Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


EMEKLİ DARBECİLER

Ömer Naci Yılmaz 'ın yeni yazısı;


Emekli olmuşlar, kimse adam yerine koymayınca, yengelerimiz takmayınca, çocukları sizin devirleriniz geçti dedikçe seçilmiş hükümete ve millete ayar vermeye kalkıyorlar. Hiç mi utanmıyorsunuz? Bu devlet ve millet sizin emir eriniz midir? Canınız sıkıldıkça devlete ve millete ayar vermeye kalkıp televizyonlar peşinizde koşsun mu istiyorsunuz? Evinizde bulamadığınız saygınlığı malum medyada mı arıyorsunuz? Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın diyen İttihatçı alçaklardan ne farkınız var? Kenan Evren’in 15 kişi ile kaldırılan cenazesinden hiç mi ibret almadınız? Siz ölmeyecek misiniz?

Hani küfredemiyorum ya bir gün bu tılsımı bozacak olsam önce İttihatçılardan başlarım, işbirlikçi aymaz Müslümanları da ayırmam, peşine aynı zihniyetin sahiplerini sıraya koyardım. Ama yapamam, bu alçaklardan dolayı ağzımızı bozamayız, bozmamalıyız. Gerçi Tilki hepimizin yerine o işi hallediyor da biz yine de nezaketimizi muhafaza edelim.

Bunların ne cins mal olduğunu çok iyi bilen rahmetli Abdurrahim Karakoç geçmiş ve gelecek olan tüm darbe heveslilerine toptan giydirmişti:

“Gölgelikte uyuklayan miskin at,

Arpa dolu torba görür rüyada,

İtibarı sarsılmış bir gavat,

Yatar kalkar darbe görür rüyada.”

Vazife yaptığınız müddetçe yüce değerlerimizin tamamına düşmanlık ettiniz. Üzerinize vazife olmayan her işe burnunuzu soktunuz. Emekli oldunuz; ama huyunuzdan asla vazgeçmediniz. Montrö Anlaşmasından size ne? Türkiye’nin zayıf yıllarında yapılmış bir sözleşme, düne göre bugün Türkiye’nin daha da lehine olacak şekilde yeniden düzenlense kutsal sözleşme sayıp karşı mı çıkacaksınız? Bir gün yeni ve güçlü Türkiye, Mustafa Kemal’in Misak-ı Milli diye belirlediği sınırlar, benim gerçek sınırlarımdır deyip bugün dışarıda kalan o toprakları vatan topraklarına katsa, karşı mı çıkacaksınız? Her halde siz Mustafa Kemal’in yanında olsaydınız “Paşam ne işimiz var oralarda, boş verin, buralar bize yeter.” mi diyecektiniz. Fransa, 1936 yılında Suriye’ye bağımsızlık verdi ve Suriye’den çekileceğini ilan etti. Suriye: “İskenderun Sancağı (Hatay) Suriye’ye bağlanmalıdır.” diye diretti. Mustafa Kemal Paşa: “…bana çizmelerimi giydirmeyin!” diyerek gerekli cevabı verdi. (Naim Babüroğlu, Gerçek Gündem, Atatürk’ün şahsi davası Hatay-1, 23 Temmuz 2018) Yine siz Mustafa Kemal’in yanında olsaydınız “Ya Paşam çoğunluğu Arap olan o insanlar için Fransa’yı karşımıza almaya değmez.” mi diyecektiniz? Öyle anlaşılıyor ki siz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da devletin ve milletin yanında olmamak için ne gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmeyeceksiniz.

İngiliz’e asla düşman olmadınız, hedefinize Osmanlıyı koyup kininizi akıttınız. Fransa zalimine düşmanlık yapmadınız, milletin seçilmiş iktidarına düşman kesildiniz. Menderes’e duyduğunuz öfkeyi Yunan’a bile duymadınız. Rahmetli Erbakan hocamıza İsrailli ağabeylerinizin hatırına Başbakanlığı zehir ettiniz. Bin yıl sürecek 28 Şubat 1997 darbesini yaptınız, beşinci yılında havlu attınız. Hırs, kin ve hasetlik girdabında debelenip durdunuz, milletin adamı Reis’imize düşman kesildiniz. Milletimizin ve devletimizin lehine olan her şeyden rahatsız oldunuz. Ağabeylerini adına inisiyatif alıp bildiri yayınladınız. Size sormak isterim. Siz hep Müslümanların iktidarına karşı bildiri yayınlamak zorunda mısınız? Sizin İttihatçı zihniyetinizin ülke yönetiminde olduğu zamanlarda bildiri yayınlamak yerine balık mı tutuyordunuz?...

Türkiye’m büyüdükçe, ilerledikçe, güçlendikçe, savunma sanayinde bağımlılıktan kurtuldukça dışarıdakilerden çok içerdeki işbirlikçiler zorlanıyor. Ülkemizin hızını kesmek için ellerinden geleni artlarına bırakmadılar. Bu tiplerle her zaman ve her yerde karşılaşmak mümkündür. İşte size hayvanlar âleminde ibretlik bir hikâye. Kaplumbağaya sormuşlar:

“Karşı köye ne kadar zamanda gidersin?” Kaplumbağa cevap vermiş: “Yağmuru, çamuru, rüzgârı, inişleri, yokuşları hesap ettim... Üç günlük yol ama ben altı günde giderim...” Altı gün geçmiş...  Ama kaplumbağa karşı köye gelememiş. Aramışlar taramışlar, yolun yarısında bulmuşlar kaplumbağayı... “Hayrola?” demişler... “Üç günlük yolu altı günde bile gelemedin?..” Kaplumbağa cevap vermiş: “Sormayın arkadaş!.. Yağmuru, çamuru, inişi, yokuşu hesap ettim de, memleketin itlerini hesap edemedim... Ne zaman hızla ilerlemeye başlasam tutup ters çevirdiler...”

Siz kimsiniz ya bu işleri bırakınız. Bakınız ahınız gitti vahınız kaldı. Gelin âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olun. Sizin paranız pulunuz vardır, Hacca gidin, Umreye gidin, yetimleri sevindirin, Afrika’da insanlar susuzluktan kırılıyor, su kuyuları açtırın. İnsanımızın ve insanlığın refahına çalışan sivil toplum örgütlerinin, yardım kuruluşlarının gönüllüsü olun. Akçeli yönetim kurulu üyeliklerini boş verin. İnsanlık adına güzel işler yapın.

Büyük Türk milletinin ve onun devletinin yanında olmayıp düşmanlarının ağzıyla konuşanlar zalimlerin ta kendileridir. Ve zalimlerin akıbeti bellidir: “Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.” (26/ Şuara, 227)

 



YAZARLAR