu ki, şaşırmamak elde değildi. İlimde ve fikirde, teoride ve pratikte söz ve eylem onundu.

Samimiydi. Yaptıklarını sırf Allah için yaptığına, hiçbir karşılık/menfaat beklemediğine hepimiz şahidiz. İstese makam mevki emrine amadeydi. Ama o sınıflarda kalmayı, sahada koşturmayı tercih etti hep. Herkes bir yerlerde masa başını tutarsa gençlerle kim ilgilenecek düşüncesine sahipti. İhlâsı sözlerinin tesirinden belliydi. Mal yığmak yerine infakı, paylaşmayı seçti.

Bir adam bütün ümmetin yükünü omuzlarında nasıl bu kadar hissedebilir? Arakan, Afrika, Afganistan, Suriye, Kudüs, Doğu Türkistan vb. tüm bu coğrafyalar onun zihninde, gönlünde bir mıh gibi çakılıydı. Küçük taassuplardan, herhangi bir ?şeyci´ likten uzaktı. Suriye´ye tırlarca yardım organize etti. Hem de kendi elleriyle yükleyerek çoğu zaman. İmam Hatip Lisesine farklı bir ruh getirmişti. Hastalandıktan sonra bile yardımları telefonla organize etmeye devam etti.

Tüm bunları yaparken itidali hiç elden bırakmadı. Nefis tezkiyesi ile cihat onun için birbirinden ayrılmaz iki gündemdi. Kalbi veya aklı öncelemek yerine ikisini de dengelerdi. Kuşatıcıydı; tasavvuf ehli bir kimse de radikal düşüncelere sahip bir kimse de onda kendinden bir şeyler görür, ona ısınırdı. Kibir ve bencillik tehlikelerine karşı hep uyarırdı çevresini.

Güler yüzü, yumuşak huyluluğu, kimseyi kırmayışı, insanlarla şakalaşması, hele çocuklarla çocuk olması onu özel kılan yanlarıydı. Çocukları tek eliyle havaya kaldırır kendini de asansör dede diye nitelendirirdi.

Vefa en çok ona yakışan bir vasıftı. Cenazesine gelen belki kırk yıllık arkadaşları bunun en güçlü delillerindendir. Yakınları, Türkiye´nin dört bir yanından gelen telefonlarla, taziye mesajlarıyla karşılaştı bugün.

Hastalığından hiç şikayet etmedi, şiddetli ağrılarının olduğu dönemlerde bile. Onu teselli etmeye gelenler onda teselli buldu.

Hastalığının son demlerinde bir gün iyileşmeyi en çok istediği nedenlerden birinin tekrar sınıflara dönmek olduğunu söylemişti. Dönemedi.

Ama ey aziz öğretmen! Sen artık, sınıflarda, koridorlarda, dernek merkezlerinde olamasan da yetiştirdiğin, etkilediğin, kalbine dokunduğun binlerce genç ve pırlanta gibi yetiştirdiğin beş evladın senin yerine, birer sadaka-i cariye olarak bu vazifeyi sürdürecek. Seni asla unutmayacak ve yolunu sürdüreceğiz.

Mekânın cennet olsun. Çektiğin acılar günahlarına kefaret olsun. Rabbimiz seni cennetiyle, cemaliyle müşerref kılsın. Arzuladığın şehadet makamında kabul etsin seni. Sevdalısı olduğun peygamber efendimize komşu kılsın... Amin.

___________

YAKUT BOZDOĞAN

1964 yılında Çorum´un Mecitözü ilçesinde doğdu Yakut Bozdoğan hocamız. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul Bahçelievler´de okudu. Lise son sınıfı 12 Eylül´ün sıkıntılı döneminde ablasının öğretmenlik yaptığı Çorlu lisesinde tamamladı. Mahallesinde bulunan Çinili Cami merkezli çalışmalar 80´li yıllarda devam etti. O yıllarda ev dersleri, Kur´an çalışmaları, Hasan el-Benna, Said Havva, Seyyid Kutup okumalarıyla hızlı bir süreç yaşadı. Kavramların elle yazılıp teksir halinde çoğaltılarak ders yapılan zamanlardı.

Mühendislik istemesine rağmen içinde bulunduğu İslami çalışmalar onu sayısal bir bölüm yerine ilahiyata yönlendirdi. 1985 yılında üniversiteyi kazanmasıyla yeni bir çevre, yeni ders halkaları, yurt çalışması içinde oldu. Yine bu arada ilmi çalışmaları devam ediyordu. Durmadan kaynak kitaplardan araştırmalar, tefsir hadis çalışmaları yanında tebliğ çalışmalarına devam ediyordu. Sabahlara kadar süren ümmetin sorunlarının konuşulduğu sohbetler devam ediyordu ama o hayatı boyunca namazın, özellikle sabah namazının üzerine vurgu yaptı. Yılda kaç kez sabah namazını kaçırıyorsunuz diye çevresindekilere sorar, bu konuya dikkat çekerdi. 1990 yılında üniversiteden mezun oldu. Yine bu dönemde Çorum´daki İslami çalışmaların temelini attı.

1991´de Sakarya/Geyve´de öğretmenlik görevine başladı. 4 yıl orada görev yaptıktan sonra Çorum/Sungurlu İmam Hatip Lisesi´ne tayin oldu. 16 yıl da orada görev yaptıktan sonra, 2011 yılında Çorum Merkez İmam Hatip Lisesi´ne tayin oldu ve vefatına kadar oradaydı. Son iki yılı raporlu olarak tedaviyle geçti.

Çorum´a geldikten sonra uzun yıllar Gül-Der başkanlığını yürüttü. Şehirde İslami hassasiyeti olan derneklerin oluşturduğu İnsani Değerler Platformu´nun öncülerindendi.

İlim ve ibadetin birlikte yürümesi gerektiği temel şiarıydı. Sadra şifa vermeyen boş fikri savunmalar onun ilgisini çekmiyor hatta tartışmalı meselelerden uzak durulması gerektiğini her fırsatta belirtiyordu. Bir Müslüman´ın mutlaka nefis tezkiyesine de önem vermesi gerektiğini anlatıyordu.

Tam bir davetçiydi. Ayakkabı boyatsa o arada bu çocuğa Allah´ı nasıl anlatırım diye düşünür, tıraş olacaksa bir şeyler anlatabileceği berberi seçerdi. Ümmetin derdi onun ana derdiydi. Öğrencilerle ayrı bir gönül bağı vardı. Ramazan´ın 15 gününü onlara iftar vererek geçirirdi.

Kendi evinde, kendi işinde İslam devletini kuramayanların sözlerine itibar etmezdi.

Evli ve beş çocuk babasıydı, Yakut Hoca.

 



YAZARLAR