Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


DİNİ SÖYLEM VE GELENEK

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


İnsanlar, İnandık demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. (Ankebut 29/2-3) 

Dini bir söylemde İnsan sonradan pişmanlık duyacağı sözlerden uzak durarak önce kendisine merhamet etmelidir. İnsana, karşılaştığınız zaman mahcup olacağınız, sözler söylemeyin. Unutmayın. Kul hakkı hayatın her alanını kapsamaktadır.                                                               

Dini bir söylemin oluşturmadığı zihin Materyalist zihin dünyasının oluşturduğu bencilliğin adıdır. Dünyayı değiştirmeyiz belki ama kendimizi değiştirerek örnek olabiliriz.                                                     

İslam'a göre, Kur’an’a göre, Allah böyle emrediyor şeklinde başlayan yargı ifadeleri iletişimde en temel sorundur. Zira bu ifadeler söylemimize ilahi nitelik kazandırma anlamı taşır. Oysa bu şekilde başlayan ifadelerden sonra gelen açıklamalar beşeri yorumlarla doludur. Bundan dolayı bu ifadelerin yerine Kur'an'da okuduğum ayetlerden ve Peygamber a.s sözünden ben şunu anlıyorum demek daha uygundur.                                                                                                     

Dini bir söylemde Kardeşlik ve kalbî münasebetin bir insanı sahiden duyduğunuzda tam olarak başladığını bilmemiz gerekiyor. Dinî söylemin dinamik ve manevî bir nitelik kazanması, ancak ahlâk, ilim, sanat ve felsefe gibi manevî değerler alanında gelişmesi ile mümkündür. İnsanı kâinatın merkezi yapan bütün değer hükümleri ilim, sanat, felsefe ve ahlak tarafından yaşatılmaktadır.                                                                                                                                  

Söylemlerimiz sadece konuşma odaklı olunca bir türlü iletişim kuramıyoruz. Bu gidişle kurmamızda mümkün gözükmüyor. Konuşmak ile yapmak arasında önemli bir fark vardır. Bu fark insanın mizacını da ortaya çıkarır. Ortak bir söylem dili, ortak bir kitap okuma ve film izleme kültürümüz olmalı aksi takdirde kendi dilimizde kayboluruz.                                                                           

Etkili bir iletişim için iki şeyin farkında olmamız gerekir güven ortamı oluşturmak, sevgiyi büyütmek.                                                                                                                                                                 

İman, hâl ve davranışlara da yansımalıdır. Zira iman, inanan insanda fikri ve ameli tecrübenin sonucu olarak bir bağlılık ve teslimiyet ahlakı oluşmasını sağlar. Teslimiyet ahlakı, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyi de içeren ahlaki bir taahhüttür.                                                                                                                                                                                                                                            

İnanan insan, eleştirirken bile güven verendir. Şahsiyat ile fikriyatı birbirine karıştırmaz. Emeğe hürmet etmek gerekir, birini yukarıya çıkarmak için diğerini aşağıya çekmek insanî değildir.                                                                                                                                                                 

İnsanlar arası ilişkilerde temel sorun kendi büyük kusurlarını çuvala basması senin küçük kusurlarını duvara asmasından kaynaklanmaktadır.                                                                                                       

İnsanlığın gelişimi ile kendi gelişimimizi aynı istikamette seyrettirmeliyiz aksi takdirde çerçevemiz dışında kalanlarla muamelede yetersiz kalıp onları ötekileştirebiliriz                                                               

Kendimizi herhangi bir yerelliğe, ufuksuzluğa ve hizip adamı olmaya mahkûm etmeden evrensel bir ufka, bilince ve duyarlılığa sahip olarak yolumuza devam etmeliyiz.                                                             

Kendini geliştirmeyenler, Kendini keşfetmek için emek vermeyenler, kısa yolun kolaylıklarını ve cazibesini uzun yolun çilesine ve erdemine tercih edenlerin dini bir söylem ortaya koymaları mümkün değildir.                                                                                                                                             

Kin ve gazabın türevlerine dayalı sığ, çatışmacı ve ötekileştirici bir dili kalbin ve aklın manevi diline yükseltebilirsek coğrafyamızı yeniden bir arada yaşama kültürünün oluştuğu adalet ve merhamet yurdu haline getirebiliriz.                                                                                                                         

İnsan‚ ölmek için değil ‚olmak için yani kendini ve dünyayı geliştirmek için vardır. İslâm insan hayatının yoksulluğu üzerine kurgulanmaktadır. Dini geleneği insan hayatının yoksulluğu üzerine kurgulamamak lazımdır. Gelenek bize gelene ekleme yaparak yarınlara taşımaktır.



YAZARLAR