Nevzat KAYA


DÜNYA İNSANLIĞINA BİZİM BİR MEDENİYET BORCUMUZ VAR!

Yazarımız Nevzat Kaya´nıb "yeni" yazısı...


Kader, isteyene yol gösterir derler. İstemeyeni ise peşinden sürükler. Allah´ın takdiri herşeyin üzerindedir. Ezelde takdir edilmiş bir kararın önüne hiç kimse geçemez. O halde olay sadece bizim kendi ellerimizle ortaya koyacağımız bir gayretin hakedişiyle alakalıdır.

Şayet ortada bir gayret ve çaba yoksa, iş artık bizi ortadan kaldıracak, yerimize bu gayret ve çabayı bihakkın gösterecek bir topluluğun iş başına getirilmesi ile alakalı bir Sünnetullah´tadır. Yoksa Allah´ın takdir ettiğini kesrete uğratacak hiç bir güç yoktur.

Mesele sadece bunun ertelenmesi ya da öne alınması ile alakalı Levh-i Mahfuz´daki bir sırdır. Biz ise bunu bilemeyiz ve buna dair bize çok az bir ilim verilmiştir.

Tarihten çekilmiş ve artık tarih dışı ilan edilmiş bir topluluğun, yeniden tarih yazacağı günlere dönmesi, beraberinde büyük sancılara gebe olan büyük bedeller ödemeyi de gerektirir. Yoksa salt demogoji, popülizm veya hamaset yapmak, bizi gitgide gerçeklere karşı körleştirir.

Halen tarihin bize verdiği mirası tüketmekle iktifa ediyoruz. Bizi tekrar tarihe döndürecek, kaldığımız yere tekrar ayak basacak bir yürüyüşün temelleri için, hayatın tüm alanlarında bir bilinç inşa etmek, 21.Yüzyıl insanlığını karanlıklardan aydınlığa çıkaracak devrimin en büyük çakıl taşları olacaktır.

Yüzyıl önce bize giydirilen dar gömlekle hesaplaşacak bir akademiyi, düşünseli, entelektüelizmi ortaya koyacak bir amacın ve gayretin içinde olmak, kendisini insanlığa adayan her sorumlu müslümanın en önemli görevi olmalıdır.

Evet, bir umudumuz olmalı. Çünkü umutsuz kalmak, beyin ölümü gerçekleşen bir vakıadan farksızdır. Fakat umudu hak etmemiz gerekir. Umudu hakketmenin olmazsa olmaz şartı ise gerçekliklerimizin farkında olmakla ilgilidir. Yoksa umut üzerinde spekülasyon yapmak her zaman kolaydır.

Bu yüzden bizim kendimize ait bir hikayemiz, bir öykümüz olmalı diyorum. Tüm insanlığı kuşatacak, huzura ve sukunete erdirecek bir duyuşun ve dirilişin, bir yöneliş ve yürüyüşün hikayesini tekrar yazmamız gerekiyor.

Çünkü kıyameti bekleyen bir topluluk, yaşadığı dönemin tarihi üzerinde aktörlük yapamaz. Günlük düşünen, günlük yaşayan bir anlayıştan, ufku tüm insanlığı saracak bir pergele dönüşmeden, içine girdiğimiz kısır döngüden çıkmamız mümkün değildir.

Aslında başımıza gelen her bir musibet kendi ellerimizle işlediklerimiz yüzündendir. Aksi halde bize, "siz sapasağlam durdukça sizi yıkmak isteyenler asla başaramayacak" ilahi ikazı yapılmazdı. Artık anlaşılan bizim en büyük düşmanımız emperyalistler değil, bilakis kendi cehaletimizmiş.

Evet, suçlu önce biziz. Emperyal dünyanın doymak bilmez aç gözlü sömürgecileri, bizim cehaletimize galebe çaldı. Çünkü bölünmüş, fırka fırka olmuş, potansiyelinin ve gücünün farkında olmayan, birbirine düşmüş ve böylece gücü zayıflamış her topluluk aynı zamanda cahildir. Yoksa ilahi sünnet bunlardan bahsederken, batılın karşısında duran gerçek manada bir hakikatin yenilmezliğini ortaya koymazdı.

O halde boşuna suçlu aramayın, suçlu biziz. Muhammed İkbal iş olsun diye "kaçın müslümanlardan, sığının İslam´a" diye çığlıklar atmamış. Hem insanlara hakkı anlatmadık hem de ´bu da başımıza nerden geldi´ diye suçlu aramaya koyulduk. İlmi, yaşamak için değilde onunla nasıl bir kariyer kazanmanın pazarlığına indirgedik. İstisnai gayretler olsa dahi yaygın düşünce açısından, Kur´an okurken bile bütün çaba anlamak değil, tezlerimize delil bulmak ve karşı tarafı çürütmek için oluyor.

Neredeyse herkes kendi cemaatinin, tarikatinin, şeyhinin, derneğinin iradesine mahkum olmuş bir kısırlığa kapanmış durumdadır. Partiler üstü, mezhepler üstü düşünecek bir diyalektiğe ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır. Maalesef İslam tarihi ve düşüncesinin en önemli meselesi, değerlerini bir türlü kurumsallaştıramamasıdır. Şayet değerlerimizi kurumsallaştırabilseydik kişi merkezli böylesi anlayışlara mahkum olmazdık.

Artık üzerimizdeki ölü toprağını atmamız gerekiyor. Çünkü insanlık ancak bizim diri olmamızla dirilecektir. Bugün Batı, medeniyet olarak çöküştedir. Aç gözlü ve bir türlü doymak bilmeyen kolonyalist anlayış, dünyada sömürecek bir halk bırakmamış olup, artık kendi halklarını sömürmeye başlamışlardır. 

O halde; "aleyhimize de olsa hakkı ve adaleti ayakta tutacak" bir inanç dimağımız varken, bu alternatifi ortaya koyacak entelektüel, kültürel, sanatsal ve kamusal anlayışları inşa etmek, en çok bize yakışır. Çünkü dünya insanlığına bizim bir medeniyet borcumuz vardır. Bunu yapmamız elzemdir.

Unutmamalıyız ki; İnsanlık, İslam´a aç, biz ise elimizin altındaki bu nimetten bihabersiz yaşıyoruz.



YAZARLAR