Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Faysal Mahmutoğlu


Dini Yapı Değil Holding

Yazarımız Faysal mahmutoğlu'nun "yeni" yazısı...


Nakşibendi tarikatına bağlı İsmailağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefatı üzerine başlayan post kavgasının beraberinde getirdiği kasetli şantaj videoları, tarikat ve cemaatleri yeniden ülke gündemine taşıdı.

Tarikat ve cemaatler, hem faaliyet alanlarıyla hem para kaynaklarıyla hem de dini yorumlama tarzlarıyla toplumun geniş katmanları tarafından tartışma konusu olmuştur.

İslami literatürde “Allah’a ulaştıran yol” manasındaki tarikatların günümüzde “şöhrete, paraya ve makama ulaştıran yol” şeklinde tanımlamak daha gerçekçi…

Türkiye’de çok sayıda tarikat ve cemaat var: Nakşibendilik, Kadirilik, Bektaşilik, Halvetilik ve Rufailik bunlardan bazılarıdır.

Türkiye’de en yaygın olan Nakşibendiliğin birçok kolu bulunmaktadır. Bunların başlıcalarını Menzil, İskenderpaşa, İsmailağa ve Erenköy oluşturmaktadır. Ayrıca Süleymancılar, Nurcular, Cerrahiler gibi cemaatler de mevcut.

Tarikatlara şeyhler, cemaatlere ise liderler önderlik etmektedir.

Bu yapılara bağlı vakıflar, dernekler, ticari kuruluşlar (hastane zincirleri gibi), kurslar ve medreseler bulunmaktadır. Siyasal ilişkileri kullanarak dev sermayeli yapılar olarak faaliyetlerine devam ediyorlar.

Demokrat Parti ile birlikte sağ partiler tarikat ve cemaatleri hep oy deposu olarak görmüş, tarikat ve cemaat liderinin işaret ettiği kişileri milletvekili yapmak için yarışmışlardır.

Şeyh vefat ettiğinde yerine aileden biri geçiyor. Bu da ehliyet ve liyakatın göz ardı edildiğinin göstergesidir.

İskenderpaşa cemaatinin şeyhi Mehmet Zahid Kotku vefat ettiğinde yerine damadı Esat Coşan geçti. O da bir trafik kazasında yaşamını yitirince halefi olarak oğlu Nurettin Coşan seçildi. Menzil tarikatının şeyhi Reşit Erol vefat ettiğinde yerine kardeşi Abdülbaki Erol geçti; akabinde oğlu Fevzettin Erol da şeyhliğini ilan ederek tarikatı ikiye böldü.

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun postuna oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu’nun idare ettiği İsmailağa Vakfının desteklediği 92 yaşındaki dünürü Hasan Kılıç oturdu.  Ancak Marifet Derneğinin lideri olan aynı zamanda Mahmut Efendi’nin bacanağı da olan Muhammed Keskin, Kılıç’a biatını açıklamadı. Tarikatın en medyatik ve magazinel figürü Cübbeli Ahmet ise kaset şantajına muhatap kalarak şeyhliğini ilan etmeyeceğini açıklasa da postnişin için fırsat kolladığı biliniyor.

Türkiye’deki bu tarz dini yapıların söylemlerinde felsefi bir derinlik olmadığı gibi, Müslümanların dindarlıklarına ve fikri gelişimlerine de bir katkı sunmuyorlar. Çünkü büyük bir bölümünün heybesinde ilim namına bir şey bulunmamaktadır.

Tarikat ve cemaatlerin gündeminde insan hakları, adalet, özgürlük,  barış, eşitlik, kadın hakları,  bilim ve sanat gibi kavramlar yer almaz.

Devlette etkin ve yetkin olma güdüsü İslam’ın en temel ilkesine aykırıdır. “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Nisa:58)

Bu örgütlerin başında bulunan kişilerin, yaşam pratikleri, mal-mülk iştiyakları, iktidar ve güç odaklarıyla olan ilişkileri İslam’ın ana ilkeleriyle tezat oluşturmaktadır.

Tarikat ve cemaatlerin etkin ve yetkin isimlerinin; yaşam tarzları, sosyal, siyasal ve ticari faaliyetleri takva ve zühd anlayışı ile de bağdaşmamaktadır.

Tarikat mensuplarının çoğu toplumun en alt kesimini oluştururken, şeyhlerin milyon dolarlık lüks malikanelerde yaşamaları, Mercedes ve Jeep gibi lüks araç kullanmaları tenakuz teşkil etmektedir.

Ebu Zer Gifari, Huzeyfetü’l Yemani gibi isimler zühd ve takvada örneklik teşkil etmektedirler. Onlara göre Peygamberane bir anlayışla yaşamak, ancak sosyal ve ticari hayattan azami ölçüde uzaklaşmakla gerçekleşebilir. Kısaca dünyevilikten kurtulmakla mümkündür. Bu da nefsi, Allah’tan başka her şeyden muhafaza etmek demektir. Bu zühd hareketi, daha İslam’ın ilk yüzyılı içinde belirmeye başlamış olup, çok önemli sosyal değişimlerin ortaya çıkmasını sağlamış bir çeşit pasif mistik bir harekettir ki bunun tasavvufla ilgisi yoktur. Bu hareket Hicaz merkezlidir.

Tasavvuf denilen oluşumların başlangıcı 9. Yüzyıldır. Tasavvuf akımının ilk temsilcileri Ma’ruf-i Kerhi, Zünnun-ı Mısri, Seriyy-ı Sakatı, Bayezid-ı Bistami ve Cüneyd-i Bağdadi’dir. Bunları Hallac-ı Mansur takip eder. Bunların esin kaynağı Zühd hareketidir.

Tasavvufun neşet ettiği coğrafya Hicaz değil; Mısır, Suriye, Irak ve İran gibi mistik dinlerin canlılığını koruduğu ülkelerdir. Bu da tasavvufun Orta Çağ İslam toplumunun sosyal ortamında ortaya çıktığını göstermektedir. Tasavvufun sosyal tabanının da Arap olmayan (Mevali) milletlerden oluştuğunu söylemek mümkündür.

Mutasavvıfların zaman içinde insan-ı kâmil dedikleri, “ideal insan”ı ilahi sıfatlarla donatarak “Kutb” veya “Gavs” tabir edilen makamlar ihdas ederek, kâinatı Allah adına idare eden kişiler şeklinde konumlandırmaları, İslam’ın tevhid inancıyla bağdaşmamaktadır ki, bu da ulemanın sert tepkisine yol açmıştır.

11. yüzyılda Gazali’nin tasavvufu İslam’la barışık hale getirdiğini görüyoruz. Zaman içinde “vahdet-i vücud” gibi farklı varyantları da ortaya çıkmıştır.

Tasavvufun son dönemlerde tarikat haline dönüşmesi, bugünkü tabloyu ortaya çıkarmıştır.

Tasavvufun siyasi otoritelere karşı toplumsal hareketlerin doğmasına sebebiyet verdiği de bilinmektedir.

Sonuç olarak; tarihsel süreç içerisinde iktidarların sürdürdükleri saltanata, zulme, otoriteye, dünyevileşmeye, israfa, ötekileştirmeye tepki olarak doğan anlayışın; holdingleşerek işbirlikçi yapılara dönüşmesi tasavvufun ruhuna aykırıdır.

Özellikle 90’lardan itibaren holdingleşen ve ticari ilişkilerini büyüten bu yapılar, günümüzde medyadan yemek sektörüne ve giyim sanayisinden sağlık sektörüne kadar pek çok alanda faaliyet göstermektedirler. Her tarikatın kendi gazetesi, televizyonu mevcuttur. Bu yapılar artık dini yapılardan çok ticari yapılar olarak görülmelidirler.

Kimilerince tarikatların sivil toplum kuruluşu olarak öne sürülmeleri de gerçekçi bir tespit değildir. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerinde demokratik mekanizmalar işler. Faaliyetleri aleni olarak gerçekleşir. Siyasal iktidarla örtülü ilişkiler kurmazlar. Oysa tarikatların baskın karakteri mahremiyet ve gizliliktir.

 

Kaynak: farklı Bakış


Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR