Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


DİNİ KÜLTÜRLEŞTİRMEK Mİ, KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMEK Mİ DOĞRUDUR?

Beşir İSLAMOĞLU; Cemil Meriç, kültür kavramına bir tanım getirmenin zorluğunu şöyle ifade etmektedir:


 

Din; -genel anlamıyla- insanların uyması gereken kurallar bütünüdür. Bilindiği gibi Allah katında din, sadece İSLAM’dır. İslam; Allah tarafından belirlenen, elçiler aracılığı ile insanlara iletilen inanç ve amellerin bütünüdür.

Kültür kavramı ise, hangi dilden geldiği kesin olmamakla birlikte Türkçeye Fransızcadan geçtiği kabul edilmektedir. Arapçada “hars, ziraat, sikafe, terbiye, irfan, maarif gibi kelimelerle ifade edilir. 

Kültür; -genellikle- “tarihsel süreç içerisinde toplumun ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi değerlerin bütünü” olarak tanımlanmakta ise de kültürün tarımdan spora, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen gelmeyen onlarca tanımı vardır. 

Cemil Meriç, kültür kavramına bir tanım getirmenin zorluğunu şöyle ifade etmektedir:

“Kültür kaypak bir kavramdır. Tahlil edemezsiniz; çünkü unsurları sonsuz. Tasvir edemezsiniz; çünkü bir yerde durmaz. Manasını kelimelerle belirtmeye kalktınız mı elinizde havayı tutmuş gibi olursunuz. Bakarsınız ki her yerde hava var; ama avuçlarınız bomboş.”

Bu makalede esas üzerinde durmak istediğim husus, “dinin kültürleştirilmesi” diğe bir ifadeyle “dinin Allah’ın emri ve rızası dışına çıkartılıp, kültüre dönüştürülmesi” hususudur.

Baktığımızda “kültür” kavramı günlük dilde (kullanımda) o kadar farklı anlamlarda, bağlamlarda ve konseptlerde kullanılmış ki “her derde deva” konumuna taşınmıştır. Her işe kültür denilmiştir; din bile kültürün bir parçası haline getirilmiştir.

Mesela bir tanımda denilmiş ki “din, dil, bilim, felsefe, düşünce, sanat, ahlak, hukuk, örf, adet, gelenek, görenek vs. bütününe kültür denir.

Bu tanımda İslam dini ve ahlakı da kültürün bir ögesi olarak tanımlanmıştır. Şimdi sormak lazım: Din mi kültürün bir unsurudur; yoksa kültür mü dinin bir unsurudur? Din kültürleştirilir mi? Veya kültür dinin alternatifi midir?

Din ve kültür konusunda tezim şudur:

Din; Allah’ın, insanların mutluluğu için bildirdiği kurallar bütünüdür. Dolayısıyla din, kültürün tanımı için söylenen her ne varsa, (dil, bilim, felsefe, düşünce, sanat, ahlak, hukuk, örf, adet, gelenek, görenek vs.) tümünü kapsar ve tümüne söyleyeceği sözü vardır. Din, hayatın tümünü dizayn eden bir sistemdir. Hayatın hiçbir alanını boş bırakmaz; zira din, insanların yaşam biçimidir, hayat tarzıdır, kimliğidir.

Bu inanç ve düşünceyle -bir Müslüman olarak- konuya yaklaştığımızda “kültür” adı altında geçen -örf, adet, gelenek, görenek, töre, felsefe, bilgi, düşünce, sanat, ahlak, hukuk, mezhep vs.- her ne varsa, hayatın parçacıklarıdır ve İslam dairesi içerisinde mütala edilmeli ve İslam’a uygun olması gerekir. Yani Müslümanın kültürü, töresi, örf ve adeti, gelenek ve göreneği İslami kurallarla şekillenmelidir.

Mesela; kültürün birer parçası (veya örf ve adet) olarak kabul edilen selam verme, hal hatır sorma, yaşlı ve hastalara yer verme, düğünlerde, cenazelerde, bayramlarda birlikte olma, ihtiyaç sahiplerine yardım etme, misafirperver olma, ahlak kurallarına uyma, saygı ve sevgiyi önemseme gibi eylemler zaten dinin kuralları içerisinde yar almaktadır.

Namaz kılmak ve zekat vermek nasıl dinin bir kuralı ise, yaşlı ve hastalara sahip çıkmak ve ahlaki kurallara uymak da dinin kurallarıdır. Adına ister kültür, ister töre, ister gelenek ve görenek deyin …ne derseniz deyin, İslam, tüm hayatımızı dini kural ve ilkelere göre düzenlememizi ister.

Bu hususta kaygı veren ve bizleri korkutan durum, dine alternatif, ama “kültür” adı altında yeni bir “din” icat etmektir. Çoğu kimseler “dinimizin emri böyledir” yerine, “kültürümüz bunu ön görür, kültürümüzde bu var” diyerek kültürü dine karşı yeni bir din, yeni bir yaşam biçimi haline getirmektedirler. 

Okullarımızda ders kitaplarında “din dersleri” yerine “din kültürü” denilmiştir. Niçin? Oysa hazırlanan konulara (içeriğine) baktığımızda İslam dininin inanç, ibadet, ahlak, siyer ve kısmen dinler tarihi konuları işlenmektedir. Peki, neden korkuluyor? Niçin “din dersleri” yerine “din kültürü” deniliyor? Laiklik mi engel, yoksa mezhepçilik mi?

Bir Müslüman ve bir eğitimci olarak söylemem gerekirse, Türkiye’de sağlıklı bir nesil yetiştirilecek ise, Kur’an’ın mesajları ve elçisinin uygulamaları merkeze alınarak, akıl ve bilim ışığında, hurafelerden ve batıl inançlardan arındırılarak bir din öğrenimi yapılmalıdır. 

Doğu’nun Batı’nın, Kuzey’in Güney’in, oranın buranın vs. töreleri, mezhepleri, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri (kültürleri) farklı olabilir; ancak Müslümanlar olarak, Kur’an’ın mesajları ve elçisinin uygulamaları ile “sahih bir din” vermekle mükellefiz. Gençlerimizi bu sahih din ile yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde yüzlerce farklı dinle karşı karşıya geliriz ve gençlerimizi ikna edemeyiz. Sonuçta hepimiz kaybedenlerden oluruz.

Öyle ise, Din-i İslam ile kültürü birbirinden ayırmak, kültür kavramını kavram kargaşasından çıkartmak ve kültüre doğru bir tanım vererek doğru bağlamlarda kullanmak gerekir. 

Din, Allah’ın insanlardan istediği kurallar bütünüdür. Kültür ise; insanların hayat boyu –hars kelimesinden hareketle- ürettikleri fikir, bilgi, felsefe, edebiyat, üretim, imar, iş, sanat, folklor, estetik, giyim, kuşam vb. “kazanımlar” demektir ve bu kazanımlar (kültür), aynı zamanda toplumların medeniyetini oluşturur. 

Bu kazanımların her biri kendi ölçeğine göre bir değerdir. Bu değerler (kazanımlar) Allah’ın istediği sisteme uygun ve insana hizmeti esas alıyorsa, “bu değerler İslamidir, insanlığın ortak malıdır ve İslam medeniyetidir” deriz ve sahipleniriz; aksi takdirde “bizimdir” diyemeyiz ve sahiplenemeyiz. 

İslam felsefesinden süzülerek ortaya çıkartılan bu değerlere sahip olan kimse “irfan sahibi” kimsedir. İrfan sahibi olmayana “kültürlü insan” demek haksızlıktır.  

Selam ve muhabbetlerimle… 



YAZARLAR