Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necati Atar


EVDE KAL VE HİÇ SESİNİ ÇIKARMA, ÖLÜRSEN KOKUNDAN ANLARIZ ÖLDÜĞÜNÜ

Necati Atar; 65 ya da 70 yaş üstü bir adam, teknoloji bağımlısı değilse, evde kimi kimsesi yoksa,


 65 ya da 70 yaş üstü bir adam, teknoloji bağımlısı değilse,  

evde kimi kimsesi yoksa,

en küçük ihtiyaçlarını dahi kendisi görüyorsa,

kapının ya da evinin önüne çıktığında selamlaşacağı

akranlarından yoksunsa,

telefon açıp, “ben iyiyim, beni merak etmeyin, ben gelemiyorum ama siz fırsat buldukça gelin” diyeceği çoluk çocuğu, hısım akrabaları, torunları yoksa, ya da hepsi bağlarını çoktan kendisiyle koparmışsa,

kalan ömrü bir bankta oturup geçmişte yaşadığı üç-beş güzel hatırayı zihninde canlandırmak ya da  gittiği camide, namaz çıkış kendisi gibi üç-beş akranıyla ayaküstü hasbıhal etmekten ibaretse,

o adam için "evde kal" demek, "sokağa çıkma" demek, “ikamet ettiğin duvarlar arasında ölümü bekle” demektir…

 

 

Bütün hayatı elindeki cep telefonlarından sosyal medyada fink atmaktan ibaret olanlar,

bütün hayatı televizyon ya da bilgisayar başında zaman geçirmekten ibaret olanlar,

facebook, twiter, instigram, watsap hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla her türlü derde deva olduklarını sananlar,

canları sıkıldıkça arabalarına atlayıp şehir turu atanlar,

çoluk çocuğuyla fırsattan istifade, hazır okullar da kapanmışken evde tatil yapmanın keyfini çıkaranlar,

hazır 65 yaş ve üstü ahı gitmiş vahı kalmış yaşlılar evdeyken, çarşının, pazarın, sahilin tadını çıkaralım düşüncesiyle soluğu dışarıda alanlar için, “evde kal” demekten daha kolay ne olabilir?

 

Sizler, ekranlarda ve sosyal medyada ihtiyaçları karşılanan üç beş yaşlı amca ve teyzeyi görüyorsunuz.

Ülkenin bütün ileri yaşlılarının aynı durumda olduğunu düşünüyorsunuz.

Oysa ekmek dahi alacak kimi kimsesi olmayan binlerce, on binlerce yaşlı amca ve teyze var bu ülkede.

Yıllardır dört duvar arasında kendi sesinden başka hiçbir sese aşina olmayan insanlar var.

Herkes çoluk çocuğuyla aynı evde yaşayacak kadar şanslı değil.

 

 

Öyle bir durum söz konusu olsa onları torunlarına şeker almak dışında zaten dışarı çıkaramazsınız.

Sokağa çıkan yaşlı amca ve teyzelerin çaresizliğini hepiniz görüyorsunuz.

Ama evlerinde aynı çaresizlik içinde bir başına yaşayan binlerce yaşlı amca ve teyzeyi hiçbiriniz görmüyorsunuz.

Çünkü sosyal medya hesaplarınız ve televizyon ekranlarınız bu ülkenin gerçeklerini görmeye kapalı.

 

 

Şimdi ellerinizdeki cep telefonlarınızdan “evde kal” demeyi büyük bir marifet sanıyorsunuz.

Oysa bir tek günlüğüne ellerinizden o cep telefonları alınsa sudan çıkmış balığa dönecek olanlar sislersiniz; hem de yanınızda eşiniz, çoluk çocuğunuz, türlü şaklabanlıklar yapacak torunlarınız varken.

Bir tek günlüğüne elektrikler kesilse, internetiniz yavaşlasa, o sıkı bir takipçisi olduğunuz dizi yayınlanmasa nefessiz kalacak olanlar sizlersiniz.

 

 

 

Tolstoy tam da doksan yaşında soğuk bir kış günü ölmek üzere evden kaçtı biliyorsunuz; herkesten uzakta bir yerlerde tek başına ölmek için.

Oysa “evde kal” dediğiniz amcalar, nefes almak için çıkıyor dışarıya, az soluklanmak için.

 

 

 

Onlar sizin ne demek istediğinizi anlıyorlar, çünkü bir zamanlar gençtiler.

Oysa siz onların ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorsunuz, çünkü henüz yaşlanmadınız.

Henüz, yalnız, yapayalnız kalmadınız.

Henüz bir insan sesine kalan ömrünüzü verecek duruma gelmediniz.

Henüz aç kalmadınız, çıplak kalmadınız, bir evde tek başınıza yaşamak zorunda kalmadınız.

Henüz sevdikleriniz terk etmedi sizi, henüz eşinizin, çoluk çocuğunuzun ihanetine uğramadınız.

Henüz, ölürsem kimselerin haberi olmaz, kokumdan konu komşu rahatsız olur korkusunu yaşamadınız.

Ben yaşıyorum, bakın buradayım, ey yanımdan gelip geçenler, beni görmüyor musunuz demek ihtiyacı duymadınız henüz.

Çünkü siz, sesinizi birilerine duyuracak yaştasınız ve bu ülkenin bütün yaşlılarının da seslerini birilerine duyurduğunu düşünüyorsunuz.

Siz, seslerine ses verecek kimsesi olmayanları anlayacak yaşta ve durumda değilsiniz.

 

 

 

Yaşınızın bir önemi yok, çünkü hâlâ okuyacağınız kitaplarınız var.

Yaşınızın bir önemi yok, çünkü hâlâ izleyeceğiniz film ve dizileriniz var.

Yaşınızın bir önemi yok, çünkü hâlâ uyku hariç tüm zamanlarınızı harcadığınız sosyal medya hesaplarınız var.

Yaşınızın bir önemi yok, çünkü hâlâ sevip okşayacağınız torunlarınız, bir dediğinizi iki etmeyecek oğullarınız ve kızlarınız var.

Dolasıyla siz, ucu size dokunur korkusuyla, “evde kal” dediğiniz o çaresiz insanları anlayacak durumda değilsiniz.

 

 

O “evde kal” dedikleriniz, evde kalmanın, yalnız yaşamanın, bir başına soluk alıp vermenin ne demek olduğunu biliyorlar.

Kalan ömrünü dört duvar arasında yalnız, yapayalnız geçireceğini bilenler kadar kim bilebilir ki evde kalmanın ne demek olduğunu…

 

 

Yalnızlık, duvarların bile artık seni dinlemediğini düşünmendir.

 

 

 

Onlar, yıllardır birlikte yaşadıkları duvarların bile kendilerini dinlemediğinden eminler.

 

 

Dışarı çıkıyorlarsa eğer, mavi göğün altında rahat bir nefes almak için çıkıyorlardır, kimseyi öldürmek ya da rahatsız etmek için değil…

 

 

 

 

 



YAZARLAR