Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Aziz DARICI


DÜŞÜNCENİN HAKKI- KALIP YARGILARIMIZ ASIL OLAN VARLIĞIMIZ

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


İnsan yapıp ettiklerine kattığı anlam kadar hayatta iddia sahibidir. Bu iddiasıyla kendisini geleceğe taşımaktadır. İnsanın en büyük iddialarından biri olan “Düşünüyorum o halde varım” varsayımıdır. Lakin düşüncenin hakkını vermiş olmasına karşın varolmanın hakkını verebilmiş midir?. Varolmanın temeline dair ciddi soruları gündeme taşımaktan ziyade, aklını dünyada olanşeylerin yapıp-edilenlerin içine kendisini hapsetmiş görünmektedir. Bu dünyayı aşamayan bir düşünce; bu dünyayı bize anlatacak olan bir dile ne kadar baskı yapsa da kullandığı kavramların çerçevesini aşamamanın çaresizliğini yaşayacaktır. Ötelerden bir dile selamı yollamayanın kulağını kabartması neye tekabül edecektir…

Düşünce, varlık dünyasında yürümenin adıdır. Elbet salt yolun kendisi değildir. Öyle olmuş olsaydı, başkasının düşüncesi ile bizim düşüncemizin farklılığı anlam bulmazdı. Varlık, hakikat temelinden kendisini ifade eder. Allah’ın ezeli ilmin tecellisi olan varlık alemi kendi lisanıyla insanı kendi dünyasına buyur ederek; farkındalık içinde anlaşılmaya, yorumlamaya, değerlendirmeye kendisini bırakıverir. İnsana düşen; onu anlatırken hakikatine(varlığına-fıtratına) sahip çıkarak anlam vermesidir. Her yanlış anlatım, anlamsız vurgu, gereksiz yorum ona yapılan zulmün göstergesidir. Artık bunca zulmü kaldıramayacağını haykıran varlık alemi, mazlum halle düşmenin de neticesinde geriye çekilerek; varlığın sahibinin(Allah) dili ile dile gelen sünnetullah; “Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer dönerseniz Biz de döneriz.”(İsra suresi 8. Ayeti) ayetinde geçen düsturu devreye sokmaktadır. Sonuçta ne mi oluyor? Ayetin devamındadır. Merak edene…

Düşünmekten devam edelim. Farklı düşünmek elbette suç değildir. Ama düşünmenin bir sistematiğinin, bir disiplininin olması, mantıksal çerçevede tutarlı olması, bilginin ve tecrübenin ürünü olması gibi argümanlarla desteklenmesi, değer taşıması, vicdanda ve akılda anlam üretmesi; kişinin kendisinden zuhur edecek yargılarına yardımcı olacaktır. Kişinin, bir şey konusunda olumlu ya da olumsuz düşünce söylemesi(yargısı) bir keyfiyete göre değil de; insana verilen en büyük nimet olan aklın hakkını verecek bir iradeyle, iradenin ürünü olan aklıselim düşünmeyle, düşünmenin çıktısı olan ilmi bir çerçeveyle sunması insana daha çok yakışacaktır. Bunu başara bilmek için de bazen toplumsal gerçeklikten(zamanın gerçekliği-konjonktürel de diye bilirsiniz) uzaklaşmak, bazen de kalabalıklar içinde kendi benliğini kaybetmeden şahsiyetli olarak kalabilmek, kalabildiği ölçüde duruş sergilemekle olmaktadır. Bazen sessizliğin insanı aldığı yerde, bazen özgülüğün koklandığı yüksek doruklarda,  bazen de derin’liğin en dibinde Hz. Yusuf gibi zifiri bir kuyuda... Önemli olan düşüncenin hakkını vermektir... Düşünebilmektir.

Duruş ve şahsiyet sahibi olmak burada önemli. Bizi varlığın kaderine  ortak eden de bu duruştur. Müslümanım demek aslında asıl ve asil duruş sahibiyim demektir. Başkasına benzemem, ben varım demektir.  Bunun tersi olan bulunduğu ortama göre kalıba giren bir kişiliğin, özgür ve irade sahibi olduğunu, duruş ve şahsiyet timsali varsayımı hezeyanlara buyur demektir. Kişi kendi varlığının özüne vakıf olmadan, biricikliğinin farkına varmadan, kendi değerine olan saygınlığı fark etmeden, düşüncenin ve fikriyatın hakkını vermeden girdiği her ortam insan için bir “varolma” alanı değil; kendi değerlerini, varlığını bulunduğu ortamın değerlerinde(yargılarında);  Edmund Husserl’in ifadesiyle “Paranteze alma” işlevine götürür. Bunun iyiliği-kötülüğü meselesi insanın yine bilinçli tercihlerine dayalı yargısıyla ölçülmektedir. Ortamların öz’güllüğü-öz’günlüğü bu yargılara verilen cevaplar çerçevesinde değer kazanır ya da zaten değerlidir.

Kişi bulunduğu ortamda varlığını, fikirlerini, duygularını konuşturuyorsa o ortamlar insanı bir adım öteye taşıyacaktır. Farklılıkların-farkındalığı diliyle konuşuyorsa anlaşılır. Gelenekselciliği aşıyor, tekrara düşmüyor, kalıp yargının dışına çıkıyorsa heyecan yaratır. Kalıba sığan değil kalıpları yıkıyorsa fark yaratacaktır. Kalıplaşmış yargıları yapı sökümüne uğratıyorsa düşünmenin-bilginin hakkını verecektir. Asıl olan varlığına saygı da buradan gelmektedir.

Kalıp yargı, toplumun belirli bir kesiminde kabul gören ve değiştirilmesi zor olan bir düşünce sistemi olduğunu biliyoruz.  Hakkında yorum yapılan, değerlendirme ve yorum yapılan  konu için tek bir düşünce geçerliliğini savunur. Konuya, olaylara, hayata dair diğer düşünceler kesinlikle kabul edilemez şeklindeki tavrın ifadesidir. Kişinin kendinden(bakış açısına göre) hayata bakışta bir sorun olmadığı belirtelim. Bu her kişinin hakkı. Ama bu hak diğer ortamdaki insanların da hakkı görülüyorsa anlamlıdır. İşte buda varolma bilincine, dahası varlığın kendini ifade ediş biçimlerine saygı demektir.

Kalıp yargıların bizdeki tezahürü örgütlenme biçiminde görülmektedir. İslam coğrafyası kalıp yargıların esiri olan düşünme biçiminden dolayı farklılıkları ve zenginlikleri görememenin şaşkınlığını yaşamaktadır. Çoğu yapılarımız kendi ortamına aldığı bireyin psikolojik ve sosyolojik tahlilini yapmadan içeri buyur etmekte ama kişiliğini dışarda bırakmasını istemektedir. Oysa kişi ve kişilik(kimlik) bir bütündür ve parçalamaz. Mizacı ona eşlik eder. Bu olumlu manada anlam bulduğu ortama anlam katar. Yok sayıldığı, törpülendiği ortamda yoksunluğu yaşayacaktır.

Şunu vurgulamak lazım. İnsandan rücu eden kötülüğe atıf yapmak kişiliği(varlığını) yok saymaya değil; davranışını düzeltmeye yönelik doğru tespite dayanmalıdır. Zaten kamil olmaya doğru akış kötülükleri fark ederek kendinden uzaklaştırmaktır. Yoksa kendini(varlığını) yok saymak değildir.

Kalıp yargılar, kalıp şablonlar savunmacıdır. Asıl motivasyonu muhafazarlık üretir. Oysa hayatın değişim talebi yenilenmeyi, değişimi, insanın kendisini aşma niyetini ortaya katmasını bekler. Müslüman şahsiyet bu çağrıya kulak veren ve hakikat yolunda; niyet ve eylemlerinde adaleti, ahlakı, erdemliliği, dürüstlüğü konuşturarak cevap verendir.

Bunun için de düşünmenin, ilimin hakkını vererek kalıp yargıları yıkarak ve asıl olan kalıp yargıları kapı dışarı etmektir. Yoksa muhafazakarlar ve kalıp yargıların gönüllü temsilcileri için en kolay yol olan yeni fikirleri dışarıda bekletmek değil. Bekletseniz ne olacak... Su akar yolunu bulur Efendim… Vesselam.  

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR