Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mesut AYDIN


Emrini Al Emrine Allah’ım

Yazarımız Mesut Aydın'ın, Özgün İrade Dergisi 2020 Eylül (197.) Sayısında yayımlanan yazısı...


“Halbuki Allah’ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (1)

Hayali bile korkunç olan bir senaryo geldi aklıma. Bir sabah uyandığımda her şeyin bir saat sonra duracağını, kontrolün tamamının kainatın biricik varlığı olan insana devredileceğini, bundan böyle insan emretmeden, talimat vermeden ve kumandaya basmadan artık hiçbir şeyin hareket etmeyeceğini öğrendim. Bu cidden müthiş bir şeydi. Bir an bütün kâinatın patronu hissettim kendimi.

Sadece bir günde bana hizmet edenlerin hizmet etmesi için talimat yani emretme yetkisi bana verildi. Her şeyi harekete geçirmek artık benim elimdeydi.

Sevincimden yerinden fırlayıp bana tahsis edilen şarjı bitmez telefonumu ve kumandamı elime aldım. Artık kâinatı ben yönetecektim. Ama sadece ben değildim böyle olan, her insan artık benim gibi olacaktı. Bunu düşününce aklıma karalar çöktü. Tabi biraz sonra zihnimi kurcalayan ardı arkası kesilmez bin türlü sorular dizilip durdu. Öyle ya benim yaşamam için, benim haberim olmadan kurulan düzenin tamamı duracaktı. Dakikalar yaklaştıkça telaşım ve çaresizliğim artmaya başladı.Baktım ki sorulara bile yetişemiyorum. Ama yapacak bir şey yok. Aksi halde hayat duracak ve bütün alem birbirine girecekti.

İşin başı benim yaratılmamdan geçiyor. Daha yaratılmadan bir dünya kurulması lazım. Yaratılmam için yüz binlerce etkenin bir araya gelmesi lazım. Annemin karnında kimin bana nasıl hizmet etmeleri gerektiğini ayarlamam lazım. Doğunca beni henüz tanımayan bir kadının göğsüne benim için dünyanın en muhteşem gıdasını hazırlamasını, hem de bana karşı gönlünü sevgi, ve merhametle doldurmasını emretmem lazım. Bütün bunları daha yokken var olmak için yapmam lazım.

Neyse onları benim için yapan yapmış. Ben güçsüzken her şeyi benim için ayarlamış kabul ederek, güçlü olduğum, vücudum kuvvetli, aklımın zirvesinde ve duygularımın en coşkun olduğu anları yaşadığımda, bir de bunca teknoloji alet hizmetime verildiği anda bu hizmetkârların emir ve komutası bana verildi. Ben sadece emredecektim bütün vazifem bu.

Ama bir gerçek var, emredeceğim her varlık, benim varlık sebebim. Onlardan biri veya bir kaçı ihmal edilirse yaşamam mümkün değil. Bir patron edasıyla oturdum koltuğuma. Aldım kumandayı ve cep telefonunu elime başladım talimat vermeye. Daha ilk dakikada çıldıracak gibiydim. Çünkü, Bana hizmet eden o kadar hizmetçi var ki, ne isimlerini, ne nerede olduklarını, ne iş yaptıklarını, bu yaptıklarının benim hayatım için ne ifade ettiğini, hangisinin yaptığının benim için çok öneli olduğunu, hangisinden başlamam gerektiğini bile bilmiyordum. Baktım ki nelere, nasıl, nerede, ne zaman ve ne kadar talimat bile vereceğimi bilmiyorum. Sadece vücudumda 100 trilyon hücreye ayrı ayrı talimat vermem lazımdı.

Güneşin ısısını hazırlamamız değil sadece hareket ettireceğiz. İki ateşi birleştirip su yapmayacağız. Sadece suya emredeceğiz. Kainatın işleyişinde küçücük bir aksama olsa bütün kozmos kaosa dönecek. Düşününce dehşete düştüm. Önümde milyonlarca tuş var bir dakikada hepsine basmam gerekiyor. Güneşe talimat vermem lazım. Geceye gündüze talimat vermem lazım, mideme talimat vermem lazım, kalbime talimat vermeme lazım, dilime gözüme kulağıma talimat vermem lazım. Elime ayağıma, damarlarıma, burnuma beynime talimat vermem lazım. Alyuvarlara, akyuvarlara, böbreğe, ciğere talimat vermem lazım, kalbime sakın durma diye talimat vermem lazım.

Sadece kendi vücuduma bile talimat vermekten aciz olunca, diğer varlıklara yetişemeyeceğimi anlayıp, bütün insanları çağırıyorum yardıma. Ama nafile şuradaki bir böceğin hala benim için ne ifade ettiğini onlarda bilmiyor. Allah’ım bu kâinat fabrikasında ben ne yapacağım. Bu fabrikanın tabiri caiz ise patronu olan ben, işçilerimi tanımıyorum. Kimin ne yapması gerektiğini bilmiyorum.Dahası bunların hiçbirine ücrette vermiyorum.

Ey zavallı insan üç beş insana talimat verince kendini bir şey zanneden, onları bile yönetmekten aciz olan insan, sen sana hizmet edecek olanlara emretmeye bile güç yetiremiyorsun. Sen kimsin.

Uykuma talimat veremedim çünkü uyuyacak vakit yok. uyuduğumda hayatımı ayakta tutan binlerce talimatı verememiş olacağımdan bir daha uyanamayacaktım.

Bütün bunları değil de, sadece bir tek şey bize bırakılsaydı ne yapardık acaba. Mesela; güneş, ay, yıldızlar, gece, gündüzden biri bize bırakılsaydı ne yapardık? Daha küçük şeylerin yönetimi bize bırakılsaydı ne yapardık?

Bütün bunları yaratan, yaşatan ve yöneten kainatın sahibinin ilmini, kudretini ve büyüklüğünü bir daha kavramaya çalışarak Allahuekber deyip secdeye kapandım.

Allah’ım emrini al emrine, yoksa çıldırmak üzereyim. Allah, emrini emrine alınca yaşamaya başladım. Elhamdülillah. Ya bu kadar acizken Allah’ın emrinin yanında ne cesaretle emirler verir hayatını yaşanmaz kılar ki insan.

Şimdi bütün bunları yaratanın nasıl yaptığını yine ondan dinleyelim:“Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emretmekte ona aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir” (2)

Yaratmakta emretmekte ona aittir” cümlesini sen şakamı zannediyorsun?

Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitaptadır. ” (3) ayetini şakamı zannediyorsun?

O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’ın üzerine istivâ edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler ancak O’na döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.”(4) ayetlerini şakamı zannediyorsun?

“Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.” (5) Allah’ın bu ilmini şakamı zannediyorsun? İki damla mürekkeple bir kitap yazan sen, bu ayette anlatılan ilmi ne zannediyorsun. Bu ilim ve kudret sahibini bırakıp hayatı kime danışarak yaşıyorsun.

Bize hizmetkâr olan nimetleri saymaya kalkışsak sayamayız. Peki ya sen, sana lazım olanları elde etmek için ne emek verdin? Bütün bunları yapan Rabbine teşekkür bile etmezsen, her şeyi sana boyun eğdirenin önünde boyun eğmezsen, hangi gök seni gölgelendirir. Hangi yer seni üzerinde taşır.Hangi cennet seni kabul eder.l

NOTLAR

1-(Nahl/18)

2-(Araf/54)

3-(Hud/6)                    

4-(Hadid/4-6)

5-(Lokman/27)



YAZARLAR