Halil ÇİFTÇİ


EVLAT NÖBETİ

Yazarımız Halil Çiftçi'nin 'yeni' yazısı...


Şu aralar Türkiye gündeminde fazlaca yer alan biriken pişmanlıkların ve öfkelerin adeta bir patlaması olan bir eylemle karşı karşıyayız. Yüzyıllardır Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşamış ve kadim bir mirasın taşıyıcısı olan Kürt halkının yaşadığı önü alınmaz travmalarının en büyüğü olan Terör, artık anaları bu zulme ‘dur’ demek için harekete geçirmiş durumda. Bir dönem cumartesi anneleri ile hafızalarımızda yer edinen kitlesel eylemler şimdilerde Diyarbakır HDP il binası önünde gerçekleştiriliyor.

Oğlunu terör örgütünün kanlı pençesine kaptıran Hatice Akar’ın fitilini ateşleyerek başlattığı oturma eylemleri 4 günün sonunda oğlunun dağdan indirilmesi ile mutlu sona ulaşmıştı. Bu manzaranın teşviki ile beraber onlarca anne kendi evlatları için oturma eylemi başlattı. Neredeyse 10 günü bulan oturma eylemi birçok anne için umut olmaya devam ediyor. Umudun olduğu yerlerde umut tüccarları da türemeye namzet olmuş durumda. İki günlük siyasi hesaplar uğruna medyada şirin görünmeye çalışarak kitleleri etkilemeye çalışan insanlar bulunuyor. Hesap etmedikleri bir gerçeklik var ki artık bu tip şirin görünmeler eskisi kadar prim yapmıyor. Tabi bu durumu sırçalı köşklerde, lüks villalarda gününü gün eden siyasi çevreler ya da sanatçı güruhu idrak edemez. Belki de bu iki yüzlülüğü dünyanın en iğrenç girişimi olarak görebiliriz. Birilerinin acıları üzerinden demagoji yapmak en büyük ahlaksızlıktır. Türkiye’nin yıllarca çözüm üretemediği veya her girişimi sırasında bir takım derin odaklar eliyle sümen altına iteklenen terör sorunu, birkaç fotoğraf karesinde şirin gözükerek son bulamaz.

Ülke olarak son yıllardaki kutuplaştırıcı siyaset söylevi ile halk artık barışı arar hale geldi. Göç dalgaları, ekonomik çıkmazlar, şovenist siyasi söylevler ve milliyetçilik üzerinden kutuplaştırılan milyonlar politize olmuş vaziyette. Toplumsal bir tepki olarak halk kendi imkânları ile sulh arayışına girmektedir. HDP binası önünde oturma eylemi yapan anneler de bunun bir sonucudur. Kim ne derse desin vesayetlerin ve çıkar odaklarının başlattığı savaşın her daim acısını ve ıztırabının muhatabı anneler olmuştur.

Eğer samimi bir irade ile toplumsal barışın önünü tıkayan her türlü unsur ortadan kaldırılırsa Türkiye’de terör de bitmiş olacaktır. Bu coğrafya da her türlü planı devreye sokan Anglo-sakson kafası bizi bir birimize düşman etmekten başka bir uğraş içine girmiyor. Hal böyle olunca da farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyip emperyal güçlerin oyunlarına yem olmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Tarihte ulus devletlerin inşası ile beraber Ortadoğu’da haritalar çizilmeye başlandığında Osmanlı tebaası olmayı kendisine bir onur nişanesi olarak görmüş olan Kürtler, İngilizlerin Osmanlı devletini yıkarak otonom bir Kürt devleti kurma teklifini aşiretleri aracılığıyla ellerinin tersi ile iteklemiştir. Her türlü vaat ve cazip teklifi ellerinin tersi ile itekleyen Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra kendini İngiliz (Anglo-sakson) vesayetine teslim eden bir grup devlet idarecisinin elinde bir paryaya dönüştürüldü. İngilizlerin istediği bölünmüş Türkiye hayallerini yine devletin içerisinde hakim kıldığı belli odaklar ile sağlamaya gayret sarf etmiştir. Bu plan halen çeşitli değişimler ve dönüşümlerle uygulanmaya çalışılmaktadır.

Barış için atılan her adımda yukarıda da bahsettiğim gibi karanlık el devreye girerek barışı olanaksız hale getiriyor. Biz barıştan uzaklaştıkça birileri şehit cenazelerini istismar ediyor ya da oturma eylemleri yapan temiz yürekli anneleri siyasi bir şov aracı olarak görmeye devam ediyor. Bir düşünürün deyimiyle “Barışın kaybedeni savaşın kazananı olmaz” ilkesi ile hareket ederek her türlü ayrılıkçı fikrin ve ideolojinin bir kenara bırakıp anaların gözyaşlarını bu cennet vatanda dindirebiliriz. Aynı masada oturamayan insanlar farklı odaklardan dizayn edilen senaryoları yaşamaya mahkûm edilirler. Ve ne yazık ki bu senaryoların mahkûmu olmaya devam ettikçe evlatlarımızın acı sonlarına defalarca şahit oluruz.



YAZARLAR