Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet Ali BİLİCİ


Düşmanın Karakterini Almak

Mehmet Ali Bilici'nin yazısı;


 

Düşman denilen karşı güç, genelde sınır tanımaz olarak davranır, hele de bu Allah’a ve müminlere düşmansa! Olabildiğince caydırıcı (insaftan yoksun) ve acımasız bir yöntem izler. İddia ettikleri inanç ve etiğin kendilerince de çokça sorgulanır olduğu bir savaş tarzı uygularlar. Ancak zorbaların yaptıklarını haklılaştırma ve meşrulaştırması da hep normal gibi olagelmiştir, yanlarına her zaman aldıkları din adamları ve toplumlarının itibar etti(rdi)kleri kesimler sayesinde.

Sorun, böylesi bir düşmana karşı nasıl savaşılabileceğidir.

Çünkü o acımasız ve sınır tanımazdır. Ona karşı acımasız ve sınır tanımaz aynı tarzla mı karşılık verilmelidir?

Düşmanın yaptıklarına aynısıyla karşılık vermek, kendi mantığı içinde tutarlı gibi görülebilir veya aynı anlamda haklı olabilir.

Neticede karşılık verme hakkı insana görünür bir meşru müdafaa hakkı tanıyor.

Öyle midir?

Bir an için öyle kabul edelim.

Düşmanın savaşı ahlaki olmayan tarzdadır. O sadece silahla karşılık veren/silaha sarılmış erkeklerimize değil, yaşlı, kadın ve çocuklarımıza da saldırır. O sadece silahlı bölge ve hedeflere değil, sivil bölgelere, hatta hastahane ve okullarımıza da saldırır. Çocuklarımızı öldürmekten ve kadınlarımıza hayasızca tecavüzden çekinmez. Bu saldırılar elbette bize acı verecektir. Acının da bir tahmmül sınırı var veya her birimizdeki etkisi aynı olmayacaktır.

Belki önce fevri ve tekil olarak aynıyla karşılık verilecek, sürenin uzamasıyla olayların kahredici dayanılmazlığı halinde, bizimkiler de giderek düşmanın tarzını onlara uygulayacaklardır. Kendilerince haklı buldukları bir mantıkları da vardır; düşman başka dilden anlamamaktadır, düşman bize acımazken, biz mi ona acıyacakmışız, bu bir savaş, savaş bazı şeyleri meşrulaştırır, öldürülenlerimiz, çocuklarımız ve tecavüze uğramış bacılarımız adına öçleri alınacaktır...

Böylesi bir gelişme hayırlı değildir, ahlaki hiç değildir.

Müslümanların uğrunda savaştıkları ve (yerince) her şeyi göze aldıkları onur ve ahlaktır. Ancak bu kirli savaşta ne onurdan ve ne de ahlaktan artık bahsedilemez. O halde bu savaşa bir onur ve ahlak savaşı denilemeyeceğine göre, bu artık karşılıklı kirli bir savaştır. Ahlaki savunusu olan onurlu taraf için bu sonun başlangıcıdır. Sürüklenilen hal düşmanla aynılaşma, düşmanın karakterini kazanmaktır.

Bu ise bu savaşın kaybı, bu savaşın düşmanca kazanılmış olması demektir.

Aliya’nın deyimiyle ‘Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitaba uyacağız.’

Bize küfreden birine, bu küfür eyleminin etkisiyle, ona küfürle karşılık verildiğinde, bu bir küfürleşme olur. Evet, küfreden, küfretmekle çirkin bir davranışta bulunmuştur. Ancak ona verilen karşılığın iyi bir karşılık olduğu söylenemez; küfre küfürle karşılık verilmiştir…

Burada da aynı mantık geçerli; o bana küfretti, ben de onun için aynıyla (veya misliyle) karşılık verdim. Küfredene misliyle karşılık, küfredenin küfretmesini sürdürmesi halinde iş iyice çirkinleşir. Çünkü bu süreçte küfürler ağırlaşır ve dozunu arttırır. Sınır tanımaz bir hale gelir. Karakteri küfretmeye yatkın veya örtüşür olan birinin küfretmesi anlaşılır bir şeydir. Ancak onurlu ve ahlaklı bir insanın böylesi çirkin bir karaktere misliyle bulaşması çok da anlaşılır (veya kabul edilir) değildir. Çünkü bu küfürleşmenin kaybedeni ahlak adına davrandığını söyleyen taraftır. Burada, gerekçesi ne olursa olsun, artık ahlaktan bahsedilemeyeceği açıktır.

Bir fahişenin birisine fahişe demesi, onun fahişe karakterine uygun bir davranıştır. Ancak bu söze muhatap kalmış iffetli birinin o fahişeye ‘fahişe’ diye karşılık vermesi, fahişe olana bir zede değildir, aksine, bu iffetli olanın iffetine bir züldür.

Karakterler aynılaşınca, bunlar arasında ayırım yapmak, ya da adalet ve hakkın hangi tarafta olduğunu kestirmek zor, hatta aşırı güvensizlik sorunu nedeniyle imkansızdır.

Düşman bize merhamet etmeyecektir, ama bu tarz bizim merhametimizin bitmesinin sebebi olmamalıdır, ta ki uğrunda savaşacağımız, uğrunda ölebileceğimiz doğru değerlerin yaşatılması mümkün olsun, bizi görenlere ve bizden sonrakilere güzel bir yol örnekliği olsun. Tavrımız Habil’in Kabil’e verdiği karşılık gibi olsun; Andolsun! Beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim.” (Maide; 5/28)

Kirlilik, kirliliği giderici olan bir temizleyici madde (sabun, deterjan) ile giderilebilir. Kirlilik başka bir kirlilikle giderilemez. Aksine yoğunlaşıp artar. Ahlaki bir eylem ahlaki olmak zorundadır. Kirlilik ihtiva etmez-edemez. İfsadi bir karakter ise özünde yıkıcıdır. Islah olmaz bir özelliğe sahiptir. Nasıl ki ifsattan ıslah edici bir davranış-tutum beklenemezse, ahlak savunucusu bireylerden de kötü ve kirli davranış sadır olmamalıdır.

Yoksa kirliliği gidermek yerine kirlenmiş olunur.

 

 



YAZARLAR