Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


ESKİ TARZ BAYRAMLAR ARTIK MUTLU KILMIYOR; SAHİ SENİ MUTLU KILAN NEDİR?

Beşir İSLAMOĞLU'nun yazısı;


 

Mutluluk; sevip istediğimiz şeylere kavuşmak olarak tanımlanır kısaca. Her insanın hayattan beklentileri var; bu beklentiler karşılandığında insan sevinir ve mutlu olur. 

Toplumun sosyo-ekonomik imkanları her 10-20 yılda değişikliğe uğrar. Bir asır önce yaşayanların mutlu olduğu nesneler farklı, elli sene önce yaşayanların farklı, hatta yirmi sene önce yaşayanların farklıdır.

Bu düşünceden yola çıkarak diyebiliriz ki her dönemde insanların bayram sevinçleri de farklı olmaktadır. Yıllar önce bayramda tutulan şekerler çocukları çok sevindirirken, bugün artık şeker değil, iyi bir çikolata sevindirir.

Yıllar önce bayramlarda dost, akraba ve komşu ziyaretleri kişileri mutlu kılarken, bugün artık “bayramlarda nerelerde ve nasıl tatil yaparım” planı mutlu kılmaktadır. Dolayısıyla eski tarz bayramlar geride kaldı, artık insanları mutlu kılamamaktadır. 

Sadece bayramlar değil, neredeyse eski hayat tarzının tümü artık insanları mutlu kılmamaktadır. İnsanlar mutlu yaşamak için hep bir arayış içerisindedirler. Her bir birey, farklı iş ve imkanlardan mutlu olmaya çalışmakta, ancak bir türlü mutlu olamamaktadır. 

Esasen günümüz insanı –öncekilere göre- doyumsuz ve kanaatsiz olduğu için bir türlü tatmin ve mutlu olamamaktadır. Dünya kurulalı, insanlar 21. Asır kadar nimet ve imkanlara sahip olmadıkları halde, bir türlü mutlu olamamaktadırlar. Sanki Allah yukarıdan bu topluma şöyle sesleniyor: “Hiç bir dönemde vermediğim nimetleri size verdim. Halen şükretmesini ve memnun kalmasını bilmiyorsunuz!”

Öncelikle bilmek gerekir ki insan mutlu olmak istiyorsa, önce mutlu olmasını bilmesi lazım.  Mutlu olmasını bilmeyen kimse, nelere sahip olursa olsun, mutlu olamayacaktır. Onun için mutluluğu uzakta değil, yanı başında aramalıdır. Kanaat etmelidir; en küçük ikramlarla mutlu olmasını bilmelidir.

Yine bilmek ve farkında olmak gerekir ki gerçek mutluluk, dünya ve ahiret saadetidir. Onun içindir ki Allah’ın bize öğrettiği “Rabbena, atina fid-dünya, haseneten ve fil ahireti haseneten ve kina azaben-nar” (Rabbimiz! Bize dünyada mutluluk ver, ahirette de mutluluk ver; bizi ateşin azabından koru) dua ile her zaman Allah’tan niyazda bulunuruz.

Peki, dünya ve ahiret mutluluğuna nasıl ulaşılır, ne yapmak gerekir?

Öncelikle yardım sever olmak, elindekilerin değerini bilmek ve onları başkalarıyla paylaşarak onların mutluluğuna vesile olmak gerekir. Her insanın başkasıyla paylaşacağı mutlaka bir iyiliği vardır. Hiçbir şey yoksa kin beslemek yerine, güleryüz beslesin, tebessüm etsin! 

Kazandıklarımızla yetinmek, şükretmek ve yüreğimizle Rabbimize hamd etmek gerekir. Bilelim ki şükretmek, pozitif değerlere odaklanmamızı sağlar ve mutluluk düzeyimizi artırır. 

Acılara karşı sabretmek, dayanma gücü göstermek ve acıları azaltmak için elden geleni yaptıktan sonra Allah’a tevekkül etmek gerekir. 

İman fark etmek demektir; dolayısıyla farkındalığımızı her olayda diri tutmamız gerekir. Farkındalık, önce kendini, sonra da varlıkları tanımaktır. Kendimizi ve varlıkları tanıdığımızda fıtratı anlamış ve “büyük kadere” teslim olmuş oluruz; zira hayat, görebildiğimiz kadar güzel, hissedebildiğimiz kadar anlamlıdır.

Gerçek mutluluğun kaynağının dışımızda değil, kendi içimizde yattığını fark etmemiz lazım. Onun için kendimizle barışık olmamız, öfkemizi yutmamız, kin gütmememiz, af etmesini bilmemiz, hoşgörülü olmamız, paylaşmamız, selamlaşmamız, gülümsememiz, neşeli olmamız mutluluk için ilaçtır.

Mutlu olmak için güzel ahlaka sahip olmak, adil olmak, toplum içinde saygın bir yer edinmek, kısaca İslam’ın gereklerine uygun yaşamak gerekir.  

Görev ve sorumluluklarımızı zamanında yerine getirmek ve getirdikçe sevinmesini bilmek gerekir. Gelecekle ilgili kötümser olmamak, daha çok iyimser olmak lazım.

Yardım sever olmak, akraba ve arkadaşlarımıza değer vermek, onları sormak, yardıma ihtiyaçları olduğunda –iyi günde, zor günde- yanlarında olmak gerekir. Bütün canlıları, doğayı sevmek ve onlara merhametle yaklaşmak gerekir. Bilinmelidir ki kendi çıkarlarını gözetmeden insanlara, hayvanlara doğaya yardımcı olanlar, asıl kendilerine iyilik yapmış olurlar.  

Boş zamanlarımızı bile hayra vesile olacak güzel ve kaliteli şeylerle geçirmek, ağaç dikmek ve çevreyi yeşillendirmek, hep tüketici olmaktan çok üretici olmaya ve kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya çalışmamız gerekir; zira İyi bir iş ve iyi bir meslek mutluluk kaynağı olur. 

Özgüven sahibi ve uyumlu olmak, her şeyden şikayetçi olmamak, gelişime ve öğrenmeye önem vermek, sağlıklı kalmaya çalışmak mutluluğu artıran değerlerdir.

Kısaca belirtilen bu değerler mutluluğun kaynağı iken, mutluluğu -sadece seküler tatmin, çokluk, lüks hayat, konforlu tatiller, leziz yemek ve içecekler, gereksiz tüketimler/israflar gibi- başka kriterlerde aramak aldanmışlıktır, seraptır, beyhude bir çabadır. 

Özetle belirtelim ki dünya ve ahiret mutluluğunun kaynağı kişinin kendisidir. Yani imanıdır, güvenidir, kanaatidir ve tevekkülüdür. Kişi Allah’ın rab olduğuna inanıyorsa, güveniyorsa, kanaat edip tevekkül ediyorsa, “var olanla” mutlu olması gerekir. Değilse (psikolojik-nörolojik sorunlar hariç) gereği gibi iman etmemiş ve Allah’a güvenmemiş demektir. 

Bir örnek üzerinden mevzuyu noktalayalım.

Bayramda bir hayvan kestirip Allah’a kurban sunan kişi, yüzde doksanını gerçek ihtiyaç sahiplerine dağıttığında mutlu oluyorsa, gerçek mutluluğu yakalamıştır. “Kanı dışarı, eti içeri” mantığıyla hareket edip sadece yüzde onunu dağıtıp, gerisini kavurma ve ızgara yaptığında mutlu oluyorsa, o sadece kendini aldatarak tatmin etmiştir ve bu mutluluk sadece bir seraptır, yanılmadır.

Rabbimden, bizleri iki dünyada mutlu (salih) kılacak eylemler nasip etmesini ve herkesin Allah’ın rızasına uygun bir BAYRAM geçirmesini niyaz ederim.

Selam ve muhabbetlerimle…

 



YAZARLAR