Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


EGOYLA(NEFSİMİZLE) OLAN İMTİHANIMIZ

Yazarımız Azizi Darıcı'nın "yeni" yazısı...


Ego, fertlerde dış dünyanın gerçekleri ve iç dünyanın haz arayışı arasında dengeyi sağlayan yapıdır. İnsanın öz saygısının oluşturduğu iç dünyasıdır. İslam alimleri tarafından "nefs" olarak adlandırılmaktadır. Ruha meylettiğinde imana, iyiliğe, erdeme, ahlaka temel teşkil ettiğini; dolayısıyla kişide saygınlık oluşturmaktadır. Bu dünya ile öteki dünya arasında dengeli bir yürüyüşü sağlayan dengeli bir yapıya ulaşmaktadır. Nefs, kötülüğe meylettiğinde ise kendi saygınlığı kaybetmekte ve kişide oluşturması beklenen dengenin, kişinin iç dünyasında haz arayışına doğru kaymaktadır.

Kutsal olan, ruh dünyasıyla bağlantılıdır, Nefs dünyasıyla değil. Yekpare ve saftır o; Ruh'un ışığından yoksun kalmış nefs ve zihin dünyalarını karakterize eden karanlık dehlizlerde insanı başıboş dolaştırmak yerine, aydınlık saçar ve bütünler. Kutsal olan, başka bir nedenle değil, sadece Allah'tan geldiği için, 'biz' olan her şeyi ister bizden. Hayatı kutsallaştırmak ve kutsala ulaşmak için, kutsal bir sanat eseri gibi kendimiz kutsal olmalıyız... İşte, böyle bir sanat eseri olabilmesi için, yeniden 'kendi'si olabilmesi için, insan tümüyle Ruh'un buyruklarına, kutsala teslim olmalı ve kendini adamalıdır. Yalnızca kutsal olandır ki insana, gerçek doğasını gizleyen, aslî ve İlâhî yapıdaki doğasını (Kur'ân'da anılan 'fıtrat) unutmasına yol açan örtüyü üzerinden sıyırıp atma imkânı verir. Ve nefsten değil, yalnızca Ruh'tan gelen Kutsal'dır ki, ahlâkın, geleneksel anlamıyla estetiğin, metafizik doktrinin ve bu doktrini gerçekleştirme yönteminin kaynağı olabilir. Nefs büyüleyici ve çekici görünebilir. Ama kendi içinde her zaman, şekilsiz, geçici ve parçalı etkilenimlerle dolu bir şeydir. Kalıcı ve bütün olan, sadece ve sadece ruhî ve kutsal olandır...(1)

İnsanlığın şuan ki halini anlamak için, ego(nefs) ile olan ilişkisini anlamlandırmak gerekmektedir. Dünyada "ego savaşı" hüküm sürmektedir desek abartmış olmayız sanırım. Bu ego(nefs) savaşı, kötülüğün bertaraf edilmesi için yapılmış ve ruha endekslenerek sürdürülen bir mücadele değildir. Allah rızası için samimi bir niyetle hakkın-hukukun-adaletin tesisi için kalkışılmış bir başkaldırı da değildir. İslam coğrafyasında bireysel ve yerel ölçekte anlamı olan bazı mücadele örnekleri dışında, kendi içinde bile zaafiyetlerin ürünü olan bir çok ego mücadelesi yatmaktadır. O zamanda kutsal olan bağ, kutsal olanla ifade bulması gereken hakikatin kendisi, kişinin kendisiyle bütünleştirdiği egoyu ve onun tezahürü olan mekanların aracı  haline gelmektedir. Kutsallığın yetimi, değerlerin hayatla bulaşmasına engel teşkil ettiğinden; hakikatin çekim alanından uzaklaşan egodan türeyen bir sürü kişisel değerler ortaya çıkmaktadır. İster bireysel ister toplumsal olarak çıkan bu değerlerin kutsallaştırılması ise İslam'ın hayatla bulaşma imkanını zedelemektedir.

Bütünlükten kopan her parçanın bir anlamının olması, bütünlüğün anlamına tekabül etmemektedir. İslam coğrafyası bu bütüncül anlamını kaybetmiştir. O yüzden diğer toplumlar üzerinde, yeni nesiller üzerinde bir itibar yetimi yaşamaktayız. İslam tarihi birçok samimi mücadeleyle başlayan ama  daha sonlarında kendi aralarında başlayan iç çekişmelerin, egoların doyumu için süre gelen mücadelenin, ayetle ifadesi bulan "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider..." gerçeğini  ortaya çıkarmaktadır.

Modernizmin baskıcı hayat tarzının egoyu kutsal olandan koparmaktaki etkisini görmezden gelemeyiz. Sadece kendisi veya kendi ekseni etrafına yoğunlaşan bir egodan, İslam coğrafyasını kuşatacak bir açılım beklenemez. Dilde ve söylemde anlamı olan ama hayatta bir karşılığı olmayan nice gerçeklerimizle yüzleşmek zorundayız.

Kendi egomuzu(nefsimizi),  ilahi(kutsal) olanın bütüncül bakış açısıyla terbiye etmek zorundayız. Sadece kendimize değil, tüm insanlığa hayrı olan bir niyeti somutlaştırmalıyız. Yukarıda vermiş olduğumuz  ayetin devamında "... Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir." ayetin hikmetini; verilmesi gereken yerde fedakarlık, gösterilmesi gereken yerde cesaret, yapılması gereken yerde adalet, söylenmesi gereken yerde doğru şahitlik, haykırılması gereken yerde hakikatle desteklemeliyiz. Yoksa egomuz-nefsimiz, zamanın gerçekliğine dönüşmüş güç ve iktidar savaşının meyvesi olan makam ve mevki sınavı ile bizi bitirecektir. Buna çözüm olarak kutsal olanın suyuyla egomuza-nefsimize bir abdest aldıralım. Kıblemizi şaşırmadan, İlahi Zat'a olan secdeyi uzatalım....Vesselam.

 

1- Seyyid Hüseyin Nasr- İslâm ve Modern İnsanın Çıkmazı

2- Enfâl Suresi 46. Ayet

 



YAZARLAR